Kapitalizm tüm dünyayı yok oluşun eşiğine getirdi: Yıkıntının altında filizleniyor umut yarına

Rejim için tehdit olduğu düşünülen fikirler, kesimler devletler tarafından hep “özel” muameleye tabi tutuldu. Sosyalistler, demokratlar, işçiler, kadınlar, gençler, siyahlar, yerliler… Bunlar ülkeden ülkeye değişiklik gösterse de temel ayrım hep zengin ve yoksul oldu.

Kapitalizm tüm dünyayı yok oluşun eşiğine getirdi: Yıkıntının altında filizleniyor umut

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Covid-19 salgınını pandemi olarak ilan ettiğinde tarihler 11 Mart 2020’yi gösteriyordu. Aynı günlerde Türkiye ilk vakaların görüldüğünü birinci elden ilan etmişti.

Bu tarih hem dünya için hem de Türkiye için tam anlamıyla “milat” oldu.

Pandemi kapitalizmin dünyayı ne hale getirdiğini net bir şekilde gözler önüne serdi. Tel tel dökülen sağlık, eğitim sisteminin yanında domino taşı gibi yıkılan ekonomilere şahit olduk.

Parası olmayan binlerce insanın hastanelere ulaşamadan evlerde, sokaklarda can çekişine tanık olduk.

Devletlerin insanına ne kadar uzak olduğunu gördük. Pandemi kapitalizmin tüm çirkinliğini gösteren turnusol oldu.

KAPİTALİZM ÖLDÜRÜYOR
Dünya üzerinde bugüne kadar yaklaşık 1 milyon 400 bine yakın insan Covid-19 pandemisi nedeniyle öldü.

Ölenlerin çok önemli bölümü ekonomik nedenlerden dolayı sağlık hizmetlerine ulaşmakta zorlananlar oldu.

ABD, AB, Rusya ve Türkiye için bu tablo çok değişmedi. Kapitalizmin ürettiği sonuç insanlara ölüm getirdi.

Üstelik sadece pandemi nedeniyle değil. Oluşturulan kapitalist-emperyalist sistemin devamı için devasa bir güvenlik sistemi kuruldu.

Rejim için tehdit olduğu düşünülen fikirler, kesimler devletler tarafından hep “özel” muameleye tabi tutuldu. Sosyalistler, demokratlar, işçiler, kadınlar, gençler, siyahlar, yerliler…

Bunlar ülkeden ülkeye değişiklik gösterse de temel ayrım hep zengin ve yoksul oldu.

NEFES ALAMIYORUZ

ABD 25 Mayıs’ta 46 yaşındaki George Floyd’un Minneapolis’te gözaltına alınıdığı sırada yaşananlar sistemin kendisinden olmayana nasıl yaklaştığının net fotoğrafı oldu.

Bir polisin Floyd’un ensesine diziyle dakikalarca basması nedeniyle “Nefes alamıyorum” sözleri bu yılın önemli anlarından biri oldu.

ABD’de başlayan ırkçılık karşıtı gösteriler tüm dünyaya yayıldı. Aynı gün İngiltere’den Hindistan’a tüm dünyada yaklaşık 20 milyon insan gösterilere katılırken tam anlamıyla ezilenlerin başkaldırısına dönüştü.

Pandemi ve Floyd isyanı hiç kuşku yok ki en çok ABD’yi etkiledi. Seçimlere favrori olarak giren Trump 3 Kasım’da gerçekleştirilen ABD başkanlık seçimlerinde Demokrat aday Joe Biden’a karşı yenildi.

2020 yılı hiç kuşku yok ki Cumhuriyet tarihinin en karanlık yıllarından biri olarak hatırlanacak. Şüphesiz bu tabloda pandeminin etkisi büyük.

Ama daha da etkili olan her alanda Recep Tayyip Erdoğan iktidarının kötü tercihleri, yönetimi oldu.

Bu nedenle 2020 yılı ekonomik ve siyasal olarak tam anlamıyla çöküş yılı oldu.

İşsizlik rekor seviyelere ulaştı.

Ekonomik sıkıntılar insanları toplu intihara kadar sürükledi. Bu tabloya gözünü kapatan AKP-MHP bloku çözüm olarak toplumu ve muhalefeti daha çok cendereye almakta buldu.

Türkiye halkı da nefes alamaz hale geldi.

Pandemiyle mücadeleyi küçümseyen, onu bir olanak olarak karşılayan iktidar anlayışı bugün de devam eden ölümlere çare olmaktan çok uzaktı.

Bir maskeyi dağıtamayan, grip aşısını ülkeye getiremeyen, esnafına, işçisine yardım yapmak için halka IBAN gönderen hükümetin başarı hikâyelerine kimse inanmamaya başladı.

Recep Tayyip Erdoğan, kendisine verilen desteğin azaldığını gördükçe Ayasofya’dan, Libya’dan medet ummaya başladı.

Hepsi de boşa düştü.

Pandemi, AKP döneminde yıllardır biriken sorunların üzerine gelince tam anlamıyla ülkenin taşıyıcı kolonu kırıldı. Ülke tüm halkın üzerine çökmek üzere.

UMUT DİRENİŞ ÇADIRINDA

Türkiye’de insanlar ya evlerinde kalmaya mecbur bırakıldı ya da fabrikalarda, işyerlerinde zorla çalıştırıldı.

Erdoğan miting yaparken insanların sokakta sorunlarını anlatmak için yan yana gelmesi, toplantı yapması yasaklandı.

Grev, direniş imkânsız hale getirildi.

Her itiraz vatan hainliği ile yaftalandı.

Buna rağmen yurttaş teslim olmadı, direniş bitmedi.

İşçiler grev çadırları açtı, fabrikalar da şalter indirdi. Köylüler toprağı, suyu için kavga verdi. Şirketi, mahkemeleri, jandarması, polisi yıldıramadı onları.

Kadınların sözleri, müzikleri ve dansları yine sokaklardaydı.

En karanlık yılda gün ışığı gibi parladı mücadeleleri.

Bu direnişlerle enkazın altında bir umut filizleniyor. Dayanışmayla, direnişle.

Yeniden kurulacak bir dünyayı müjdeler gibi.

Umut yarında…

Kaynak: BirGün Politika Servisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.