Köylülük Sarmalında Sosyal Demokrasi…

Ramazan Yiğit

Nerede Kalmıştık…

Köylülük Sarmalında Sosyal Demokrasi…

21 Yüzyılın Türkiye’sinde gelmiş olduğumuz durum itibari ile siyasete sirayet eden geri kalmışlığı bir şekliyle içimizden söküp atamıyoruz. Söküp atamadığımız gibi daha bir karmaşık siyaset yapma şekli hayatımızdaki yerini her gün biraz daha pekiştiriyor.

Hal böyleyken çağdaş demokratik yaşam biçimini savunanlarla geri kalmışlar arasında amansız bir mücadele kaçınılmaz oluyor. Siyasete egemen olan köylülük siyasetin gelişmesinin önün de engel teşkil ederken aynı zamanda Türkiye’ninde gelişmesinin önünde bir kurşungeçirmez zırh gibi duruyor.

Şimdi bu noktadan hareketle nedir kardeşim senin bu köylülükle derdin ne anlatmak istiyorsun diyenler azımsanmayacak kadar çoğunlukta olduğunu biliyorum. Hatta okkalı bir küfür sallayanları da yok değil. Her okuduklarında kulaklarımı çınlatıyorlar bunun bilincindeyim, fakat çağdaş toplumun gelişmesinin önündeki engellerle mücadelemi asla ve asla sekteye uğratamayacaktır bu düşüncede olan insanların bilmesini isterim.

‘’Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi burada anlatmaya çalıştığım köylülük çağdaş, laik, demokratik Cumhuriyetin kurucusu büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün de söylediği milletin efendisi köylü değildir’’

Siyasetteki köylülük kimi zaman karşımıza inançsal olarak çıkar, kimi zaman ırksal olarak, kimi zamanda hemşericilik olarak çıkar. Bir diğer anlamıyla da mahalle baskısı olarak da adlandırabiliriz. Düşünsel olarak toplumun gelişmesine hiçbir katkısı yoktur. Durağandır. Hiç bir şey üretmez üretmediği gibi var olandan beslenir tüketmeye yönelik bir yaşam biçimidir. ‘’Yani feodal bir yaşam biçimidir.’’ Bulunduğu her alanda kendi egemenliğini kurar farklılıklara yaşam hakkı tanımaz.

‘’ Yani zaman-zaman Türk-Kürt, Göçmen olarak karşımıza çıktığı gibi aynı zamanda şehirsel ve kasaba olarak, hatta köy düzeyine indiği çıplak gözle bile görülür.’’

İşte siyasete egemen olan köylülüğün ta kendisi budur.

Siyasi hayatımıza musallat olan köylülük ‘’Sosyal Demokrat siyasetteki etkisini’’ özellikle 1989’lu yılını takip ederek günümüze uzanan yaşamımıza güçlü bir şekilde tesir etmiştir.

Gelmiş olduğumuz günümüzdeki etkisi öyle bir şeydir ki kimi zaman dost sohbetlerinde konuyu anlatırken ‘’senin yaptığını Çorumlular bile yapmaz deyip de bol kahkaha ile güleriz yada hayretimizi gösteririz ya işte o cinsten bir şey bu siyasetteki köylülük.’’

‘’Öyle ki son derece çağdaş bir yaşam biçimine sahip olan bireyleri bile içine hapsedip kendi mecrasında hasat’a dönüştürür.’’

İşte ben de diye başlar bu kişi sözlerine filan şehirli sahsın ‘’kızıyım yada oğluyum sizlerle gurur duyuyorum dedirtir cinsten bir şey ,köylülük sarmalındaki sosyal demokrat siyaset biçimi.’’

Bu siyaset yapma biçimi bazen bireylere avantaj sağlarken, bazen de dezavantaja dönüşerek tehdit olarak karşımıza çıkar.

Gündelik hayatımızda yaşadığımız birçok örnek gibi. Mademki biz yok saydınız bak şimdi neler yapacağım gör bakalım der gibi bir şey bu.

‘’Öncelikle şunu belirtmek isterim bu yazımdaki vermiş olduğum örneklerle kimseyi suçlamış değilim yaşamımıza sirayet eden köylülük sarmalındaki sosyal demokrat siyaset yapma biçimini özetlemek açısından elle tutulur örneklerden sadece birkaçıdır.’’ Asıl değerlendirmeyi yaşadığımız 21’inci yüzyılda çağdaş dünyanın Türkiye’sinde siyaset yapan bireylere bırakıyorum.’’

‘’Gelelim asıl konumuza’’

Daha önce de buna benzer çokça yazım vardır. İlk yazım yine kendimin tarafından çıkardığım,Sosyal Demokrat Açılım Dergisinde 1999 yılında,’’ Sosyal Demokrasi ve köylülük’’ olarak yazmıştım.

Bu yazmama neden olan şey ise,2014 Yılında çalışmaya başlayıp 2018 yılının 9’uncu ayında ayrıldığım Kastamonu Konfederasyonunun 25.02.2019 tarihin de ‘’Kastamonlular Eyüpsultan’da buluşuyor’’ etkinliğinin haberi üzerine gelişti.

İlk Davetiye…

Haberi yaptığım günün akşamı saat 09.36 Kastamonu Konfederasyonu Hüseyin Selami Çelebioğlu’nun araması ve sarf ettiği şu cümlelerden sonra gelişti.

Buraya kadar her şey masum hane bir şekilde ilerlerken nerden çıkmıştı bu yeni gelişme de yeni bir davetiye hazırlanmış idi.

Kas-Kon Genel Başkanı Hüseyin Selami Çelebioğlu; şu ifadeleri kullandı.

Davetiyenin Son Hali…

Ramazan senin haberin yok galiba son gelişmelerden yeni davetiye yapıldı toplantının ev sahipliğini Kas-Kon Yönetim kurulu üyesi ve Eyüpsultan Belediye Meclis üyesi Metin Çırpan’ın ev sahipliğinde yapılıyor onu göndereyim de sana onu paylaş dedi.

Hepimizin de bildiği gibi Hüseyin Selami Çelebioğlu CHP’den 2014 yılında Eyüpsultan Belediye Başkanı Adayı olmuş 25 günlük saha çalışmasının ardından zamanın CHP Eyüpsultan İlçe Başkanı Ahmet Kartalkanat ve bir kısım partilinin tepkisi sebebi ile geri çekilmiş yerine CHP Genel Merkezi tarafından Ferzan Özer Aday olarak belirlenmiş idi.

Yine hepimizin bildiği üzere Hüseyin Selami Çelebioğlu 2019 yerel seçimleri için yine tekrardan CHP Eyüpsultan Belediye Başkan Aday Adayı oldu.

Kendisi ile birlikte 9 aday adayı içinden Emel Bilenoğlu CHP Genel Merkezi tarafından aday olarak görevlendirildi.

Asıl konu buradan itibaren başlıyor.

Şimdi Kastamonluların Eyüpsultan da buluşuyor olmasında hiçbir sorun yok ; gayet masumhane bir hemşeri dayanışması olarak görebiliriz elbette. Haberi yaparken de yaklaşık 4.5 yıl çalıştığım hizmet ettiğim bir kurumun dayanışması olarak algılamıştım zaten.

Fakat aklıma takılan şu nokta oldu  Eyüpsultan’da Belediye meclis üyesi adayı olan tek Kastamonlu aday AK Partiden Metin Çırpan değildi,aynı zaman da CHP’den Emine Çelik’de Eyüpsultan Belediye meclis üyesi adayı idi.

Muhtemelen diğer siyasi partilerden de kastamonlu adaylar vardır.

Soruyoruz peki Kastamonluların üç güzide kurumu kastamonlular adına düzenlediği etkinliğini sadece AK Parti adayı Metin çırpana endeksledi?

Asıl düşündürücü olan bu buluşmanın kişiye endeksli olması toplumun ise kullanılmasıdır.

İşte Siyasetteki köylülüğün gelmiş olduğu son nokta budur.

Daha önce de dediğim gibi bu sadece Eyüpsultan özelinde yaşanan örneklerden sadece birkaç tanesidir. Siyasetin geneline baktığımız da yaşanan onlarca örnekle karşılaşmak mümkündür.

Daha önce de belirttiğim gibi amacım kimseyi suçlamak değildir.

Özellikle kendini acımasızca hissettirdiği sarmaladığı sosyal demokrat idolojiyi her gecen gün biraz daha gerilettiğidir. Dikkat çekmek istediğim asıl nokta budur.

Umarım bu noktadan hareketle Türkiye özelin de ‘’SOSYAL DEMOKRAT DÜŞÜNCE ‘’ içinde bulunduğu bu olguyu gözden geçirir ve gerekli önlemleri alır.

Aksi takdirde kendini bitirmekten başka hiç bir şey yapamaz.

Saygılarımla

Kolay Gelsin…

Not: Sosyal Demokrasi Köylülükten Nasıl Kurtulur yazımı ileriki günlerde kaleme alacağım ve yayınlayacağım.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir