İBB Davası’nda 10’uncu gün | Mehmet Murat Çalık: Takipsizlik aldığım suçlamadan tutuklu yargılanıyorum, ihbarcı ‘sanık’ oldu
CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 402 sanıklı İBB Davası’nda Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık savunma için kürsüye çıktı. Hakkında daha önce verilmiş takipsizlik kararını hatırlatan Çalık, “Hakkımdaki takipsizlik kararı rüşvet suçuna ilişkindi; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması ise irtikap suçu üzerinden devam ettirildi. Hakkımdaki tutuklama kararı ‘suç örgütüne üye olma’ ve ‘irtikap’ suçundan dolayı verilmişti. Sonra iddianame kabul edildikten sonra görüyoruz ki, tutuklandığım suçun vasfı değişmiş ve ‘rüşvet’ olarak nitelendirilmiştir. Yani aslında savunmasını yapmadığım bir suçtan dolayı yaklaşık bir yılı aşkın süredir tutuklu olarak yargılanıyorum” dedi. Tanık ifadelerindeki çelişkilere dikkat çeken Çalık, “Uğur Güngör’ün beyanlarının ne kadar gerçeğe aykırı olduğunu; kendisinin ihbarcı olduğu bir dosyada sanık haline gelmesinden çok net bir şekilde anlayabilirsiniz” ifadelerini kullandı.

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 106’sı tutuklu 402 kişinin yargılandığı İBB Davasının 10’uncu günü sona erdi.
İBB’nin 10. gününde tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın avukatı Doğa Şanlıoğlu savunmasını yaptı ve tahliye talebinde bulundu.
Duruşmaya verilen aranın ardından Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın savunması alındı.
Hakkında daha önce Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilmiş bir takipsizlik kararı olduğunu kaydeden Çalık, “Dosya uzun süre Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bekletilmiş; sonrasında soruşturmayı yapan savcılık yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermiş ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi dosyasıyla birleştirilmiştir. Hakkımdaki takipsizlik kararı rüşvet suçuna ilişkindi; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması ise irtikap suçu üzerinden devam ettirildi. Hakkımdaki tutuklama kararı ‘suç örgütüne üye olma’ ve ‘irtikap’ suçundan dolayı verilmişti. Sonra iddianame kabul edildikten sonra görüyoruz ki, tutuklandığım suçun vasfı değişmiş ve ‘rüşvet’ olarak nitelendirilmiştir. Yani aslında savunmasını yapmadığım bir suçtan dolayı yaklaşık bir yılı aşkın süredir tutuklu olarak yargılanıyorum” ifadelerini kullandı.
Dosyanın tanık ifadeleriyle çelişkiler barındırdığını kaydeden Çalık, “Uğur Güngör’ün beyanlarının ne kadar gerçeğe aykırı olduğunu; kendisinin ihbarcı olduğu bir dosyada sanık haline gelmesinden çok net bir şekilde anlayabilirsiniz. İhbarcı olarak girdiği dosyadan, iddianamede sanık olarak çıkmıştır” diye konuştu.

GÜLSEREN ÇALIK: BUGÜNÜ BEKLİYORDUM
Duruşmayı takip eden Mehmet Murat Çalık’ın annesi Gülseren Çalık, “Allah’ın izniyle güzel olacak. Heyecanlıyım, tespihim cebimde dua ediyorum, bekliyorum. Vallahi bugünü bekliyordum, ne diyeyim Allah büyüktür ve rahat etmek istiyorum. Allah’a emanet ediyorum onu” dedi.
20.14 | DURUŞMA SONA ERDİ
Duruşma sona erdi. Murat Çalık’ın annesi Gülseren Çalık, duruşma sonrası açıklama yaptı.
Duruşma yarın saat 10:00’da devam edecek.
18.04 | MEHMET MURAT ÇALIK SAVUNMASINA DEVAM ETTİ
Çalık’ın savunmasında öne çıkanlar şöyle:
“Velittin Küçük, yanıma Zafer Gül ile geldiğini, benim kendisine “piyasanın kötü olduğu, belediyenin ihtiyaçları bulunduğu” yönünde sözler söylediğimi ve ardından altı daire istediğimi iddia etmiş Sayın Başkan. Bakın, yine isnat değişti; bu sefer “altı daire” oldu. Zafer Gül ise dört daire teklif edildiğini, sonunda da 13 daire verildiğini duyduğunu söylemiş. Sayın Başkanım, belediye başkanlığı tabii ki abartılacak bir iş değildir ama önemli bir kamu sorumluluğudur. Kişileri abartmamak lazım ama temsil ettiğiniz makam önemlidir. Sayın Velittin Küçük, bölgede belediye başkanlığı yapmış bir kişidir.
Bakın, şimdi daha fazlasını söylemek istemiyorum; inanın Beylikdüzü’nde ben de belediye başkanlığı yaptım, kendisi de yaptı. Gürpınar’da dolaşın —hadi diyelim diğer bölgelerde Velittin Bey’i tanımazlar ama Gürpınar’da herkes tanır— ve şu ifadeyi oradaki insanlara okuyun: “Piyasanın kötü olduğu, belediyenin ihtiyaçları bulunduğu…” Bunu hangi belediye başkanı söyler? Eğer yüz kişiden bir kişi derse ki, “Mehmet Murat Çalık böyle bir cümle kurar,” ben bu iddiaların hepsini huzurunuzda kabul edeceğim Sayın Başkanım. O kadar da iddialıyım. “Piyasalar kötüymüş…” Kendi belde belediyeleri zamanındaki alışkanlıklar hatırlarına gelmesin Sayın Başkanım! Belde belediyeleri, İstanbul’un kara delikleriydi. Bakın, kara delikleriydi! Çünkü Büyükşehir denetimine tabi değillerdi. Burada meslektaşlarım var, benim ne söylediğimi çok net anlıyorlar. Kafalarına göre meclis kararı alırlardı; “Senin yerini yeşil alan yaptık, senin yerini bilmem ne yaptık” diye… Eğer iddia makamı gerçekten “yüzyılın soruşturmalarını” açmak istiyorsa, belde belediyeleri dönemindeki evrakları bir incelemesi lazım. Madem altı daire istemişiz, karşı taraf dört daire teklif etmiş; peki nasıl 13 daire verilmiş? Velittin Bey’in söylediğine göre altı istemişiz, dört teklif edilmiş ama sonuçta 13 verilmiş!
“ARAŞTIRILMASI GEREKEN KİŞİ, O DÖNEMİN BELEDİYE BAŞKANI VELİTTİN KÜÇÜK OLMALIDIR”
Şimdi Davut Akay’ın ifadeleri de çok dikkat çekicidir Sayın Başkan. “Duymuştum, vakıf değildim” gibi ifadeler kullanıyor. İddia makamı bu anlatımların doğruluğunu hiç araştırma ihtiyacı hissetmemiş. Ben iddia makamı adına bunları araştırdım. Bilirkişilere bir ücret ödenir mi ödenmez mi bilmiyorum ama ben bir bilirkişi edasıyla her şeyi inceledim ve iddia makamının önüne koydum. Davut Akay; her blokta 9 kat olması gerekirken 5 kat fazla yapıldığı yönünde bir iddiada bulunuyor. Eğer ruhsat ve projeler incelenmiş olsaydı, imar planına ve imar durumuna bakılsaydı; tanığın yanıltıcı beyan verdiği iddia makamı tarafından açıkça görülecekti. Yine Davut Akay, konut vasfındaki bağımsız bölümlerin dükkâna çevrilmesi için rüşvet verildiğini bildiğini ileri sürüyor. Hatta diyor ki; “Bu eylem ilk kez yapılmıyor, bunlar daha önce de yaptı.” Örnek olarak da Perla Vista AVM’yi gösteriyor. Oysa söz konusu projeye ilişkin en son idari işlem —ki Perla Vista’nın ruhsatlarını da ek klasöre koydum— 27 Mart 2008 tarihinde düzenlenmiştir. Sayın Başkan, bu tarih itibarıyla belediye başkanı kimdir? Velittin Küçük! Şayet iddia makamı, “Bakın burada da bir usulsüzlük yapılmış, bu isimler bu işi ilk kez yapmamışlar, daha önce de dükkâna dönüştürme işi yapmışlar” diyerek bu beyanı delil olarak dosyaya koyuyorsa; iddia edilen işlem tarihi dikkate alındığında araştırılması gereken kişi, o dönemin belediye başkanı Velittin Küçük olmalıdır.
Tarih ve görev sorumluluğu bu kadar ortadayken, bu beyanın mevcut dosya kapsamında tarafıma yöneltilmesinin hiçbir mantıklı izahını göremiyorum. Benzer çelişkiler, tanık Velittin Küçük ile Zafer Gül’ün beyanlarında da mevcuttur Sayın Başkanım.”
“TAKİPSİZLİK KARARI ÇIKINCA ORTAYA ATILMIŞ BİR KURGU”
Çalık, senet iddialarına değinerek ‘Uğur Güngör’ün 2020-2024 yılları arasındaki çok sayıdaki ifadesinde senetle ilgili tek bir cümle, tek bir kelime dahi geçmediğini, ilk kez tanık olarak beyan verdiği 19 Mart 2024 tarihli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu ifadesinde ve akabinde 21 Ekim 2024 tarihli ifadesinde gündeme getirdiğini’ belirtti.
Uğur Güngör’ün, ilk ifadesinde “Fazla inşaat hakkına karşılık 13 daire devrettik” dediğini belirten Çalık, “Ancak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturduğu ruhsat tarihi (22 Ekim 2015) ile daire devirlerinin bir yıl sonra yapılması arasındaki zamansal çelişkiyi —ve en önemlisi Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın takipsizlik kararı vermesini— bertaraf etmek için; ‘Senet verdik, ödeyemedik, senet ödenmeyince daireleri devrettik’ diyerek bu açığı kapatmaya çalıştığı çok net görülmektedir” ifadelerini kullandı.
Çalık, “Eğer gerçekten bir rüşvet senedi verilmiş olsaydı, bu durum en baştaki anlatımlarda yer almaz mıydı? Oysa senet iddiası; yıllar sonra devir tarihlerindeki çelişkiler açıklanamaz hale gelince ve Büyükçekmece’den takipsizlik kararı çıkınca ortaya atılmış bir kurgudur” dedikten sonra sözlerine şöyle devam etti:
“Bu uydurulan senet iddiasının kendi içinde de ciddi çelişkiler var. Sanki geçmişte bu olayla ilgili hiçbir ifade verilmemiş, hiçbir soruşturma yürütülmemiş gibi yeni bir senaryo yazılmıştır. Şimdi bu uydurulan senetlerdeki çelişkileri ortaya koyacağım: Zafer Gül’e göre: 25 Mart 2025 tarihinde; senetlerin %42’sinin kendisi, %58’inin ise yükleniciler Gül İnşaat ve Gül Kentsel Tasarım tarafından imzalandığını söylüyor. Önce “Uğur Güngör’le ben imzaladım ama Ali Gül imzalamadı” diyor, 5 Kasım’da ise tekrar dönüp “Ali de imzalamıştı” diyor. Uğur Güngör’e göre: 19 Mart 2024 tarihli beyanında; “7,5 daireye karşılık 7-8 adet senedi” kendisinin ve Zafer Gül’ün ayrı ayrı imzaladığını söylüyor. 21 Ekim’de ise bu sefer daire hesabı gidiyor, yerine “15 milyon karşılığı senedi” kendisinin ve Gül İnşaat’ın verdiğini, ofisinde imzalayarak Zafer Gül’e teslim ettiğini söylüyor Uğur Güngör.
Peki, senetler kime teslim edildi? Zafer Gül’e göre; 25 Mart tarihli ifadesinde, senetleri Uğur Güngör ile birlikte Fatih Keleş’e teslim ettiklerini söylüyor. Sonra 5 Eylül’de; Uğur Güngör’ün senedini, vefat eden avukat arkadaş Oğuzhan ile birlikte Fatih Keleş’e teslim etmeye gittiklerini iddia ediyor. Uğur Güngör ise 19 Mart’ta; 7,5 daireye karşılık 7-8 senedi imzalayarak Zafer Gül’e verdiğini, Zafer Gül’ün bu senetleri Mehmet Murat Çalık’a, yani bana verdiğini, benden de Ekrem İmamoğlu’na gittiğini iddia ediyor. Sonra 21 Ekim’de ise; senetlerin Fatih Keleş’te olduğunu Davut Akay’ın söylediğini ve ödemenin ona yapılması gerektiğini öğrendiğini anlatıyor. Ödemeyi yapan kim? Zafer Gül’e göre; 25 Mart’ta, Uğur Güngör’ün avukatı Oğuzhan ile birlikte yaptıklarını söylüyor. 5 Eylül’de ise bizzat 1 milyona yakın ödemeyi kendisinin elden yaptığını beyan ediyor. Uğur Güngör ise; ilk senedin ödemesini kendisi, Davut Akay ve Zafer Gül’ün birlikte yaptığını söylüyor. Geriye kalan senetler için “Ödeme yapamadık, ödeme yapamadığımız için daireleri devrettik” diyor. Fakat sonra 10 Mart’ta; 22 Ağustos 2016 tarihinde bankadan para çektiğini, avukatı Oğuzhan’a verdiğini, Zafer Gül ile birlikte Fatih Keleş’e aynı gün parayı teslim ettiklerini ve bunun “ikinci ödeme” olduğunu söylüyor! Az önce “Bir senet ödedik, gerisini ödeyemedik” diyen Uğur Güngör, bu sefer ikinci senedi de ödediklerini iddia ediyor. İfadeler orada duruyor Sayın Başkanım.
Peki, bu olaya kim şahit oldu? İddiaya göre; Uğur Güngör, Zafer Gül, Ali Gül, Davut Akay, avukat Oğuzhan ve şoför Hasan Aslaner. Avukat vefat ettiği için elimizde iki şahit kalıyor. Peki, bu şahitler ne diyor? Hasan Aslaner (Şoför): 11 Eylül’deki ifadesinde; Mehmet Murat Çalık’ı tanımadığını, tapu devriyle ilgili bilgi sahibi olmadığını ve para teslimi konusunda herhangi bir bilgisinin bulunmadığını açıkça ifade ediyor. Davut Akay: Önceki ifadesinde beni tanımadığını, ödeme yapmadığını, senet ödemesi ve teslimi sürecinde bulunmadığını beyan ediyor. Sonraki ifadesinde ise bu beyanını değiştiriyor Sayın Başkanım! Zafer Gül ile birlikte Fatih Keleş’e para vermeye gittiklerini, kendisinin muhasebe kısmında beklediğini, Zafer Gül’ün ise senetleri veya makbuzu geri aldığını iddia ediyor. Uğur Güngör’ün beyanlarındaki çelişkiler devir işlemleriyle de devam ediyor. Taşınmazların Gül İnşaat ve Gül Kentsel Tasarım’a devredildiği bilgisini kimden öğrendiğine dair anlatımı sürekli değişiyor: 21 Ekim’de “Davut Akay’dan öğrendim” diyor (ki Davut Akay kendi firmasıyla alakalı birisi değil). 8 Ekim’de “Çalışanlarımdan öğrendim” diyor. 19 Mart’ta ise “6-7 ay sonra muhasebecimiz fark etti” diyor. Sayın Başkanım; dosyada aynı senet ve aynı iddia üzerine birbirini tamamen dışlayan rakamlar ve anlatımlar bulunmaktadır. Sorulması gereken temel soru şudur Sayın Başkanım: Rüşvet bedeli Zafer Gül’ün söylediği gibi 6 milyon lira mı? Yoksa 7 milyon lira mı? Ya da Uğur Güngör’ün iddia ettiği gibi 15 milyon lira mı? Ne oldu bu rakamlara?
Çünkü müteahhit firma, inşaat ilerlemesine rağmen arsa sahibinden dairelerini alamıyor; arsa sahibi daireleri serbest bırakmıyor. Daireler serbest bırakılmayınca da müteahhit firma ciddi bir finansal zorluk yaşıyor. Bir taraftan inşaatı yürütüp para harcıyor, diğer taraftan ticari anlaşmazlıklar nedeniyle hak ettiği daireleri devralamıyor. Sayın Başkanım, emniyet tutanaklarında bize bir banka hareketi soruldu; bu sorgu iddianamede de yer alıyor. 17 Eylül 2018 tarihli bir banka transferi bana sorulduğunda, başlangıçta bu transferin neden sorulduğunu ve Esenyurt 193 ada 3 parsel ile ilgisini anlayamadım. Ancak sonra beyanları ve dosyayı inceleyince taş taş üstüne oturdu: Adem Soytekin, 22 Nisan 2021 tarihli beyanında ve İstanbul 12. Sulh Ceza Hakimliğine verdiği ifadesinde; söz konusu taşınmazları Ali Gül (Gül İnşaat) ile aralarındaki alacak-verecek ilişkisine mahsuben aldığını açıkça beyan etmiştir.
Aynı dönemde tarafların, yani Adem Soytekin ile Ali Gül’ün; Esenyurt ilçesi 193 ada 3 parselde “adi ortaklık” kapsamında yürüttükleri başka bir projeleri bulunmaktadır. Mahkeme heyetinize bu projenin ruhsatını da “Ek-7” olarak sunduk Sayın Başkanım. Adem Soytekin’in bu projeden karşılıklı mutabakatla ayrıldığı ve bu ayrılık nedeniyle taraflar arasında bir hesaplaşma yapılmasının zorunlu hale geldiği anlaşılmaktadır. Gerek taşınmazların devir tarihleri ile ortaklığın sona erdiği tarihler arasındaki zaman uyumu, gerekse tarafların resmi beyanları; bu devrin bir “rüşvet” değil, ticari ilişkinin tasfiyesi kapsamında olduğunu açıkça göstermektedir. Sayın Başkanım, bu eylemle ilgili son sözlerime geliyorum. Hem aynı konuda tekrar yargılanmam hem de bu asılsız iddialara bağlı olarak tutuklanmam haksızdır ve ölçüsüzdür. İsmini burada çokça zikrettiğim, suç ihbarında bulunan Uğur Güngör için de bir şey söylemem lazım: Meseleyi asla şahsileştirmek istemem ama bugüne kadar ortaya koymuş olduğu iftira niteliğindeki tüm beyanları, onu az önce belirttiğim gibi “tanık” konumundan çıkarıp “sanık” konumuna sokmuştur. Bana göre iddianamenin tek doğru tarafı, tek isabetli tespiti budur Sayın Başkanım. Bu kişinin cezalandırılmasını ayrıca ben de talep ediyorum Sayın Başkan. Bir kişinin, bir olayda müşteki ya da suç ihbarcısı konumundayken sanık durumuna düşmesi; onun beyanlarına bir değer atfedilmediğinin de göstergesidir.”
“Menfaat iddiasının tutarı, türü, zamanı, tarafları ve ödeme şekli bakımından hiçbir şekilde somutlaştırılamaması; ayrıca resmi ruhsat ve devir tarihleriyle anlatımların uyuşmaması, dosyadaki tanık beyanlarına dahi itibar edilemeyecek derecede farklılıklar içermesi karşısında; her türlü şüpheden uzak, yeterli ve kesin delil bulunmamaktadır” diyen Çalık, üzerine atılı suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini belirtti.
Mahkeme Başkanı’nın ara vermeyi sorması üzerine “Ben yorulmadım” diyen Çalık, Başkan’ın “Biz yorulduk, çok yoğun oldu. Sizi bağlamasın sonra” sözlerine şöyle yanıt verdi:
“Ne bağlayacak, beni bağlamaz Sayın Başkanım; ben kendimden eminim. İnanın, UYAP kaydıma baksanız benim hiçbir şey söylememe gerek kalmaz.”
“BEYANLAR DEĞİL, EVRAKLAR ÜZERİNDEN KONUŞALIM”
“Kübis” isimli projeden tarafına isnat edilen suçlara ilişkin açıklamalarda bulunan Çalık, özetle şöyle devam etti:
“Mahkeme heyetinize de Kübis projesiyle ilgili belgeli ek beyanlarımızı sunduk. İddia makamı teknik süreçleri incelemeden, sadece ‘Metin Gül ile defaten görüştüm ancak iskan konusunda bize yardımcı olmadı’ beyanından yola çıkarak bir suç isnat etmeye çalışmıştır. Ancak burada basit bir gerçek var; iskan ve ruhsat süreçleri tamamen teknik konulardır. İddia makamının iddianamede ısrarla belirttiği gibi imar konularına bakan teknik başkan yardımcısı değildim. Her eylemde aslında bunu ifade etmek durumundayım Sayın Başkanım.
İskan süreçleri, belediye başkanıyla görüşerek değil; teknik birimlere yapılan başvurularla, harçların yatırılmasıyla, SGK ve vergi dairesi ilişiksizlik yazılarının getirilmesi suretiyle yürütülen bir iştir. Ve bu yükümlülüklerin tamamı müteahhit firmaya aittir. İş bitirme belgesi düzenlendikten sonra iskan süreçleri müteahhit firmanın becerisiyle alakalıdır. 16 Ekim 2014 tarihinde müteahhit firma “kurumlara ilişik kesme yazısı” için belediyemize başvuruyor. Biz de hemen yazıları yazıyoruz. Daha sonra 14 Ocak 2015 tarihinde resmi iskan başvurusunda bulunuyor. O dilekçeyi de mahkeme heyetine sunduk. Sonra 20 Ocak’ta itfaiye raporu alıyor, 4 Mart’ta harçlarını ödüyor, 13 Mart’ta asansör ruhsat harcını ödüyor, 19 Mart’ta itfaiye iskan harcını ödüyor ve 23 Mart’ta da iskan belgesi düzenleniyor. Bunların hepsi evraklarımızda mevcut.”
“Beyanlar değil, evraklar üzerinden konuşalım istiyorum” diyen Çalık, şunları kaydetti:
“Metin Gül’ün beyanında ifade ettiği gibi iskanın verilmemesi veya gerçek olmayan gerekçelerle bekletilmesi söz konusu bile değildir. Peki, iddia makamı tarafından Metin Gül’e şu sorular sorulmuş mudur: “İskan için gerekli olan bütün evrakları tamamlamış mıydınız? Asansör projenizi ve itfaiye raporunuzu onaylatmış mıydınız? Harçları yatırmış mıydınız?” Bu soruların cevabı aranmadığı gibi tarafıma da bu konuyla ilgili herhangi bir sorgu yapılmamıştır. Somut evraklar incelenmemiştir. İddia makamı bunu araştırmakla mükelleftir ancak maalesef tarafımıza bir şey sorulmadığı gibi mahkemeye sunduğum evraklar belediyemizden de talep edilmedi. Şayet Metin Gül iskan harcını yatırmamış olsaydı şu an hala iskanını alamamıştı. Kendi aramızda para toplayıp biz mi yatıracaktık?”
“HEM KRONOLOJİK OLARAK HEM DE FİİLEN GERÇEK DIŞI”
İddianamede Kübis projesi kapsamında Metin Gül’ü, Adem Soytekin ve Fatih Keleş’e yönlendirdiğim iddiası da yer almaktadır. Bu iddia sanık ifadelerinde bile yoktur; sanık ifadelerinde olmayan bir iddia ortada durmaktadır. Bu iddia hem kronolojik olarak hem de fiilen gerçek dışıdır. Çünkü Metin Gül ile Adem Soytekin birbirlerini tanıyan kişilerdir ve benden daha eski bir tanışıklıkları vardır. İddianamedeki ifadeler incelendiğinde, tarafların birçok ticari ilişkisi olduğu da çok net bir şekilde görülecektir. Buna rağmen iddianamede, sanki hiçbir bağı olmayan iki kişiyi birbiriyle tanıştırdığım ve görüştürdüğüm iddia edilmektedir. Böyle bir tanıştırma söz konusu değildir Sayın Başkanım.
Bu eylemde iddianamenin dayandığı tek şey, Metin Gül’ün ve Adem Soytekin’in beyanlarıdır. Oysa Metin Gül, daire ve parayı iskan için verdiğini söylerken; Adem Soytekin, bu dairelerin tamamen ticari ilişkiden kaynaklandığını ifadelerinde belirtmektedir. Bu iki beyan bırakın birbirini doğrulamayı, birbirini çürütmektedir. Ayrıca Metin Gül ‘iki gün sonra konuştuk’ derken, Adem Soytekin ‘birkaç saat sonra’ demektedir; anlatımları zamansal olarak da birbiriyle uyumlu değildir. Buradaki eylemde sanık konumundaki Metin Gül’ün, ‘Defaten Murat Çalık ile görüştüm, iskan konusunda bize yardımcı olmadı’ dışında hakkımda tek bir beyanı dahi yoktur.
Sonuç olarak değerlendirme yapacak olursam; dosya kapsamında Fatih Keleş’in, Metin Gül’ü kastederek herhangi bir para almadığını, Adem Soytekin’in sayfa 112’deki ifadesinin sonunda “Metin Gül bana bir tane değil, birden fazla daire vermiştir ve bunlar tamamen ticari ilişkilerimizden kaynaklıdır” ifadesi; Metin Gül’ün ve diğer sanıkların iddia edilen bu eylemle ilgili olarak aleyhime veya hakkımda bir beyanlarının bulunmadığı dikkate alındığında, soyut iddiadan başka hakkımda dosyada her türlü şüpheden uzak, somut ve inandırıcı, kesin ve yeterli delil bulunmadığından eylem 2 bakımından üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum Başkanım.”
“GERÇEK, YAPILAN İŞİN HACMİNDE VE GEREKEN MAKUL SÜREDE SAKLIDIR”
İddianamede “Eylem 6” olarak adlandırılan ruhsat ve iskan süreçlerine ilişkin iddialara yanıt veren Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, savunmasında söz konusu suçlamaların somut bir temeli olmadığını ve tanık beyanlarının kendi içinde çeliştiğini dile getirdi. İddianamede yer alan; inşaat sahiplerinden rüşvet istendiği, isimlerin iş insanı Adem Soytekin’e yönlendirildiği ve okul yapımı ile taşınmaz devri karşılığında onay verildiği yönündeki iddialara değinen Çalık, bu iddiaların sahiplerinin mahkemede birbirinden farklı ve tutarsız açıklamalar yaptığını belirtti. Özellikle iddia edilen rüşvetin miktarı ve taşınmazların sayısı konusunda her ismin farklı bir rakam telaffuz ettiğine dikkat çeken Çalık, bu durumun davanın seyrindeki belirsizliği ortaya koyduğunu savundu.
Savunmasının devamında, rüşvet olarak nitelendirilen daire ve dükkan devirleri hakkında konuşan Çalık, projenin kaba inşaatını üstlenen firmaya yapılan “iş karşılığı” ödemelerin dosyada çarpıtıldığını vurguladı. Dosyada beyanı bulunan Muzaffer Beyaz, Seyfi Beyaz ve Hamzaoğlu ailesinin ifadelerindeki boşluklara işaret eden Çalık; tanıkların ilk ifadelerinde rüşvet olarak sundukları bazı taşınmazların, daha sonraki beyanlarında bizzat kendileri tarafından “iş karşılığı verildiği” şeklinde düzeltildiğini hatırlattı. Çalık, Kemal Şahin tarafından yaptırılan okulun veya iddia edilen diğer devirlerin tamamen hukuki ve ticari süreçler olduğunu, bu süreçlerin birbiriyle çelişen ifadeler üzerinden rüşvet gibi gösterilmeye çalışılmasının gerçeği yansıtmadığını sözlerine ekledi.
İddianamede yer alan; iskan süreci için Ekrem İmamoğlu aracılığıyla kendisine yönlendirme yapıldığı ve Adem Soytekin üzerinden milyonlarca liralık talepte bulunulduğu yönündeki iddiaların somut hiçbir temeli olmadığını ifade eden Çalık, aynı aileden gelen tanıkların bile ödenen rakamlar konusunda aynı ifadelerde bulunmadığını belirtti. Erhan Ünal’ın ruhsat için “20 milyon arsa sahibinden, 10 milyon müteahhitten istendi” şeklindeki beyanına karşılık, amcası İsa Ünal’ın aynı süreç için çok daha düşük rakamlar telaffuz ettiğine dikkat çeken Çalık, bu durumun da iddiaların güvenilir olmadığını gösteren bir başka çelişki olduğunu kaydetti.
Çalık, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sayın Başkanım, altını çizerek anlatmak istiyorum. İsa Ünal kendi anlatımında, 2019 yerel seçimlerini kastederek diyor ki: “Bizden haricen iskân parası istediler yine. Aslında bizim verdiğimiz bu on milyonun içerisinde iskân parası da vardı. Yerel seçimlerden sonra bunlar bizden iskân için yeniden para istediler. Halbuki biz vermiştik; on milyon karşılığı yedi dükkan, beş daire… Bu paranın içerisinde iskân alma süreci de vardı.”
İsa Ünal diyor ki: “Ekrem İmamoğlu’yla yerel seçimlerden sonra ADM İş Merkezi’nde kısa bir görüşme yaptık. Ekrem İmamoğlu bizi Başkan Yardımcısı Mehmet Murat Çalık’a yönlendirdi.” Yerel seçimlerden sonra böyle bir ifade kullanması… Yani Ekrem İmamoğlu o zaman Beylikdüzü Belediye Başkanı değil, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı. Ben Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısı değilim, danışman da değilim artık; Beylikdüzü Belediye Başkanı’yım. Dolayısıyla böyle bir anlatımın gerçeği yansıtmadığı çok net bir şekilde ortadadır.
Müteahhit firmaların tamamı şunu biliyordu: Belediyenin bir taraftan müfettişlere evrak yetiştirirken bir taraftan da iskân süreçlerini yürüttüğünü. Buna rağmen “İskânımız uzadı, vermiyorlardı, ruhsat için sorunlar yaşıyorduk” şeklindeki beyanlar gerçeği yansıtmaz. Projenin hacmi dikkate alındığında makul süreler içerisinde iskânın düzenlendiği net bir şekilde görülecektir. Gerçek, yapılan işin hacminde ve gereken makul sürede saklıdır. Beyanları değiştirerek gerçeği değiştiremezsiniz. 250 bin metrelik bir projeye bir aydan daha kısa sürede ruhsat verebilecek bir belediye varsa, çok iddialı konuşuyorum, daha belediye başkanlığı yapmayacağım Sayın Başkanım.”
“TESLİM TUTANAKLARI VAR, HEPSİ KAYIT ALTINDA”
Çalık, “Çarpıtan, çelişkili ifadeler veren sanık beyanlarında gerçeği arayan, hakikati arayan iddia makamının yanlış yolda olduğunu ifade etmek isterim Sayın Başkanım. Az önce söylediğim gibi imar konularına bakan teknik başkan yardımcısı değildim. Bir kez daha tekrarlıyorum, çünkü bu eylemde de öyle geçmiş” dedikten sonra savunmasına devam etti.
İddianamede 12 taşınmazın rüşvet olarak devredildiğinin öne sürüldüğünü ancak resmi kayıtlarda bu sayının 10 olarak göründüğünü belirten Çalık, “7 artı 5, 12 eder ama kayıtlarda 10 daire var. Bu iki daire hayali mi?” sorusunu yöneltti. Dosyadaki isimlerden Adem Soytekin’in ifadeleriyle bu sayının 13’e kadar çıktığını hatırlatan Çalık, ne kendi içinde ne de resmi belgelerle uyuşmayan bu beyanların rüşvet anlatısının ana omurgasını oluşturamayacağını savundu.
Taşınmaz devirlerinin rüşvet değil, inşaat sektöründe yaygın olan “barter” (takas) yöntemiyle gerçekleştirilen ticari birer işlem olduğunu vurgulayan Çalık, projenin kaba inşaatını üstlenen firmanın hak edişlerine karşılık bu daireleri aldığını ifade etti. Soytekin’in bazı taşınmazları bedelini ödeyerek satın aldığını, bazılarının ise okul bağışı gibi kamu hizmetlerine karşılık verildiğini bizzat kabul ettiğini söyleyen Çalık, geriye kalan bölümlerin de devasa bir inşaat işinin hakedişi kapsamında devredildiğini belirtti. Çalık, iddia makamının bu devirlerin kaç tanesinin kaba inşaat işine dair olduğuna dair hiçbir somut araştırma yapmadığının altını çizdi.
Tapu devirlerinin Şubat 2018’den Şubat 2020’ye kadar olan iki yıllık bir sürece yayılmasını, işlemlerin “iş yapıldıkça ödeme alınması” prensibine dayandığının en büyük kanıtı olarak sunan Çalık, rüşvet iddialarının zamanlama açısından da hayatın olağan akışına aykırı olduğunu dile getirdi. 40 yıllık inşaatçı olan tanıkların, hukuki nitelikleri birbirinden tamamen farklı olan “ruhsat” ve “iskan” süreçlerini birbirine karıştırarak çelişkili beyanlarda bulunmasını eleştiren Çalık, belediyedeki tüm işlemlerin yasal ve makul süreler içerisinde tamamlandığını, dosyadaki resmi belgelerin de bunu açıkça doğruladığını kaydetti.
Çalık, Hasan İmamoğlu adına yapılan taşınmazlarla ilgili iddialar hakkında şunları ifade etti:
“Hasan İmamoğlu adına yapılan taşınmazlar konusuna gelecek olursak; bunun şahsımın talimatıyla gerçekleştiği, rüşvet aktarımı veya gizlenmesi amacı taşıdığı yönündeki değerlendirmenin hukuki ve maddi bir dayanağı bulunmamaktadır. Dosya kapsamındaki sözleşmeler incelenmiş ve bu taşınmazların “ön ödemeli gayrimenkul satış sözleşmesi” kapsamında satıldığı, ödemelerin banka havalesi üzerinden yapıldığı belgeleriyle ortadadır. Teslim tutanakları var, hepsi kayıt altında. Benim Hasan İmamoğlu’na daire devri yönünde herhangi bir talimatım veya yönlendirmem olmamıştır. Daire devri iddiasıyla ilgili birçok çelişki mevcuttur. Dosyada, Hasan İmamoğlu’nun ticari münasebet çerçevesinde taşınmazları satın aldığı çok açık ve seçik olarak ortadadır. Ayrıca birçok ifade diyor ki: “Adem Soytekin’e devrettiğimiz dairelerin Hasan İmamoğlu’na geçtiğini duyduk.” Yani Adem Soytekin’e geçmiş olan dairenin tapu kayıtlarına bakarsınız; böyle bir geçiş var mıdır? Yoktur. Tapu kayıt sistemi incelendiğinde bu durumun tamamen yanıltıcı beyan olduğu çok net bir şekilde görülecektir.”
“BELLİ Kİ BU ‘ADİ ORTAKLIK’ İSMİNE YAKIŞIR ŞEKİLDE KURULMUŞ”
“Rüşvet” olarak nitelendirilen ödemelerin faturalı ticari işlemler olduğunu vurgulayan Mehmet Murat Çalık, dosyada yer alan 3 milyon 540 bin TL tutarındaki 17 adet çekin yol, altyapı ve çevre düzenlemesi gibi somut imalatların karşılığı olduğunu belirtti. Bu ödemelerin muavin defter kayıtları ve faturalarla delillendirildiğini ifade eden Çalık, kendisinin bu ticari süreçlerle veya çeklerin verilmesiyle ilgili herhangi bir talimatı, yönlendirmesi ya da bilgisinin bulunmadığını, dosyadaki delillerin de bu bağsızlığı kanıtladığını ifade ett.
Çalık, tanık beyanlarındaki çelişkilerin Ekrem İmamoğlu ile yapıldığı iddia edilen görüşmelerde de devam ettiğine dikkat çekerek, 2019 yerel seçimleri sonrasına dair kurgulanan anlatımların kronolojik olarak imkansız olduğunu dile getirdi. Bazı ortakların “İmamoğlu bizi Çalık’a, o da Soytekin’e yönlendirdi” şeklindeki ifadelerinin, diğer ortaklar tarafından doğrulanmadığını ve rüşvet iddiasının kişi bazlı varsayımlardan öteye geçemediğini vurguladı. Çalık, beyanlardaki bu kopukluğun iddiaların güvenilirliğini tamamen ortadan kaldırdığını ifade etti.
İnşaatın kaba işlerinin Adem Soytekin’e verilmesi hususunda kendisine yönelik “baskı yaptı” iddialarına da değinen Çalık, bu durumun ortaklar arasındaki bir “isim kullanma” stratejisi olduğunu savundu. Diğer ortakların kendi ticari tercihlerini veya aralarındaki gizli ortaklıkları, inşaat süreçlerinden anlamayan ortaklarına kabul ettirebilmek için belediyenin adını bir bahane olarak kullandıklarını ileri sürdü. Kaba inşaatın devredilmesinin tamamen ortakların kendi aralarındaki ticari bir anlaşma ve güven ilişkisine dayandığını, kendisinin bu sürecin hiçbir aşamasında yer almadığını söyleyen Çalık, şunları söyledi:
“Bu saatten sonra takdir mahkeme heyetinindir, sizin vicdanınızdayız. Adil davranacağınıza yürekten inanıyorum. Ben hayatım boyunca sadece onurum için yaşadım. 1 senedir tutukluyum. Niye? Bu arkadaşlar para kazanacaklar, biz de belediye olarak yardım edeceğiz… Daha fazlasını söylemek istemiyorum, beni uyardınız aleyhime dönmesin diye. Ama belli ki bu “adi ortaklık” ismine yakışır şekilde kurulmuş. Bu ortaklığı kuran firmalar kendi aralarında birbirlerine yalan, yanıltıcı beyanlarda bulunacaklar; bizi de buraya meze edecekler. Olmaz böyle bir şey Sayın Hakim.”
“BAĞIŞÇILARIN KENDİ RIZASIYLA YAPTIĞI BİR OKULUN BURADA RÜŞVETE KONU GİBİ SUNULMASI GERÇEKTEN ÜZÜNTÜ VERİCİ”
Kaba inşaatın Adem Soytekin’e verilmesiyle ilgili herhangi bir talimatı veya dahlinin olmadığını söyleyen Çalık, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son olarak okul protokollerinden bahsetmek istiyorum, öyle bir isnat da var. Okul protokolleri ruhsat tarihiyle bağış tarihi arasında çelişkili olduğunu önemle arz etmek isterim Sayın Başkanım. İddia makamı, Kemal Şahin’den istenen 20.000.000 TL’nin naklen alınmadığını, 2 okul yapılması suretiyle rüşvetin tamamlandığını iddia etmektedir. Oysa ruhsat tarihi 31 Ekim 2014 ve 24 Aralık 2014, iki farklı parsel. Bağış protokolünün yapıldığı tarih ise 13 Kasım 2016. Yani yaklaşık 2 yıl sonra Sayın Başkan. Protokollerin dayanağı çok daha ilginç. 17 Ekim 2016 tarihinde bu protokoller; Türkiye Cumhuriyeti İstanbul Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü Protokol No 2016/8 ve Protokol No 2016/9 sayılı, dönemin İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Faruk Yelkenci ile dönemin Beylikdüzü Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu arasında imzalanmış ve İstanbul Valisi Sayın Vasip Şahin tarafından onaylanmıştır Sayın Başkanım. Ayrıca Yakuplu bölgesinde yapılacak olan okulun arsa bağışçısı Cevat Güleç Okulu’nun bağışçısı Lider Plastik Yönetim Kurulu Başkanı’nın da protokollerde imzası vardır.
Bu işlem sonucunda kamuya hem okul arazisi bağışlanmış hem de 2 adet okul binası tamamlanarak Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiştir. Bir fotoğraf göstereyim herkese Sayın Başkanım, bu mahkeme heyetinizde de var. Bu fotoğraf okullarımızın açılışından; Öz Lider grubun arsa bağışçısı burada, Kemal Şahinler Holding adına Halkla İlişkiler Müdürü Burcu Uysal tarafından plaket alınmış, o dönemin Beylikdüzü Belediye Başkanı plaket vermiş. Bir de kreş açılışımız vardı, o kreşi de Adem Tameroğlu yapmıştı, ona da aynı açılışta plaketi verildi. Şimdi bu törende sadece bağışçılar da yok Sayın Başkanım; Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Muammer Yıldız konuşma yaptı, İstanbul Vali Yardımcısı Ahmet Hamdi Usta Bey konuşma yapıyor, dönemin Kaymakamı Mehmet Okur yine törende konuşma yapıyor. O dönem Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu o törende. Ekrem Başkanımız yine Beylikdüzü Belediye Başkanı olarak konuşma yapıyor. Ya şunu anlatmak istiyorum Sayın Başkanım: Bu okulların, hele Gürpınar’da yaptığımız okul Sayın Başkanım, Ömer Halisdemir Özel Çocuklar için yapılmış özel bir okul. Otizmli, engelli çocuklarımızın gittiği okul. İlçe Milli Eğitim Müdürü bu okulu bize anlatırken “Çok ihtiyacımız var, Anadolu yakasında da hiç bu okuldan yok, ilk kez olacak” diye söyledi. Ben bağışçının kendi imzaladığı 2016 tarihli bağış protokollerini dosyaya koydum Sayın Başkanım. Bu iki okulun, üstelik İstanbul Valiliği tarafından onaylanan protokolle yapılan iki okulun bu soruşturmada rüşvet iddiasıyla yer alması inanın içimi acıtıyor. Bu gerçek olmadığı gibi vicdani de değil Sayın Başkanım. O bağışçıların kendi rızasıyla yaptığı bir okulun burada rüşvete konu gibi sunulması gerçekten üzüntü verici.”
“ZAMANSAL AÇIDAN İMKANSIZLIĞI ORTADADIR”
Beylikdüzü’ndeki Yaşam Vadisi kapsamındaki kavşak ve alt geçit çalışmasına da değinen Mehmet Murat Çalık, bu projenin teknik ve idari süreçlerinin tamamen şeffaf olduğunu vurguladı. Metin Gül’ün iddialarına yanıt vermek amacıyla resmi kayıtlardaki ruhsat ve iskan tarihlerini titizlikle incelediğini belirten Çalık, şunları kaydetti:
“Bu kavşak ve alt geçit projesinden kısaca bahsetmek istiyorum bu kapsamda, iddianameye konu olduğu için. Bu kavşak, savunmamın başında da söylediğim gibi 1.200.000 metrekarelik Yaşam Vadisi projesinin tam orta noktasında yer alan bir kavşak. Birinci ve ikinci etabı yaya hareketini kesintisiz bir şekilde sürdüren bir yapı. Bir ilçe belediyesi olarak bir kavşak yapımının altına girmek kolay bir iş değildir Sayın Başkanım. Bunlar Büyükşehir Belediyesi boyutunda işlerdir ama biz o dönem girdik ve yaptık Allah’ın izniyle. Yolun yaya hareketini taşıt trafiğiyle kesiştirmeden aşağıdan süreklilik sağladık. Eylemi anlatırken her ne kadar şahsıma dönük kavşak yapımına ilişkin herhangi bir suçlama olmasa da iddianamede iddia makamının böyle bir iddiası yok, yani ben sadece “Burayı terkten kurtarabiliriz” deyip çıkmışım sahnede, sadece onu söylemişim; iddia sadece bu.
Dolayısıyla eylem daha iyi anlaşılsın diye kavşağı ne zaman yapmışız, onunla ilgili bilgiler vereceğim. Kavşak ve alt geçidin yapımına; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin o dönem Kadir Bey’in başkanlığındaki dönemde, 09.06.2016 tarihli 2016/22-34 sayılı UTK kararı alınarak başlandı Başkanım. 2016 Haziran ayında başladık kavşağa. Bu tarih önemli; Metin Gül’ün anlatımları için önemli. 23.08.2017 tarihinde de kavşak ve alt geçit yapımı tamamlandı. Peki satış ofisi olarak kullanılan yapıya ilişkin iskân belgesinin tarihi ne Başkanım? 21.06.2018. Yani kavşak bitmiş, kullanılıyor; bırakın kavşağa başlanmasını, kavşak biteli 1 yıl olmuş. Metin Gül ifadesinde şunu söylüyor Sayın Başkanım; diyor ki: “Satış ofisinin iskânını getirdikten sonra” —yani 21.06.2018 tarihinden sonrasını kastetmesi lazım çünkü iskân tarihi o— “alt geçit ve kavşağın yapımına başlanması için ödeme yaptım” diyor Metin Gül. 2018’de diyor bunu. Kavşak bitmiş, “Ödeme yaptım” diyor kavşağa başlasınlar diye. 2017 yılında bitmiş bir kavşağın ödemesini Metin Gül zaman yolculuğu yaptı herhalde, 2018’de yaptığını söylüyor. Ve “5.000.000 ödedim” diyor. Hatırladığım kadarıyla diyor ama; hatırladığım kadarıyla 5.000.000. 5.000.000 hatırlanmayacak bir rakam değil. Şu an bile hatırlarsınız bu rakamı; o kadar değersiz bir rakamdan bahsetmiyor yani, 100 lira 200 lira değil, 5.000.000’dan bahsediyor. Zamansal açıdan imkansızlığı ortadadır Sayın Başkan…
İddianamede “şüpheliler Mehmet Murat Çalık ve Fatih Keleş suçlamaları kabul etmedi” denilmektedir. Bana herhangi bir şey sorulmadı ne kollukta ne savcılıkta ne de daha sonra. Fatih Bey’e soruldu mu bilmiyorum. Yaklaşık 1 yıldır tutuklu yargılandığım için bu tür şeyler inanın Sayın iddia makamı bizi gerçekten üzüyor ya. Ben 1 yıldır şu an 12 metrekarelik bir odadayım ya. Yok, anlatmak istemiyorum üzülecekler diye. 12 metrekarelik bir alanın içerisinde dolaşıyorum ya. 12 metre. Yatağım orada, televizyonum orada, dolabım orada. Ya bu şekilde… Tamam, varsa bir kabahatimiz biz yargılanmayalım demedim ki zaten, yargılanalım. Sonuç olarak değerlendirme yapacak olursam; Metin Gül’ün hakkımda “Burayı belediyeye terk etmekten kurtarabiliriz” biçimindeki, ne şekilde suç teşkil ettiği anlaşılamayan somut beyanına dayalı iddiadan başka somut bir delilin dosyada bulunmadığı gerçektir Başkanım. Ayrıca diğer tanık ve sanıkların hakkımda herhangi birinin aleyhimde bir beyanı da yoktur. Sadece Metin Gül’ün ne şekilde suç teşkil ettiğini ben de anlayamadım. Yani “burayı terk etmekten kurtarabiliriz”… Anlaşılamayan, suç teşkil ettiği anlaşılamayan soyut beyanına dayalı iddia üzerinden hakkımda ceza verilemeyeceğini düşünmekteyim. Hakkımdaki her türlü şüpheden uzak, somut ve inandırıcı, yeterli ve kesin delil bulunmamaktadır.”
“RUHSATINDA HERHANGİ BİR GECİKME YOK”
Rüşvet alışverişine aracılık ettiği öne sürülen suçlamalara yanıt veren Mehmet Murat Çalık, bu iddiayı “özen eksikliği” olarak değerlendirdi. Söz konusu dosyada Hamit Demir’in 2025 yılında verdiği iki ayrı ifadede kendisinden herhangi bir rüşvet talebi gelmediğini açıkça belirttiğini hatırlatan Çalık, hakkındaki tek beyanın Adem Soytekin’e ait olduğunu ve bu beyanın da somut bir temele dayanmadığını dile getirdi. İddia makamının, ruhsat süreçlerinin kasıtlı olarak geciktirilerek rüşvet zemini hazırlandığı yönündeki tezine karşı çıkan Çalık, o dönemdeki mülkiyet sorunları ve hukuksal engeller nedeniyle ruhsat verilmesinin zaten mümkün olmadığını ifade etti.
Söz konusu proje alanındaki çok hissedarlı yapı ve devam eden davaların bürokratik süreci belirlediğini kaydeden Çalık, belediyenin teknik ekiplerinin ve ilgili bakanlıkların dahil olduğu 7 aylık onay sürecini tarihlerle paylaştı. Bu titiz çalışma sonucunda kamuya yaklaşık 9 bin metrekarelik bir alan kazandırıldığını ve bu arsanın bugünkü değerinin 450 milyon TL civarında olduğunu belirten Çalık, iddia edilenin aksine sürecin kamu yararına sonuçlandığını ifade etti. Belediye meclisinin hisse satışı için 2016 yılında karar almasına rağmen, ilgili iş insanının satın alma başvurusunu 6 ay sonra yapmasının gecikmenin asıl sebebi olduğunu vurgulayan Çalık, bu durumun belediyenin bir zorlaması değil, mülkiyet sahibinin kendi tasarrufu olduğunu belirterek şöyle dedi:
“Hamit Demir’in ruhsat alabileceği tarih 30 Haziran 2017. Yani 2014 seçimlerinden sonra hani ‘Randevu istedim bir yıl vermediler ve ruhsatı geciktirdiler’ diyorlar ya; 2017 tarihinde Hamit Demir ruhsat almaya haiz hale gelmiş. Sonra belediyenin hissesini de satın almış. 30 Haziran 2017 tarihinde proje ruhsat başvurusu hazır hale gelmiş. Yani Ekrem İmamoğlu’yla görüştükten 2 yıl sonra projesi —yani bizle alakalı olmayan işlemlerden bahsettim az önce— hazır hale gelmiş. Yani müteahhit kendi yükümlülüklerini yerine getirmiş. Yaklaşık 75.000 metrekare toplam inşaat alanına haiz bir proje, 28 Temmuz 2017 tarihinde, yani 1 aydan daha kısa bir süre içerisinde ruhsatını almış. Yani ruhsatında herhangi bir gecikme yok. Tamamı resmi nitelikte olan bu kayıtların savcılıkça talep edilmesi halinde maddi gerçeğin ortaya konulması çok net bir şekilde ortadayken; maalesef bu evraklar savcılık makamı tarafından şayet incelenmiş olsaydı, olayın gerçek mahiyeti —iddia ediyorum— iddia makamı tarafından da net bir şekilde anlaşılacaktı. Belki de bu iddiayla ilgili takipsizlik kararı verecekti iddia makamı.”
“HAKİKATİN EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ, ASLA BÜKÜLEMEMESİDİR”
İbrahim Babacan’ın ruhsat alabilmek için rüşvet vermeye zorlandığı yönündeki iddiaları reddeden Mehmet Murat Çalık, bu suçlamaların hiçbir somut veriye veya tanık beyanına dayanmadığını ifade etti. İbrahim Babacan’ın kendi ifadesinde dahi ruhsat sürecinde bir engelleme veya rüşvet talebiyle karşılaşmadığını belirttiğine dikkat çeken Çalık, kamu yararına yapılan okul, kreş ve sosyal donatı alanlarının ceza hukukuna konu edilmesinin üzüntü verici olduğunu dile getirdi.
İmar planlarının Büyükşehir Belediyesi’nde yeni talepler için kasten “askıda tutulduğu” yönündeki iddiayı teknik bir takvimle yanıtlayan Çalık, 30 günlük askı süresinin yasal bir zorunluluk olduğunu hatırlattı. Kendi tutukluluk sürecine denk gelen tarihlerde dahi planın kanuni askı sürecinde olduğunu vurgulayan Çalık, bu işleyişin tamamen teknik ve şeffaf bir prosedürden ibaret olduğunu ifade etti. Projenin 2017’deki ilk başvurusundan itibaren harçların yatırılması ve ruhsatlandırılması gibi tüm aşamaların makul ve yasal süreler içerisinde tamamlandığını sözlerine ekledi.
Çalık, konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı:
“İbrahim Babacan’ın kendi ifadesinde sosyal donatı alanı yapılmasının talep edilmesine ilişkin anlatımının iddianamede aleyhime yorumlanması, gerçek durumla bağdaşmamaktadır. Nakit para akışını sağlamak ve varlığı iddia edilen örgütle irtibatlı kişilere iş yaratarak menfaat temin etmek gibi bir durum asla söz konusu değildir. İddianamenin gerçekler üzerine inşa edilmesi gerekirken, büyük ölçüde gerçeği yansıtmayan bir değerlendirme olmuştur. Üzülerek söylüyorum.
Ayrıca iddia makamı, İbrahim Babacan’ın beyanı olmamasına rağmen —bakın burası çok kıymetli, bir hata yapıldı herhalde burada, ben artık bunun bir hata olduğunu düşünmek istiyorum— imar işlem dosyasının askıda tutularak rüşvet eylemine devam edildiği ve yeni bir talep olarak kreş yapılması olasılığından yola çıkarak rüşvet suçunun işlendiğinden bahsetmektedir. Bu anlatı gerçeği yansıtmamaktadır. Sanki İbrahim Babacan’la, onun planları askıdayken ilave kreş yapmasını talep etmişim; kendisi bana “Yer gösterin ben yapayım” demiş, ben de “Yok sen bize parayı ver” gibi bir diyalogdan bahsediyor iddia makamı, okuduysanız iddianameyi Başkanım. Asla böyle bir diyalog yaşanmadığı gibi; bu süreci önünüzde Sayın Başkanım, 24 Mart 2025 – 22 Nisan 2025. Yani 19 Mart’ta gözaltına alınmış bir belediye başkanının, ya Adalet Bakanlığı’nın izniyle bu arkadaş bana gelecek, orada açık görüş alanında bu rüşvet pazarlığını yapacağız, “Kreşi yap” diyeceğim ona! Askı tarihleri bu Sayın Başkanım. Ya da ben izinli çıkmış olmam lazım! İmar planının askı tutanağını, askı indirme tutanağını heyetinizin dikkatine sundum. Yani iddia makamının yanıldığını, yanıltıldığını düşünüyorum artık; iyi niyetle düşünmek istiyorum Sayın Başkanım. Hakikatin en önemli özelliği Sayın Başkanım, asla bükülememesidir.”
“HAKİKATİN GÜNEŞİ DOĞDUĞUNDA, HİÇBİR KARANLIK ARTIK AYAKTA KALAMAZ”
Çalık, savunmasını bitirirken şunları söyledi:
“Bir yıldır özgürlüklerimizden mahrum kalınca… Yani bizi de anlayın Sayın Başkanım. İzmir’e gönderildim, 600 kilometre uzakta. Her hafta ailem gitti geldi. Sağlık sorunları yaşadım; o oldu, bu oldu. Şimdi o tür bir şeye girmeyeceğim ama 600 kilometre uzakta, İzmir Buca’da tutuklu olarak yargılanıyorum Sayın Başkanım. Bir yıldır özgürlüğümden mahrumum ama inancımdan asla mahrum değilim. Çünkü bilirim ki yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Günün sonunda hakikatin güneşi doğar ve o güneş doğduğunda, hiçbir karanlık artık ayakta kalamaz. Benim tek talebim var Sayın Başkanım: Hakikatin ortaya çıkması.
Sayın Başkan, etkin pişmanlık adı altında dosyaya giren beyanlara bakıyoruz —az önce de ifade ettim birçoğunu— şunu görüyoruz: Bir yalan, başka bir yalanı yalanlıyor. Bir çelişki, diğer bir çelişkiyi ortaya çıkarıyor. Ama hakikatin karşısında kurulan hiçbir kurgu ayakta kalamaz. Yalanlar birbirini yalanlayabilir, fakat gerçeği ortadan kaldıramaz. Bugün burada yalnızca ben yargılanmıyorum Sayın Başkanım. Hepimizin vicdanı da bu salonun içerisinde. Bu kadar çelişki ve tutarsızlık içeren, somut ve kesin delille desteklenmeyen iddialarla bir mahkumiyet hükmü kurulamayacağı kanaatindeyim sadece. Avukatlarım, beyanlarıyla çelişkileri tek tek ortaya koyacaktır; yalanlar tel tel dökülecek, gerçekler birer birer açığa çıkacaktır.
Şunu açıkça ifade etmek isterim Sayın Başkanım: Ne başkan danışmanlığı yaptığım dönemde ne de Beylikdüzü Belediye Başkanlığı yaptığım dönemde, görev sürem sırasınca hukuksuz bir işin içerisinde asla olmadım Başkanım. Beylikdüzü halkının menfaatine aykırı tek bir kararın icracısı ya da ortağı olmadım. Vicdanımın kabul etmediği hiçbir belgenin altına imza atmadım. Ben, zorlanınca doğru davranan bir insan değilim. Doğruluğu kendisine pusula edinmiş bir insanım. Koltuk sevdalısı olmadım Sayın Başkan, yetkiyi güç olarak görmedim. Görevi emanet bildim. Yaptıklarımı şöhret için yapmadım, alkış için de yapmadım; çocuklar daha iyi bir gelecekte yaşasınlar diye yaptım. Ne yaptıysam çocuklar için yaptım, emin olun sadece çocuklar için yaptım bir belediye başkanı olarak. Yapacağım iş bana ne kazandırır diye değil de “ben o işe ne katabilirim” gözüyle baktım. Ben kalbiyle belediye başkanlığı yapan bir insanım Sayın Başkanım, çalışıyorum diyelim. Önüme gelen hiçbir evrakı okumadan imzalamam Sayın Başkanım; onun için dedim ya, bana benimle çalışan arkadaşlar biraz zorlanırlar. Ya öyle her evrakı imzalamam ben, mutlaka alt metinlerini okurum. Alt metnini bilmeden hiçbir evrakın altına ismimi koymam Sayın Başkanım, koymam.
Beylikdüzü’nü bir görev alanı olarak değil, bir evladım olarak gördüm. Bugün burada bu isnatlarla bulunmak hem şahsım adına hem de Beylikdüzülü komşularım adına derin bir üzüntü kaynağıdır. Sayın mahkeme heyeti, savunmamın bu bölümünde sağlık durumumla ilgili çok kısa değinmek istiyorum. Çok fazla konu tartışıldı, gündeme geldi; işte 25 kilo verdim, geçmişte yaşadığım sağlık problemleri gündem oldu. 2000 yılında lösemi geçirmiştim, 8 ay hastanede tedavi gördüm. Ölümlerden döndüm. 2008 yılında lenfoma geçirdim, iki kez ameliyat oldum. Bunları inanın ajitasyon olsun diye anlatmıyorum çünkü ben öyle bir adam değilim. Ya ailem beni çok yakinen bilir; ben yoğun bakımdayken onlara moral verirdim. Doktor “bu hasta bu yoğun bakımdan 6 ayda çıkamaz” dediğinde Sayın Başkanım.. Bugün bu konuya şahit olan insanlar var aramızda. Yeğenim avukat; yeğenim bana ilk tutuklandığım gün —bakın şeye geldi, Vatan Emniyet’e geldi— “dayı” dedi, “hemen işte bu senin sağlık problemlerinden bahsedelim, verelim belge.” “Oğlum” dedim, “ne alakası var ya? Dur bakalım iddia ne, hakkındaki suçlama ne? Niye hemen durup dururken sağlıkla ilgili şu vardı da bu vardı da falan filan?” Hiç vermedik Sayın Bakanım, Başkanım… “Bakan” dedik artık bilmiyorum, espri olsun diye söylemedim.
Sayın Başkanım; inanın, o kadar çok tüketiyoruz ki Sayın Başkanım, çok hızlı tüketiyoruz her şeyi. O telefonlarımızda sonsuz kaydırma özelliği var ya; her şeyi tüketiyoruz. Ben belediye başkanı olduktan sonra tüketemedim Sayın Başkanım, hızlı tüketemedim. Çünkü o çocukları gördüm. O ihtiyaç sahibi ailelerimizin çocuklarını gördüm, ihtiyaç sahibi ailelerimizi gördüm ya. Çok hızlı tüketemedim, sorumluluk bilinciyle hareket ettim. İzmir’e sevk edildim. Niye sevk edildim hâlâ bilmiyorum, 600 kilometre uzağa. Hem moralman o gün benim açık görüşüm vardı Sayın Başkanım, mazgal açıldı, “sevkin var” dediler. Tabii bilmiyoruz ya; ben hayatımda ilk kez işte bir mahkeme karşısında savunma yapıyorum, ilk kez. Daha önce hiç tecrübem yok, hiç deneyimim yok. Bir sulh cezaya çıktık, tutuklandık. İlkinden kötüydü ama ikincisi inşallah iyi olur; ilk kez mahkeme heyeti karşısındayım Sayın Başkanım.”
“İZMİR’DE 25 KİLO VERDİM”
Çalık, cezaevi koşullarının sağlığına etkileri ve risklere rağmen tutuklu bulunmasıyla ilgili şunları kaydetti:
“İzmir’e sevk edildik. İzmir’de 25 kilo verdim Sayın Başkanım. 20 gün gibi bir süre içerisinde, 20-25 gün içerisinde böyle olunca cezaevi ve avukatların tabii artık o saatten sonra beni dinlemediler avukatlarım… Artık ben onlara “kullanmayacaksınız” dedim ama yıkıldı tabii her şey. Neyse, sevk edildim Katip Çelebi Hastanesi’ne, üniversite hastanesi. Orada 16 gün tetkik, tedavi, biyopsi… İki biyopsi yapıldı. Kalça kemiğimi kırarak alıyorlar kemik iliği biyopsisi, acılı bir işlem. İki kez boynumdan biyopsi oldum, iki kez ameliyat oldum Başkanım. Hani şüphelendiler; yani orada nodüllerden şüphelendiler, kanser riski, lenfoma riski nüksedebilir diye bir rapor onu yazdı. Sonra Adli Tıp’a geldim, Adli Tıp raporları kabul etmedi. Ben gidip geliyorum. Sonra Şehir Hastanesi’ne gittim.
Şehir Hastanesi ile ilgili sadece şunu söyleyeceğim: Tabii ki Hipokrat yemini etmiş doktorlarımızın başımın üstünde yeri var Başkanım. Ve birçok doktor arkadaşımızın benim üzerimde çok emeği var; hem Katip Çelebi’de hem İzmir Şehir Hastanesi’nde. Ama ya bir iki doktora gerçekten hakkımı helal edip etmeme mevzusunu da bir kenara bırakıyorum da Allah’ın gücüne gider. Bir iki doktor var sadece. Birkaç tane fazla değil. Fazla değil ama şehir hastanesine bakışım değişti. Ben şehir hastanelerinin “hasta garantili” hastaneler olduğunu biliyordum da “rapor garantili” hastaneler olduğunu bilmiyordum Sayın Başkanım. Rapor düzenlemediler. Bakın, Adli Tıp’a Şehir Hastanesi’nden gönderilen rapor yok, biliyor musunuz? Adli Tıp bir karar verdi; hani benim cezaevinde kalmam… Tamam, doğru, eyvallah kalabiliriz de sorun yok. Nüks eder, etmez; ben moralimi yükseltirim ki yükselttim. Bunlar hep direnç işi, bağışıklık işi.
Şimdi benim iki tane evladım var, ellerinizden öper. Birisi 13 yaşında, birisi 22 yaşında iki tane aslan gibi erkek oğlum var, evladım var. Şimdi düşünün ki o çocuklar her gün televizyonda: “Ya Murat Çalık’ı öldürecek misiniz?” Ya ben vekillere diyordum ki: “Ya Sayın Vekilim gözünüzü seveyim; tamam eyvallah, tam sınıra geldik eyvallah ama böyle beyanlar vermeyin ki benim çocuklarım etkileniyor.” Düşünün ki sizin babanızla ilgili her gün televizyonlarda “Murat Çalık’ı öldürecek misiniz, çıkartacak mısınız” falan… Ya ben ölmem Sayın Başkanım. İnanın ölmem. Ben 2000 yılında o lösemiyi nasıl yendiysem bundan sonra da… Yani üzülmesin, anacığım çok üzüldü. Ya ben de ona üzüldüm. Şimdi o bana üzülüyor, ben ona üzülüyorum. Ben ona moral veriyorum, o bana moral veriyor. Eşim üzüldü. Dolayısıyla ailemin tamamı üzüldü.
Bunları da çok fazla anlatmak istemiyorum ama sadece teşekkür edeceğim. Onun için hem aileme… Beni bir gün olsun tabii ki insan ailesi bırakmaz; bir gün olsun bırakmadılar Başkanım. Bir gün İzmir’e kamp kurdular ya, “gitmeyeceğiz” dediler. İzmir’e kamp kurdular, bir gün bırakmadılar. Ve Türkiye’nin dört bir tarafından siyasi partisi hiç önemli değil —çünkü birçok siyasi görüşten insan— yani şu an bilindiği için zikretmeyeceğim, biliyorsunuzdur; birçok siyasi benimle ilgili beyanda bulundu. Nedense ne sulh ceza mahkemelerinde bu değerlendirmeye alındı? Şu an Şehir Hastanesi’nin Adli Tıp’a gönderdiği şey, sadece benim kemik iliğimdeki biyopsinin sonucudur. Bu da şöyle bir şey Sayın Başkanım; Allah kimseye vermesin bu rahatsızlığı, zor bir hastalık. Çünkü bütün direncinizi kırıyorlar, size kemoterapi veriyorlar. Yani en ufak şu hamlede bile buranız mosmor oluyor Sayın Başkan, öyle bir hastalık. Neyse, epey sıkıntılar çektik o dönemde.
Ama benim artık kemik iliğim remisyonda. Remisyon şu demek Sayın Başkanım? Bendeki “blast” oranı, yani kanserli hücre oranı %2 ile %5 arasında. Ama size kemik iliği yapalım —Allah sağlıklı, sıhhatli ömür versin— şüphelendik kemik iliği yapacağız değil mi? Sizdeki %0 ile %2 arasında çıkar. Benimki %1,5 çıkmaz mesela. Benimki hep kontrol altında tutulması gereken bir remisyon tabiridir. Katip Çelebi Hastanesi’nde tıp doktorları bunu açıkladılar. Bir gün alırsın 4 çıkar, bir gün alırsın 3 çıkar, bir gün alırsın 3,5 çıkar; bu değişkendir. Ama 1,5 çıkmaz. Fakat 5 değil de 6 çıktığında, bu sefer hastalığınız nüksetmiş olur. Benimki hem Katip Çelebi’de hem de İzmir Şehir Hastanesi’nin yaptığı raporda remisyon sınırları içerisindeydi. Ama ben o doktor arkadaşımıza niye kızgınım biliyor musunuz Sayın Başkan? Ben 18 gün yattım İzmir Şehir Hastanesi’nde ve değerlerim hep düşüktü. Hep nötropeni vardı; işte bir sürü terim, hematolojinin anlayabileceği terimler… Ama bu risk teşkil ediyor ve bunu Katip Çelebi Hastanesi yazdı, Adli Tıp’a bildirdi. “Lösemili hasta, yarın bir şey olur, ateşi çıkar, organ yetmezliği olur” diye bir sürü şey yazdı, raporu gönderdi. Ama İzmir Şehir Hastanesi’ndeki doktor arkadaşla konuştuğumuzda “Tabii ki değerlerini yazacağım, yazmaz olur muyum?” dedi. Neyi yazdı biliyor musunuz Sayın Başkan? Son 3 günümü yazdı! Son 3 günümde değerlerimin bir kısmı bir tık yükselmişti, sadece onları yazıp Adli Tıp’a gönderdikleri raporda belirttiler.
“KANSER RİSKİNİ TANSİYONDAN ÖĞRENEBİLİR MİYİZ?”
Biz Adli Tıp’a itiraz ettik, avukata “etmeyin” dedim; bunun bir miadı var demek ki, bekleyeceğiz, sorun yok. Sağlığımı koruyacağım; ben hem anacığıma söz verdim hem eşime söz verdim, “sağlıklı çıkacağım cezaevinden” dedim. Dolayısıyla hani bana bir şey olmaz. Sonra Anayasa Mahkemesi’ne de başvuralım dediler, tamam ona da başvurduk. Anayasa Mahkemesi’nin kararını —bilmiyorum dosyada vardır mutlaka— bir okumanızı isterim Sayın Başkanım. Ben okudum, ya gerçekten üzüldüm, samimiyetle üzüldüm. “Tutukluluk tedbirinin kaldırılmasına gerek yok” diyor. Tamam, olmayabilir; iki tane ciddi rahatsızlık geçiren bir adam, böyle bir rapor da var üstelik, diğer tarafta rapor yok diyebilir. Başımızla beraber, Anayasa Mahkemesi bizim mahkememiz, onu tartışacak değilim burada.
Üzüldüğüm şey şu: İkinci maddeyi yazma! Tek bir madde yaz; “Bu tutukluluk tedbiri orantısız değildir, kalabilir cezaevinde” de, ben razıyım. Ama ikinci madde ne biliyor musunuz Sayın Başkanım? Diyor ki Anayasa Mahkemesi: “Bu hastanın her ne kadar tutukluluk tedbirini kaldırmasak bile geçirmiş olduğu rahatsızlıklar çok ciddi ve raporlar da var. Aman ha, maddi manevi bütünlüğünü koruyacak tedbirler alın, bana da bildirin” diyor cezaevine. Sonra ne oldu cezaevinde? İnfaz koruma memuru arkadaşlar geldi, tansiyonumu ölçecekler. Dedim ki: “Hayırdır, ne tansiyonu?” Dediler ki: “Anayasa Mahkemesi’nin tedbiri.” Ya arkadaşlar dedim, gözünüzü seveyim; yeni bir buluşunuz mu var? Kanser riskini tansiyondan öğrenebilir miyiz? Satürasyonuma baktılar; bir müddet baktırdım onları da kırmayayım diye sağlıkçı arkadaşlarımızı. Sonra bir de kamerayla bakıyorlar Başkanım. Ya kamerayı sokuyorlar ya gözünüzün önüne! Kamerayla… Bunları mesela eşim bilmez, anlatmadım hiç. En son moralim bozuldu; kamerayla tansiyonunuzu ölçüyorlar, kamerayla ilaç içiyorsunuz. Ya böyle bir şey olabilir mi?
Neyse, bu kısmı geçeyim; sağlık konusuyla ilgili buralara ilişkin biraz uzattıysam özür dilerim, bana destek veren herkese yürekten teşekkür ediyorum.”
SAVUNMASINI ŞİİRLE BİTİRDİ
“Gelinen bu aşamada dosyanın mevcut durumu, sağlık raporları ve lehime olan yasal düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde; artık tutukluluğun devamını haklı kılacak bir sebep kalmadığını düşünüyorum” diyen Çalık, şöyle devam etti:
“Ben kaçmadım, saklanmadım, delil karartmadım. Bir yıldır özgürlüğümden mahrumum ama inancımdan ve vicdanımdan mahrum değilim. Bütün arkadaşlarımızın farklı meziyetleri de oldu bu arada; orası bize bir taraftan çilehane gibi, bir medrese hayatı gibi başka şeyler de öğretti. Ben de naçizane şiirler yazdım Başkanım; iki kitap çıkaracak kadar şiir yazdım.”
Çalık, savunmasını bitirirken kendi yazdığı şiirini okudu.
Çalık’ın şiiri “Görüş” başlıklı şiiri şöyle:
“Hak etmediklerini yaşatsalar da,
Önüne zorluklar koysalar da,
Çaresizlik değildi yaşadıklarım.
Bileklerine kelepçeler taksalar da,
Gecenin içinde saklasalar da,
Duygularını serbest bıraksalar da,
Yalnızlık değildi yaşadıklarım.
Demir kapıları kapatsalar da,
Günleri sana saydırsalar da,
İçinde yangınlar çıkartsalar da,
Umutsuzluk değildi yaşadıklarım.”
Son olarak Çalık, sözlerini noktalarken şunları kaydetti:
“Hakikatin mutlaka ortaya çıkacağına yürekten inanıyorum Sayın Başkanım. Adaletin gecikse de mutlaka tecelli edeceğine olan güvenim tamdır. Yüce Türk adaletine duyduğum inanç ve saygı gereği karar verilmesini talep ediyorum. Sayın Başkanım, özgürlük sadece üç hece değil mi? Özgürlük… Üç hece ama ne çok şey anlatıyor. Saygılarımı sunuyorum.”
17.30 | DURUŞMA YENİDEN BAŞLADI
Duruşma, verilen aranın ardından yeniden başladı.
16.05 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Duruşmaya saat 17.30’a kadar ara verildi. Aranın ardından Mehmet Murat Çalık savunmasına devam edecek.
14.00 | MEHMET MURAT ÇALIK KÜRSÜDE
Aranın ardından tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık savunmasını yapmak için kürsüye çıktı.
Mehmet Murat Çalık’ın savunmasından öne çıkanlar şöyle:
“Meşru ve denetime açık bir kamu kurumu olan belediyelerimizin suç örgütü olarak gösterilmesinin son derece ağır olduğunu ifade ederek sözlerime başlamak isterim. Elbette konu hukuki yönleriyle değerlendirilecektir; ancak benim vardığım sonuç nettir: Ortada herhangi bir suç örgütü yoktur.
Sürekli ifade değiştiren, beyanları değiştikçe kendi içerisinde ve birbiriyle çelişen sanık ifadeleri… Bu kişiler etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmış ya da yararlanma beklentisi olan şahıslar. Ancak benim durumumda bir tuhaflık var. Nedir bu tuhaflık? Bana yönelik suçlamalarda bulunan kişiler örgütün varlığından haberdar değiller. Örgütün varlığını reddeden bu kişiler, nasıl oluyor da örgütlü suçlarla ilgili hükümlerden etkin pişmanlık yoluyla faydalanmaktadırlar? Aynı durum rüşvet suçu bakımından da geçerlidir. Aleyhime yöneltilen beyanları iftira niteliğinde görmekteyim.
Sadece özgürlüğü sınanan insanların somut delille desteklenmeyen beyanlarının mahkumiyet kurulması için yeterli olmadığını düşünmekteyim. Rüşvet, sadece bir kamu görevlisinin fail sıfatıyla işleyebileceği bir suç türüdür. İddia edilen dönemde kamu görevlisi değildim; belediye başkan danışmanıydım. Haliyle benim rüşvet suçunun faili olmam teknik açıdan mümkün değil. Bu bile, sadece kamu görevlilerinin işleyebileceği bir suç bakımından hukuki bir belgenin eksikliğini göstermiyor mu? Bu isnatlar bakımından ilk aşamada söylemek istediğim husus şudur: Belediye bünyesinde kamu yararına yapılan hayır işlerini sonuna kadar sahiplendiğimi buradan ifade etmek isterim.
“BELEDİYEYE KAZANDIRDIĞIMIZ EKONOMİK DEĞER 57,2 MİLYAR TL”
Biz 2014’ten bugüne —son veriyi söylüyorum Sayın Başkanım— 1 milyon 150 bin metrekare kamusal alan ürettik. 1 milyon 150 bin metrekare… Keşke bu alanların 50 bin metrekaresi Şişli’de olsaydı; yani ekonomik değeri açısından söylüyorum, Beylikdüzü Belediyesine kazandırdığımız ekonomik değer 57,2 milyar TL’dir Sayın Başkan. 57,2 milyar TL… 81 bin metrekare sağlık alanı, 44 bin metrekare eğitim alanı, dini tesis alanı, sosyal ve kültürel alanlar… Tek tek saymayacağım ama diğer kamu kurumlarının üzerindeki yükü de aldık. Ne kadarlık bir yük aldık? 7,3 milyar TL’lik yük aldık. Çünkü bizden önce yapılan yanlış uygulamalardan dolayı Beylikdüzü Belediyesi o kadar çok kamulaştırmasız el atma davasına maruz kaldı ki Sayın Başkan, milyonlarca lira para ödedik. Vatandaş da haklıydı; çünkü belediye, vatandaşın yerini kamulaştırmadan veya herhangi bir uygulama yapmadan oraya bir yapı yapmış, daha sonra vatandaş kamulaştırmasız el atma kararıyla bunu sizden rücu ediyor.
Bugün burada yalnızca yargılanan bir kişi olarak değil; Beylikdüzü’ne yaklaşık 30 yıldır hizmet etmiş, bu 30 yılın 6 yılında da belediye başkanlığı yapmış bir belediye başkanı olarak bulunuyorum ve vicdanım çok rahat. 2014’ten bugüne attığımız her adımda şehircilik ilkeleri ve kamu yararı vardır. Bir belediye başkanının en büyük hesabı yalnızca mahkemelere değil, halka ve kendi vicdanına verdiği hesaptır. Benim vicdanım çok rahattır.
“EN BÜYÜK PROJEM; BESLENME SAATİ”
Benim en büyük projem Sayın Başkan, “Beslenme Saati” projesidir. Belki bazıları için çok anlam ifade etmeyebilir ama biz beş yıldır ihtiyaç sahibi ailelerimizin çocuklarına gıda paketleri gönderiyoruz. Ne var bu gıda paketlerinin içerisinde? Kendi mutfağımızda yaptığımız unlu mamuller var, mevsim sebzesi var, kuruyemiş var, içecek var, kahvaltılık var, yumurta var… Her gün bu operasyon yapılıyor Sayın Başkan. Bugün sayı yaklaşık 2.500 civarında; her gün o çocuklara, o ailelere evlerinde teslim ediyoruz. Okullarda değil, evlerde teslim ediliyor. Bugüne kadar beş yıl boyunca 800 bin paket ulaştırmışız. Ve bu 800 bin paketin hiçbir yerinde “Mehmet Murat Çalık” yazmaz; hiçbir yerinde Beylikdüzü Belediyesi’nin “B”si de olmaz Sayın Başkan. Çünkü biz şu anlayıştan geliyoruz: Veren el, alan eli görmeyecek.
“HAYIR İŞLERİNE SONUNA KADAR SAHİP ÇIKTIM”
Bugün iddianamede yer aldığı için söyleyeceğim; konuşmamın başında da hayır işlerine sonuna kadar sahip çıktığımı ifade etmiştim.
Sayın Başkan, yasalar belediye başkanına bağış alma yetkisi veriyor. Şartsız bağışı meclise bile sokmana gerek yok diyor yasa. Ama bir şartı varsa; örneğin kreş yapmak ve annesinin adını koymak istiyorsa, “Bunu meclis kararıyla al” diyor. 5393 sayılı yasanın maddelerinde bu hüküm açık. Peki, bu yargılamayı gören insanlardan sonra hiç hayırsever insan kalamayacağını düşünüyorum dışarıda. Bakın, şu beslenme saati projesindeki 800 bin paket için… Ben Beylikdüzü Belediyesi’nin tek kuruşunu harcamadım kuruyemişler için Sayın Başkan. Hep ayni olarak aldık; bakın, beyanımdır, hayırseverlerden ayni olarak aldık. Bir hayırsever geliyordu, “Ben bunları almak istiyorum” diyordu; bize kasa kasa elmalar, portakallar gönderiyordu. Dolayısıyla bu hassasiyetle bakmanızı arzu ediyorum Sayın Başkan. Kişisel zenginleşme aracı olarak mı kullanılıyor kamuya gelmesi gereken bu olay; yoksa kamunun menfaatine tekrar o kente mi dönüyor?
Benim önceliğim hiçbir zaman kişisel çıkar olmadı; önceliğim hep şehirlerimize değer katmak, kamu kaynaklarını korumak ve milletimize fayda sağlayacak hizmetleri hayata geçirmek olmuştur. Milletin kayıtsız şartsız egemenliğine inanıyorum. Milletimiz kimi seçeceğine, kime görev vereceğine demokratik iradesiyle karar verebilir.
“TUTUKLULUK ASLA CEZAYA DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİ”
Ben dahil, hiçbirimiz hukukun üstünde değiliz. “Yargılanmayayım” asla demiyorum; ancak halkın oyuyla göreve gelmiş bir belediye başkanının, çok güçlü ve somut gerekçeler olmaksızın tutuklu yargılanmasının yalnızca şahsıma değil, milletin iradesine de vurulmuş bir pranga olduğunu düşünüyorum. Tutukluluk asla cezaya dönüştürülmemelidir. Bugün bu duruşma salonuna gelmek için yaklaşık yirmi gün önce beni Silivri’ye getirdiler; 600 kilometre uzaktan geliyorum Sayın Başkan. Bu sadece beni değil, hem ailemi hem de savunma hakkımı cezalandırmaktır. Ben ayrıcalık asla talep etmedim, etmiyorum; hiçbir dönem talep etmedim. Yalnızca hukukun temel ilkelerine uyulmasını arzu ediyorum. Tutuksuz yargılanarak görevime devam etmek ve Beylikdüzü halkına vermiş olduğumuz sözleri yerine getirmek istiyorum. Hukukun üstünlüğünü korumak hepimizin elinde.
“SAVUNMASINI YAPMADIĞIM SUÇTAN DOLAYI TUTUKLUYUM”
İddianamedeki 143 eylemin 7’sinden sorumlu tutuluyorum; ancak soruşturma aşamasında bunlardan sadece iki tanesiyle ilgili tarafıma soru sorulmuştur, diğerleriyle ilgili savunmam alınmamıştır. Ama şimdi yapacağım. Eylem 1’den başlayacağım.
İlk olarak Uğur Güngör’ün 10 Ağustos 2020 tarihinde suç ihbarıyla başlayan yargısal süreci, iddia makamı tarafından —çok üzülerek söylüyorum ama— göz ardı edilmiştir. Buna dikkat çekmek istiyorum. Hakkımda daha önce Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilmiş bir takipsizlik kararı vardır. Sonrasında devam eden; değişen ve çelişen ifadeler de göz ardı edilmiştir. Söz konusu iddia Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulmuş, incelenmiş ve takipsizlik kararı verilmiştir. İlgilisi tarafından bu karara itiraz edilmiş; Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi itirazı reddederek takipsizlik kararını kesinleştirmiştir.
Devamında, Yargıtay 5. Ceza Dairesi “kanun yararına bozma” talebini, Sayın Başkanım, yalnızca ifademe başvurulması yönünde bozmuştur; soruşturmanın kesinlikle genişletilmemesi yönünde ifadeleri vardır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin yeniden değerlendirilmesi gerekçesiyle dosya Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş, akabinde tarafımca yazılı savunma verilmiştir. Dosya uzun süre Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bekletilmiş; sonrasında soruşturmayı yapan savcılık yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermiş ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi dosyasıyla birleştirilmiştir. Avukatlarım hukuki izahatı daha detaylı yapacaklardır. Benim öğrendiğim kadarıyla —tam hukukçu olduk demeyeceğim, asla demeyeceğim ama— bir kişinin aynı eylemden, aynı sebebe dayanılarak birden fazla kez yargılanamayacağına ilişkin temel bir kural varmış; o kural burada açıkça ihlal edilmektedir. Ayrıca hakkımdaki takipsizlik kararı rüşvet suçuna ilişkindi; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması ise irtikap suçu üzerinden devam ettirildi. Hakkımdaki tutuklama kararı “suç örgütüne üye olma” ve “irtikap” suçundan dolayı verilmişti. Sonra iddianame kabul edildikten sonra görüyoruz ki, tutuklandığım suçun vasfı değişmiş ve “rüşvet” olarak nitelendirilmiştir. Yani aslında savunmasını yapmadığım bir suçtan dolayı yaklaşık bir yılı aşkın süredir tutuklu olarak yargılanıyorum.
“TANIK SIFATIYLA İFADE VERDİ, SANIK HALİNE GELDİ”
Ayrıca Uğur Güngör’ün beyanlarının ne kadar gerçeğe aykırı olduğunu; kendisinin ihbarcı olduğu bir dosyada sanık haline gelmesinden çok net bir şekilde anlayabilirsiniz. İhbarcı olarak girdiği dosyadan, iddianamede sanık olarak çıkmıştır.
İddianamenin sonuç kısmında sadece aleyhteki hususları değil, lehteki hususları da belirtmek zorundadır. Gelin görün ki; bu iddianameye ve önümüzdeki binlerce sayfaya baktığımızda, maddi gerçeğin araştırılmasına, adil bir yargılama yapılmasına, müvekkil lehine delillerin toplanmasına ve nihayetinde lehe olan hususların belirtilmesine yönelik tek bir cümle, tek bir tespit bulunmamaktadır.
Eğer Uğur Güngör’ün UYAP kaydına baktığınızda iki yüzden az kaydı varsa, ben huzurunuzda bütün iddiaları kabul edeceğim. Bu kadar iddialı söylüyorum. Sayın Başkan, bu şahıs 21 Ekim 2024 tarihinde dosyaya ‘tanık’ sıfatıyla ifade vermiş; ancak daha sonra dosyaya sunduğu, yıllar içerisinde değişen ve önceki beyanlarıyla çelişen anlatımlarından ötürü ‘sanık’ haline gelmiştir.
“BU DOSYA TANIK İFADELERİYLE DE ÇELİŞKİLER BARINDIRIYOR”
Dosya kapsamında Zafer Gül ve Uğur Güngör’ün tüm beyanları birlikte değerlendirildiğinde, şahısların ciddi bir ticari uyuşmazlık içerisinde olduğu açıkça görülmektedir. Bu uyuşmazlığın konusunun “11. Mahalle” projesinden kaynaklandığı ortadadır. Aralarında bir menfaat çatışması vardır; ticari uyuşmazlık ceza hukuku zeminine, yani bizim önümüze taşınmıştır. Taraflar kendi hesaplaşmalarını bu dosya kapsamında yapmaktadırlar. Her iki taraf da cezai sorumluluktan kurtulmak için anlatımlarını sürekli değiştiriyor. Dikkat edilirse, bir beyan diğer bir beyanı çürütüyor; bir anlatım bir sonraki anlatımda revize ediliyor. Bir tarafta “zorlama var” denirken, diğer tarafta “anlaşma vardı” deniyor.
Ancak her iki tarafın da ortak noktası şudur: Hiçbiri kendini eylemin dışında tutmuyor ve birbirlerine iftira atma konusunda sınır tanımıyorlar Sayın Başkanım. Sayın Başkanım, iddia makamı daha önce verilen takipsizlik kararını göz ardı ettiği gibi; rüşvetin gerekçesi olarak sunulan “fazla inşaat alanı”nın aslında oluşmadığını, ruhsat tarihleri ile daire devir tarihleri arasındaki kronolojik çelişkiyi de görmezden gelmiştir. Bu dosya yalnızca sanık beyanlarıyla değil, aynı zamanda tanık ifadeleriyle de kendi içerisinde çelişkiler barındırmaktadır.
12.30 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Resul Emrah Şahan’ın avukatı tahliye talebinde bulundu ve savunmasını bitirdi.
Mahkeme, duruşmaya ara verdi.
10.40 | ŞAHAN’IN AVUKATI: SUÇLAMALAR HUKUKİ DEĞİL, NİYETE İLİŞKİNDİR
Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın avukatı Doğa Şanlıoğlu savunmasına başladı.
Şanlıoğlu, savunmasında şunları kaydetti:
“Soruşturmanın başından iddianamenin düzenlenmesine kadar yapılan tüm iş ve işlemler, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümlerine aykırı olarak yapılmış ve soruşturma anayasal hakların ihlali suretiyle gerçekleştirilmiştir.
Bu soruşturmanın başından itibaren dosyaya erişim hakkımız kısıtlanmış, soruşturma yaygın tabirle gizli olarak yürütülmüştür. Ancak iddianame 11 Kasım 2025 tarihinde Sayın Mahkemenize sunulduğunda, henüz mahkemenizce kabul değerlendirilmesi yapılmadan, dolayısıyla gizlilik devam ederken bir basın toplantısıyla bu iddianame gazetecilere dağıtılmıştır. Biz müdafiler, süreç boyunca müvekkilimizin ifadesi dışında hiçbir belgeye erişemezken; gerçek olup olmadığı belli olmayan ifadeler —ki burada müvekkilin ailesine dair sorular soruluyor ama cevap veremiyoruz—, arama ve el koyma tutanakları ile iddianamedeki iddialar televizyon kanallarında ve internet sitelerinde yayınlanmıştır. Bu nedenle hukuka aykırı bir soruşturma yürütüldüğü kanaatindeyiz. Tatbik edilen yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin tamamı anayasaya, özellikle de “ölçülülük” ilkesine aykırıdır.
Böyle bir soruşturma sonucunda hazırlanan eldeki iddianame, sağlıklı bir yargılamaya elverişli değildir. İddianamenin iç tutarlılığı ile bir iddianameden beklenen asgari dil ve hukuki temellendirme bu metinde bulunmamaktadır. Şu an hepimizde iki farklı iddianame var: Birisi savcılık tarafından basına sızdırılan, diğeri ise imzalı olarak dosyada bulunan metin. Bu iki metin aynı değil efendim, sayfa sayıları bile farklı. Aynı iddianamede müvekkilin örgüt yöneticisi olarak zikredildiği ve TCK 220/5 uyarınca sorumlu tutulması gerektiği ileri sürülen fiiller var; ancak hem giriş hem sonuç bölümünde “üye” sıfatıyla cezalandırılması istenmekte. 13 eylemin tamamında durum böyledir. Bazı eylemlerde şüpheli listesinde adı geçen ve somut fiil isnat edilen kişiler hakkında sonuç bölümünde cezalandırma talebi yoktur.
Eylemlerin değerlendirilmesinde görev tanımı ve yetki alanı dikkate alınmamıştır. Müvekkil, göreve gelmeden önce işlendiği ileri sürülen veya görev alanına girmeyen işlerden dolayı fail sıfatıyla sorumlu tutulmaktadır. Görevde olmayan veya göreviyle ilgili olmayan bir kişi, rüşvet veya irtikap suçundan sorumlu tutulamaz; ancak iddianamede bu hukuki donanım eksikliğini görmekteyiz.
Müvekkile yöneltilen suçlamalar bakımından sorun hukuki değil, bizce niyete ilişkindir. Eldeki delilden hareketle sorumlu aramak yerine, eldeki sanıklardan hareketle delil toplanmaya çalışıldığı aşikardır. Müvekkil hakkındaki soruşturma maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacına yönelik değildir. CMK 160/2 uyarınca Cumhuriyet Savcısı’nın şüphelinin lehine olan delilleri de toplaması gerekirken, dün sorduğunuz grup altyapısıyla ilgili mesele bile dosyaya girmemiş; biz uğraşarak bulduk. Keşke dosyada yer alsaydı da en azından bu niyetin olmadığına dair bir bilgi akışımız olurdu diye düşünüyorum.”
10.30 | DURUŞMA BAŞLADI
Mahkeme heyetinin salona gelmesinin ardından İBB Davası’nın 10’uncu celsesi başladı.
10.25 | İMAMOĞLU SALONA GETİRİLDİ
CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, duruşma salonuna getirildi.
Ekrem İmamoğlu, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganlarıyla karşılandı.
10.15 | BUĞRA GÖKCE’NİN DOĞUM GÜNÜ KUTLANDI
Tutuklu sanıklar alkışlar eşliğinde salona getirildi.
Tutuklu İstanbul Planalama Ajansı Başkanı Buğra Gökce’nin doğum günü “İyi ki doğdun Buğra” sloganlarıyla kutlandı.



