Sera Kadıgil, İBB davasını takip ediyor: ‘Dertleri yolsuzluk olsaydı Melih Gökçek hala tweet atabiliyor olmazdı’

Example HTML page

Kadıgil, Cumhuriyet TV’den İrem Karataş’ın sorularını yanıtladı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasını takip etmek üzere gittiği Silivri Cezaevi’nde Cumhuriyet TV canlı yayınına katıldı. Davayı değerlendiren Kadıgil, “Dertleri yolsuzluk olsaydı Melih Gökçek hala tweet atabiliyor olmazdı. Bir tane derdi var Recep Tayyip Erdoğan’ın: Korkuyor, çok korkuyor” şeklinde konuştu.

TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 414 kişinin yargılandığı İBB Davası’nı 33. gününde takip etmek üzere Silivri Cezaevi’ne gitti. Kadıgil, cezaevi kampüsünde Cumhuriyet TV canlı yayınına katılarak gazeteci İrem Karataş’ın sorularını yanıtladı.

Kadıgil, dosyanın Çağlayan Adliyesi’ne bağlı bir dosya olmasına rağmen duruşmaların Silivri’de görülmesini, Ergenekon davası sürecinden kalma “eski bir FETÖ taktiği” olarak isimlendirirken, “FETÖ’yle yolları ayrıldı, aynı taktiğin izinden devam ediyorlar” şeklinde konuştu.

Kadıgil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ekrem İmamoğlu’yla yarışmaktan korktuğunu dile getirerek, “25 yıldır bize etmedikleri zulüm kalmamasına rağmen, yargıyı, basını ele geçirmiş olmalarına rağmen toplumsal mücadeleyi öldüremediler. O yüzden tutuklu Ekrem İmamoğlu, o yüzden Erdoğan sandığa gitmekten korkuyor ve o yüzden ben bugün burada sizinle konuşurken gülümseyerek konuşabiliyorum, çünkü benim bu memleketten umudumu bitiremedi” ifadelerini kullandı.

‘HER HAFTA BURAYA GELİYORUM, HER GELDİĞİMDE AYNI ŞEYİ DİNLİYORUM’

TİP Sözcüsü Kadıgil’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Buraya her geldiğimizde —ki biz Cumhuriyet Halk Partili dostlarımız gibi, takdir edersiniz ki her gün burada olamıyoruz çünkü çok fazla sayıda toplumsal dava var, adalet arayışı var, Meclis çalışmaları devam ediyor— ama şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Haftada bir gün buraya ancak gelebiliyorum, her geldiğimde zaten aynı şeyi dinliyorum. O kadar saçma bir dava, o kadar saçma bir dosya hazırlanmış durumda ki… Bugün 2 ayrı ifade dinledik yukarıda: Bir tanesi hafriyatçı, kantar uzmanı bir beyefendi, Volkan Ateş; bir diğeri 1991 doğumlu, Yağmur isimli bir bordrolu çalışan, harita mühendisi.

Çok ilginç şeylerden bahsediyorlar aslında. Volkan Bey’in bugün söylediği bir cümle, bence bu iddianamenin nasıl hazırlandığının özeti gibi. Şunu söyledi içeride Volkan Ateş, ‘Beni savcılığa ifade almak için çağırdılar. İfade bile değil, bilgi almak için çağırdılar. Haliyle yanımda avukat olmadan gittim. Oturduk, normal normal sohbet ettik. Çıkışta bana dedi ki, ‘Otur ben bir kağıt imzalayıp göndereceğim seni’. Kapıya çıktım, peşimden bir iki dakika sonra gelip bağırıp çağırmaya başladı’. Bir Cumhuriyet savcısı için söylüyor bunu içerideki sanıklardan bir tanesi. ‘Bağırıp çağırmaya başladı bana, ‘Niye yalan söylüyorsun, bizi kandırdın, itirafçı olacaktın’ diye’, böyle bir ifade var içeride. Bu ne siyasi bir kişilik ne bir şey; bir tane kantar uzmanı, kantarcıdan bahsediyoruz. Böyle bir duruşma izliyoruz.

‘PAZARTESİ GÜNÜ MERDAN YANARDAĞ’I YARGILAMAYA BAŞLAYACAKLAR’

İkinci ifadeyi veren 1991 doğumlu gencecik bir kadın. Bu arada tanımıyorum hiçbirini, özür dileyerek de söylüyorum; arada da konuştuk, diğer avukat arkadaşlarımızla da konuştuk. Bakın ben avukatım, on yıllardır artık toplumsal dava takip ediyorum. Ben bu davaları takip edemiyorum, çok açık ve net söyleyeyim. Alt katta da bir duruşma daha görülüyor: Avcılar Belediye Başkanı, Beşiktaş Belediye Başkanı, Çukurova Belediye Başkanı bir alt katta yargılanmaya devam ediyor. Pazartesi günü de Merdan Yanardağ gibi birini casusluk gibi alçakça bir suçlamayla yargılamaya başlayacaklar.

Bütün dosyalar bu şekilde. Bütün ifade veren insanlar aynı şeyi söylüyor. Az önce Yağmur Hanım’ın söylediği, ‘Ben bu şirketin bordrolu çalışanıyım, genel müdürlükle falan alakam yok. Diğer şirkette kağıt üzerinde 6 ay genel müdürlük yaptım. Ne hesaplarımda bir para var ne MASAK raporlarında bir şey var’. Bitmedi, alt kata ineceğim, orayı da takip etmeye çalışıyoruz. Rıza Akpolat’ın avukatı savunma yapıyor ve aynı şeyi söylüyor, ‘O bunu dedi, bu da bunu dedi’. Bunun üzerinden tutuklu bulunuyor bu insanlar şu anda.

Hukuktan bahsediyorsak; burada kameraman arkadaşım, siz, ben, 3 kişiden ibaretiz. Ben size bir hakaret etsem ve yayında olmasak, 2 kişinin ifadesiyle, tanıklığıyla hakaret suçundan bile yargılanamam ben. Minimum 3 kişi arar kanun. Ama içeride insanların 7-8 aydır ‘O öyle dedi, ben tam hatırlamıyorum, öyle demiş olabilirim ama çok da emin değilim’ gibi bir saçmalık içerisinde esir edildikleri bir dava görülüyor. Bu saçmalığın ne kadar büyük olduğuyla toplum yüzleşmesin diye biz şu an sizinle burada yayın yapıyoruz. İçerideki basın mensupları dürbünle bakıyor sanıklara, şu anda bizi izleyenler bir piknikte falan olduğumuzu düşünüyor. Değil, biz şu an Silivri Cezaevi kampüsündeyiz ve buradaki bu gri, iğrenç, beton alandaki tek yeşilliğin önünden sesleniyoruz insanlara. Bunu da herkesin bilmesi lazım.

‘DERTLERİ YOLSUZLUK OLSAYDI MELİH GÖKÇEK HALA TWEET ATIYOR OLAMAZDI’

Hepimiz çok net biliyoruz bu dosyanın nasıl kurgulandığını, dertlerinin ne olduğunu. AKP-MHP cenahında bir tane insanın belediyelerdeki yolsuzluklarla ilgili bir tane derdi olsaydı, şu an Melih Gökçek diye biri hala tweet atıp saçmalıyor olamazdı mesela. Yani çok alenen yapılan şeyler var. Şu da var, hiç kimse bu ülkede şunu söylemiyor, ‘Hayır kardeşim ben milletvekiliyim, istediğimi çalarım, çırparım’ ya da ‘Ben belediye başkanıyım, ihaleye de fesat karıştırırım, cebimi de doldururum’. Bunu diyen bir insan yok. Bilakis bunu yapanların Allah belasını versin. Bu ülkede bunu yapan kimse olmadı mı? Oldu. Bunu da söyleyelim, oldu. Hırsızlık yapan belediye başkanları yok mu? Var, yüzlerce var belki. Ama buradaki dert ne? O değil. Buradaki dert ne hırsızlık ne yolsuzluk ne kamunun malı. Kamunun malını zaten şu kadar umursuyor olsalardı; o Zafer Havalimanlarına, kuş uçmayan kervan geçmeyen yollara bu kadar vergilerimizi müteahhitleri zengin etmek için dökmezlerdi. Dertleri o değil.

Bir tane derdi var Recep Tayyip Erdoğan’ın: Korkuyor, çok korkuyor. Sandığa gittiği zaman Ekrem İmamoğlu’yla yan yana yarışmaktan tir tir titriyor Recep Tayyip Erdoğan. İşin Türkçesi bu. Bunun için de en büyük rakip olarak gördüğü insanı, etrafında çalışanı, şoförü, koruması, sekreteri, harita mühendisi demeden zulmediyorlar içeride yüzlerce insana.

‘BU BİR CHP DOSYASI DEĞİL, BU BİR ‘MİLLİ İRADE’ DOSYASI’

Biz neden Silivri’deyiz? Ben İstanbul Milletvekiliyim, içeride yargılanan insan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, dosya Çağlayan Adliyesi’nin dosyası. Biz neden her sabah kalkıp bir buçuk saat yol geliyoruz buraya? Yeterince konuşulmasın, yeterince duyulmasın, toplumsal desteğin bu davanın arkasında ne kadar büyük olduğu görünür olmasın diye bu dosyayı buraya kaçırdılar. Bakın, Ergenekon sürecinden beri buraya gelip gidiyorum ben. O zaman başlattılar bunu; o zamanın, FETÖ’nün taktiğidir bu. Fethullah Gülen cemaati denen o terör örgütü aldı o yargılamaları buraya kaçırdı, o yaptığı hukuksuzlukları… FETÖ’yle yolları ayrıldı, aynı taktiğin izinden buradan devam ediyorlar.

CHP’li olmayan bir siyasetçi olarak burada konuşmak… Bu, diğer siyasetçilerin ayıbıdır! Çok açık söyleyeceğim bunu. Eğer burada bu duruşma görülüyorsa ve ‘Cumhuriyet Halk Partili değilim ben’ diye bir siyasetçi bu duruşmaları takip etme gereği görmüyorsa, bu konularda konuşma gereği duymuyorsa iki ihtimal var: Öngörüsüzlük ve cehalete bağlı olabilir, kötülüğe ve işbirlikçiliğe dair olabilir. Çünkü arkamda yargılanan şey Ekrem İmamoğlu falan değil! Arkamda yargılanan şey CHP değil, CHP’li belediye başkanları değil. Evet, ana muhalefet olduğu için ona yönelmiş durumda şu anda oklar ama benim siyasi faaliyette bulunma hakkımı elimden alıyorlar. Vatandaş olarak konuşuyorum, sadece milletvekili, Türkiye İşçi Partisi Sözcüsü olarak konuşmuyorum. Benim oy verdiğim insanı alıyorlar, benim yarın oy vereceğim insanı alıyorlar, anlatabiliyor muyum? Siyasi partiye, siyasi faaliyette bulunma hakkımıza saldırıyorlar. Kim ne sanıyor mesela; diğer muhalif, bizim gibi başka partilerden bahsedelim. Ne sanıyorlar? ‘Cumhuriyet Halk Partisi’ni bin bir hukuksuzlukla çökerttikleri zaman oradan gelen oylar da bize gelir’ falan diye bir beklenti varsa bu çok acıklı bir beklenti olur. Kimsenin böyle bir şey düşündüğünü düşünmüyorum, yanlış anlamayın, ama genel olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin dosyası mıdır bu? Hayır, değildir. Bunu bir Cumhuriyet Halk Partili de söylese onun da yüzüne söyleyeyim: Hayır, bu Cumhuriyet Halk Partisi dosyası değil. Bu tam tamına dört başı mamur bir milli irade dosyasıdır ve bunun için biz burada takip ediyoruz.

‘BU ÜLKEYİ SÖMÜRMEYE ÇALIŞAN ODAKLARIN HİZMETKARLIĞINI YAPIYORLAR’

Gazeteci diyemeyeceğimiz yandaşların; sizlerin, burada her gün emek veren basın mensuplarının, milletvekillerin, avukatların giremediği, tenezzül edip almadıkları koridorlarda bir lağım medyası mensubunun geziyor olabilmesi gerçeği… Burada zaten açık bir alandayız, kamusal bir alandayız. O lağım medyasının diğer çeşitli gazeteleri, televizyonları buraya gelip bir yayını açmak istedi de herhangi bir CHP’li ya da siz engel mi oldunuz? Böyle bir şey yok. Yaptıkları tek şey belli. Zaten onların buraya gelmesine gerek yok. Bu gibi dosyalarda, AKP canı isteyen dosyalarda, AKP yargı kolları eliyle bu yandaşlara zaten avukatların bile haberi olmadan evrakı gidiyor. Zahmet buyurmasınlar buraya gelmeye.

‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ yazar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin arkasındaki duvarda. Bu Meclis’i biz kurarken, bu ülkeyi, bizi, halkı ile birlikte emperyalistlere satmaya çalışan padişahtan kurtulup o Meclis’i kurduğumuzda yaptığımız şey devrimdi bizim. O devrimi geri almaya çalışıyorlar. 2017’den itibaren getirilen süreç tam olarak bu. Şunu istiyorlar: Meclis olmasın, Anayasa Mahkemesi olmasın, ‘dur’ diyen kimse olmasın. Canları her ne istiyorsa onu yapabilsinler, en küçük bir denetime tabi olmadan. Peki bunu niye istiyorlar, bence burada doğru soru bu. Bunu neden istiyorlar? Çünkü bu insanlar bu ülkeyi yönetmeye talip değiller. Bu insanlar, bu ülkeyi sömürmeye çalışan odakların hizmetkarlığını yapıyorlar, bu kadar basit. Dünyada bir kara düzen ittifakı var. Bu kapitalizm dediğimiz, paraya tapan, zengini daha zengin yapıp fukarayı her gün daha da fakir hale getiren bu berbat rejim var ya kapitalizm dediğimiz, onun Türkiye’deki hizmetkarları bunlar. Orada Trump neyse, öbür taraftaki o diğer otoriter faşist rejimler neyse, o paraya tapan insanlar neyse Türkiye’de de AKP o.

‘AKP TÜRKLERİN VE MÜSLÜMANLARIN DEĞİL, PATRONLARIN TEMSİLCİSİ’

AKP bu ülkede ne Türklerin temsilcisi ne iddia ettiği gibi Müslümanların temsilcisi. Bunların hiçbiriyle AKP’nin bir alakası yok, AKP sadece ve yalnızca patronların temsilcisi ve bize yaşattığı her şey bunun için. Ben Gümüşhaneliyim, benim memleketimde AKP’ye yüzde 90 oy çıktı. Aynı memleketimde yüzde 90’ı şu an maden sahası olarak ruhsatlı yabancı şirketlere. Bunun için yapıyorlar. Siz burada 18 saat çalışın, 3 kuruş para alın, sendikalı bile olamayın, hakkınızı alacak bir mahkeme olmasın, sizi burada köle gibi çalıştırabilsin patronlar; dertleri bu. Bunlar da bunların iktidarı. Bizim mücadelemiz de tam olarak bunlara karşı emeğiyle, alın teriyle çalışan insanların ülkesini var edebilmek için inanın.

‘TOPLUMSAL MÜCADELEYİ ÖLDÜREMEDİLER, BENİM BU MEMLEKETTEN UMUDUM BİTMEDİ’

Ekrem İmamoğlu bugün tutukluysa bu ülkede toplumsal muhalefeti bastıramadıkları için. Yani bugün bu seçimlerden bu kadar tir tir titreniyorsa, bu kadar halkın yüzde 70’i, 80’i erken seçim istiyorken sandığa gitmeyi bazılarının gözü yemiyorsa bunun bir tane kaynağı var: Toplumsal muhalefet, ‘Hayır kardeşim biz bu ülkede tam bağımsızlık içinde emeğimizle, alın terimizle yaşayarak, kimse bizi sömürmeden ve bu saçmalıklara maruz kalmadan yaşamak istiyoruz’ diyen insanlar. 25 yıl geçmiş olmasına rağmen, bu 25 yıldır bize etmedikleri zulüm kalmamasına rağmen, yargıyı, basını ele geçirmiş olmalarına rağmen, şu konuştuğumuz şeyi bile çok kısıtlı sayıda insan dinleyebilecek olmasına rağmen o toplumsal mücadeleyi öldüremediler. O yüzden tutuklu Ekrem İmamoğlu, o yüzden sandığa gitmekten korkuyor ve o yüzden ben bugün burada sizinle konuşurken gülümseyerek konuşabiliyorum. Çünkü benim bu memleketten umudumu bitiremedi. Bu ülkede herkes kendisi için yaşamıyor, bu ülke ‘Ben cebimi doldurayım da aman bunlar da geberirse gebersin’ diyen onursuzlardan oluşmuyor. Bu ülkede herkes ‘Ya orada öğrencilerin hali perişan, emeklilerin hali perişan ama benim şirketim yüzde 500 kar etti, oh ne güzel istikrar sürsün, Türkiye büyüsün’ diyenlerden değil… Bu bir kavgaysa bu kavgayı suni olarak çok bölmeye çalışıyorlar. Bu bir tane kavga; ultra zenginler, holding sahipleri ve onların uşaklarıyla, emeğiyle alın teriyle çalışan insanlar arasında bir kavga. Bizim tek eksiğimiz ne kadar kalabalık olduğumuz gerçeğiyle bir türlü yüzleşemiyor olmak ama inşallah oraya doğru da gidiyoruz.”

Example HTML page

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir