Türkiye’nin temel sorunlarından biri de ”Kahraman” yaratma!
“KAHRAMAN” YARATMA!
Geri bıraktırılmış ülkelerin temel problemi; kendi sorunlarını çözmek için demokratik işleyişe sahip olan, bağımsız, herkese eşit davranan ve eşit hizmet veren kamu kurumlarını yaratamamasıdır. Tam tersi kahraman yaratmayı tercih etmesidir. Başka bir deyişle nasıl bir kişiliğe sahip olduğuna bakmadan, Dünyaya, ülkeye, sınıflara ve sorunlara ilişkin bakışını, duruşunu öğrenmeden, denemeden o kişiyi önüne koyup kahraman ilan etmek, bizim gibi ülkelerin en temel sorunudur.

Elbette lider, her toplumda gereklidir. Ancak onu kahramanlaştırmamak, kutsallaştırmamak koşuluyla…gelişmiş ülkelerin hiçbirinde, kişiler kurumların önünde değildir. Partinin, kurumun, sendikanın, STK’nın liderleri ait oldukları yapıdan daha kıymetli değildirler.
Bu yazıyı yazmaya ihtiyaç duymam, AHBAP diye bilinen bir derneğin, uzun yıllardır konuşulması ve başındaki kişinin kahraman ilan edilmesidir. Yıllardır, evimizde, bulunduğumuz toplulukta bu kahramanı konuşuyoruz. Bunun birçok nedeni var ama en belli başlıları:
● Özellikle 1980’den sonra İktidarlar, devletin demokratikleşmesi yerine bir avuç azınlığın hatta giderek tek kişinin yönetiminin önünün açılmasına yarayan davranışlar sergiledi.
● Kurum yerine kişiler öne çıkarıldı.
● Sorunları ancak “kahramanlar çözer” anlayışı hegemonik bakış oldu.
● Devlet demokratik işlemediği, denetimler yapmadığı ya da göz yumarak yapıldığı için, AHBAP gibi kuruluşların başındaki kişiler sorgulanmadan kahraman ilan edildiler. Bu konuya ilişkin söyleyenlerin tümüne kulaklar tıkandı, gözler yumuldu. Eğer yumulmasaydı:
● AHBAP denen bir dernek milyarları toplayıp, yüz milyonlarca lirayı kumara vermezdi.
● Bir bakan eşinin şirketine iş vermezdi.
● Türkiye’nin yatırımlarının %50’si bir elin parmaklarının sayısını geçmeyen firmalara peşkeş çekilmez di.
● Kızılay’da yolsuzluklar yaşanmazdı. AHBAP denen bir suistimalciye çadır satmazdı.
● Yolsuzluk operasyonları diye adlandırılan operasyonlar, tek yanlı ve yargı ihlalleriyle yapılmazdı.
● Evlerde, ofislerde ayakabı kutularında, kasalarda çıkan paraların hesabı verilirdi veya sorulur du.
● Partileri onlarca yıllık genel başkanlar yönetmez, koltuk için düşmanlıklar yaşanmazdı.
Türkiye bu…partimiz ise daha vahim durumda. Değişim o kadar zorki, genel başkanlar dan biri, partiyi bölmeyin diyor, ama görevden uzaklaştırılanlarla gereken diyaloğu kurmuyor. Diğer genel başkan, meydan okuyor, “gel 2 milyon üyenin iradesine başvuralım, %90’dan az oy alırsam siyaseti derhal bırakırım” diyor. Bu nasıl sosyal demokrat anlayıştır? Yenilen neden siyaseti bıraksın? Genel başkan olan birinin, o makama verdiği emek var, neden birlikte dayanaşarak yol almıyorsunuz? Buluşup, konuşsanız, ortaklaşsanız ne kaybederiz?
Partide hepimiz demokrasiden yana olduğumuzu söylüyoruz. O halde kimse siyaseti bırakmasın, kimse de ayrılmasın kimseyle de küs olunmasın. Gelin Eylül’de sandığı üyenin önüne koyalım, kimi seçiyorsa seçsin, seçilmeyen de partiye emek vermeye devam etsin.
Liderler söylemiyor ama ben liderlerimize gerçekleri sıralayayım:
● Sizler, demokrasiyi işletmeden yana değilsiniz!
● Sizler, kendiniz değilsiniz. İdeolojik netliğiniz yok, tarftarlarınız sizi, siz olmaktan çıkarıyor. Bu yüzden de ahlak erezyonunu da engelleyemediniz.



