Sera Kadıgil, Silivri’de: ‘Artık dosyalarda delil uydurmaya bile zahmet etmiyorlar’
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil, İBB davasını takip ettiği Silivri’de basın açıklaması düzenledi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasını takip etmek üzere gittiği Silivri’de düzenlediği basın açıklamasında “Bu sözde dosya, bu uydurma dosya bazıları koltuğunda rahat otursun diye, hakkıyla koltuğa oturanları siyasetten menetmek için uydurdukları bir dosya. Artık dosyalarda delil uydurmaya bile zahmet etmiyorlar” şeklinde konuştu.
TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu, 107’si tutuklu toplam 402 sanığın yargılandığı İBB davasının 10. gün duruşmasını takip etmek üzere Silivri’ye gitti. Kadıgil, burada tutuklu bulunan seçilmiş TİP Hatay Milletvekili Can Atalay ile gazeteci Alican Uludağ’ı da ziyaret etti.
Ziyaretlerin ardından basın açıklaması düzenleyen Kadıgil, “Alican Uludağ, ‘Silivri Erdoğan rejiminin simge mekanı haline gelmiştir’ dediği için tutuklandı. Soma davası zamanaşımına uğradı, Alican Uludağ’ı aynı gün tutukladılar, arkamda esir” ifadelerini kullandı.
İBB Davası’nda 107’si tutuklu, 402 insanın haksız bir biçimde esir tutulduğunu ve yargılandığını dile getiren Kadıgil, “Bazıları koltuğunda rahat otursun diye, hakkıyla koltuğa oturanları siyasetten menetmek için uydurdukları dosyayı Silivri’de görmek zorundayız. Çünkü Çağlayan’da görülürse daha yoğun bir halk desteği ile karşılaşmaktan korkuyorlar” şeklinde konuştu.
‘107’Sİ TUTUKLU, 407 İNSANIN ESİR TUTULDUĞU DURUŞMALARIN ONUNCUSU GÖRÜLÜYOR’
TİP Sözcüsü Sera Kadıgil’in açıklamaları şöyle:
“Silivri Cezaevi’ndeyiz, çünkü malumunuz olduğu üzere 107’si tutuklu, 402 insanın ortada hiçbir sebep olmaksızın, haksız bir biçimde esir tutulduğu ve yargılandığı duruşmaların bugün onuncusu görülüyor. Dün Resul Emrah Şahan yani seçilmiş Şişli Belediye Başkanı burada savunmasını yaptı. Bu sabah onun avukatının savunmasıyla güne başladık ve ardından, az önce Mehmet Murat Çalık’ın yani Beylikdüzü Belediye Başkanı’nın savunması, ifadesi başladı. Mehmet Murat Çalık 2 defa kanser atlattı; hastanede boynunda tespit edilen bir kitle alındı, daha sonra hastaneye alınmak yerine apar topar elleri kelepçelenerek bir kere daha cezaevine gönderildi. Arkamızdaki yargılamaların mahiyeti bu.
‘ARTIK DOSYALARDA DELİL UYDURMAYA BİLE ZAHMET ETMİYORLAR’
Biz şu anda niye Silivri’deyiz? Bununla başlamamız lazım. Bu dosya, bu sözde dosya, bu uydurma dosya, bu bazıları koltuğunda rahat otursun diye hakkıyla koltuğa oturanları siyasetten menetmek için uydurdukları dosyayı Silivri’de görmek zorundayız. Çünkü Çağlayan’da görülürse Allah muhafaza, daha yüksek sayıda yurttaşın kulağına gidebilir savunmalar. Allah muhafaza, burada daha yoğun bir halk desteği ile karşılaşabilirler diye korkularından Silivri’ye kaçırdılar bu dosyaları. İlk defa yapmıyorlar bunu. Ergenekon zamanında başladılar. O zaman tam bir sene boyunca sabah 9 akşam 5 burada stajımızı tamamlarken avukat olarak uğraştığımız bir şey vardı. Dosyalarda Fethullahçılar tarafından, o sümüklü hocanın peşine takılıp Türkiye’deki bütün sistemi allak bullak etmeye çalışan sözde savcılar ve hakimler tarafından, dosyaların içine delil adı altında konulan şeyleri çürütmeye çalışıyorduk biz avukat olarak. Bizim işimiz buydu. Bugün geldiğimiz noktada daha büyük bir saçmalıkla karşı karşıyayız, çünkü artık dosyalarda delil uydurmaya bile zahmet etmiyorlar.
‘ÇOCUKLARIN DERTLERİYLE DERTLENEN KAMU GÖREVLİLERİ UYDURMA DOSYALARLA YARGILANIYOR’
Ne var bu dosyanın içerisinde? Görmenizi istemedikleri, duymanızı istemedikleri, görmeyin duymayın diye Silivri’ye kaçırdıkları, güya o küçük ortak tarafından talep edilmesine rağmen cesaret edip canlı yayın yapamadıkları, görmeyin duymayın diye kendi imkanlarıyla buraya gelerek habercilik yapmaya çalışan gazetecileri salonun en ücra köşesine attıkları dosyaların içinde ne var? Koca bir hiç var. O dosyaların içinde kocaman bir hiç var. Az önce Mehmet Murat Çalık ifadesini verirken ‘Bir çocuk okula geldiğinde beslenme çantası boşsa, yanındaki çocuğa karşı duyduğu mahcubiyeti anlayamayanlar, o çocuğun beslenmesini hazırlayan annesinin, babasının mahcubiyetini anlayamayanlar, bunun derdiyle dertlenmeyenler siyaset yapacaksa hiç yapmasınlar daha iyi’ dedi. İşte arkamda şu anda o çocukların, o anne babaların dertleriyle dertlenen kamu görevlileri uydurma dosyalarla yargılanıyor.
‘DURUŞMALARA GELEN AVUKATLARA, AİLELERE, GAZETECİLERE EZİYET EDİYORLAR’
Peki başka kamu görevlileri ne oluyor? Çünkü tek dosya bu değil, gördükleri tek duruşma da bu değil. Mesela Soma’da 301 madenciye mezar olan o katliamda tek bir kamu görevlisi yargılanmadı. Dün itibariyle zaman aşımı kararı çıktı. Tek bir kamu görevlisi orada yargılanmazken burada çocukların dertleriyle dertlenen belediye başkanları, gerçek kamu görevlileri esir tutulmaya ve sözde yargılamalara konu edilmeye devam ediyorlar. Bir daha bir başka duruşma daha var şu anda devam eden, Dilovası’ndaki duruşma. Hatırlarsınız Dilovası’nda İşkur’un hemen yanı başında kaçak olduğu için yıkım kararı olmasına rağmen faaliyete devam eden sözde bir parfüm atölyesinde cayır cayır yanarak 3’ü çocuk 7 işçi katledilmişti. Bakın ‘can vermişti’ demiyorum, katledilmişti. Duruşmaları devam ediyor. 300 bin liralık bir yangın merdiveni yapmadılar diye öldü o insanlar. O insanların elleriyle ürettikleri parfüm şişelerini 10 bin liraya satan patronlar, 30 şişe parfümün parasını alıp ceplerine koymak yerine bir yangın merdiveni yapmadıkları için cayır cayır yanarak katlettikleri insanların duruşması görülüyor. Peki nerede görülüyor? Olay yerinde mi görülüyor? Yok. Onu da kaçırdılar, Kandıra’ya kaçırdılar. Kandıra’da görülüyor. Yetiyor mu? Yetmiyor. Oraya gelen insanlara eziyet etmeye devam ediyorlar, avukatlara eziyet etmeye devam ediyorlar, ailelere eziyet etmeye devam ediyorlar, basın mensuplarına eziyet etmeye devam ediyorlar. Bugün Dilovası’nda görülen duruşmaya basın mensuplarının haber yazmak için, haber geçmek için kullandıkları elektronik cihazları duruşma salonunun içine almadılar. Almadılar. Bunun bir sebebi var. Bilmememizi istiyorlar, duymamamızı istiyorlar. Bir elin parmaklarını geçmeyen muhalifin söylediği sözler bir elin parmaklarını geçmeyen basın emekçileri eliyle sizlere ulaşmasın istiyorlar.
‘SOMA KATLİAMI ZAMANAŞIMINA UĞRADI, ALİCAN ULUDAĞ’I AYNI GÜN TUTUKLADILAR’
Bunun için yapıyorlar. Mesela bunun için sevgili Alican Uludağ arkamdaki cezaevinde tutuklu. Az önce kendisini de ziyaret ettim, hepinize selamları var. Başı girdiği gibi dimdik. Neden içeride olduğunu Alican çok iyi biliyor. Ama sizlerin de bilmesini ben çok istiyorum. Alican neden tutuklu biliyor musunuz? Şöyle bir cümle kurduğu için Alican tutuklu, ‘Silivri Erdoğan rejiminin simge mekanı haline gelmiştir’. ‘Erdoğan’ın Trump’tan alacağı meşruiyet ne?’ sorusunu sorduğu için tutuklu şu anda Alican Uludağ. Bu yüzden sabahın köründe İstanbul’daki uyduruk bir dosyayla Ankara’daki evini bastılar Alican’ın. Çoluğunun çocuğunun gözü önünde bu sebeple gözaltına aldılar. Aynı gün yaptılar her şeyi. Hani Soma’da mağdurlar yıllardır adalet beklerken zamanaşımıyla yırttırdılar ya kamu görevlilerini, Alican’ın dosyasında ne oldu biliyor musunuz? 19’unda başlatıyorlar soruşturmaya. Her şey aynı gün. Alican hakkındaki delilleri aynı gün içerisinde topluyorlar, Alican’ı aynı gün içerisinde tutukluyorlar ve Alican’ı getirip buraya tıkıyorlar. Bunun için yapıyorlar; duymayın, anlattıklarını, yazdıklarını görmeyin diye yapıyorlar. Ve ‘Trump’tan alacağı meşruiyetin kaynağı ne?’ diye soran Alican arkamdaki Silivri Cezaevi’nde esir ama bu cümleyi kuran haysiyetsiz, pedofili, Epstein dosyalarının faili olacak Tom Barrack denen adam hala bu ülkede büyükelçilik yapmaya devam ediyor. Onun kılına bile dokunamıyorlar o meşruiyeti kimden almaları gerektiğini çok iyi bilenler. O yüzden Alican tutuklu, ama o yüzden Tom Barrack büyükelçi olarak durmaya devam ediyor şu anda.
‘TARİKATLARIN HESABINI SORAN GAZETECİ İSMAİL ARI TUTUKLU’
Bir tek Alican da tutuklu değil. Başka bir arkadaşımızı daha tutukladılar, sevgili İsmail Arı’yı tutukladılar. Bu ismi çok yakından biliyorsunuz çünkü Fatma Nur Çelik’le kızının haberini ilk yapan gazetecilerden biri İsmail. Tarikatların hesabını soran bir gazeteci İsmail, yargıdaki saçmalıkların hesabını soran bir gazeteci İsmail. Şu anda kendisi de Ankara’da, tutuklandı, cezaevine attılar. Ortada hiçbir gerekçe yok. Yargı sistemi ve liyakatsiz atamalarla ilgili haber yaptığı için İsmail tutuklu, Yunus Emre Vakfı’ndaki soygunu haber yaptığı için İsmail tutuklu, Erdoğan’ın imam hatipi için tarihi yapıların gözden çıkarıldığını haber yaptığı için İsmail tutuklu ve bunlardan daha rezilini söyleyeyim mi? Dezenformasyonla Mücadele Merkezi adı altında uydurdukları o saray piyonlarının açıkladığı bir şeyi somut delil sayacak kadar aklını kaybetmiş mahkemeler var artık bu ülkede. İşte İsmail de tam olarak bu sebeple tutuklu. Merdan Yanardağ arkamdaki cezaevinde bu sebeple tutuklu.
‘RESUL EMRAH ŞAHAN KİRADA OTURUYOR, AKIN GÜRLEK’İN MİLYONLARCA LİRALIK ONLARCA EVİ OLDUĞU SÖYLENİYOR’
Aslında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden yapmam lazım benim bu açıklamayı, ben bir milletvekiliyim. Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi açık. Hangi saçmalıkla ilgilendiklerini hangi yurttaşımız biliyor? Orada bu sefer hangi patronun hangi vergisini nasıl affettiklerini konuşuyorlar. Bakanlıktan talimat geliyor, gerine gerine ortalarda gezenler de gidiyor orada el kaldırıyor, el indiriyor. Bunun adına da yasama faaliyeti diyorlar. Bu arkamdaki rezilliğin adına da yargılama faaliyeti diyorlar. Bu ülke artık böyle bir ülke ve bunun böyle olmasının bir sebebi var. Dün Resul Emrah Şahan burada savunmasını verirken kendini anlattı. Emrah’ı şu anda ne ile suçluyorlar biliyor musunuz? Suç örgütü üyesi olmak suretiyle kendisine ve suç örgütüne çıkar sağlamakla şu an tutuklu bulunuyor arkamdaki binada. Emrah 1982 doğumlu bir belediye başkanı, 1989 yapımı bir evde kiracı olarak oturuyor. Ne tesadüf başka 1982 doğumlu bir insan daha var, Akın Gürlek. Akın Gürlek kendisiyle ilgili milyonlarca liraya alındığı söylenen onlarca evle ilgili tek bir cümle kuramıyor. 2 tane 1982 doğumlu insan, biri kirada birinin milyonlarca liralık onlarca evi olduğu söyleniyor. Çıtını bile çıkaramıyor bu iddialara karşı. Ama Emrah arkamda sanık sandalyesinde oturuyor, Akın Efendi Ankara’da bakan koltuğunda oturuyor. Bu yaşadığımız her şey inanın tam bu yüzden oluyor.
‘BUNLARIN MÜSEBBİBİ ERDOĞAN CUMHURBAŞKANLIĞI KOLTUĞUNDA OTURMAYA DEVAM ETMEK İSTİYOR’
Arkamda işte hasta haliyle Mehmet Murat Çalık ifadesini veriyor, ‘Derdine düştüğüm tek şey beslenme saatiydi’ diyor. Bunu yapmaya çalışan, iki kere kanser atlatmış, bilirkişi raporlarıyla sabit olduğu üzere o kanseri her an geri dönmek üzere olan Mehmet Murat Çalık arkamda ifadesini veriyor tutuklu sıfatıyla, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki bütün çocuklara bir öğün ücretsiz yemek vermesi gerekirken bunu yapmayıp kutuplaştırma ve halkı birbirine düşürmekten sorumlu bir devlet bakanı gibi davranan Yusuf Tekin nerede oturuyor? Orada bakanlık koltuğunda oturuyor. Çünkü bunların hepsinin baş müsebbibi olan, tıpkı Alican’ın çok isabetle ifade ettiği gibi kendi kurduğu rejimi tahkim edebilmek için, kendi oturduğu koltuğundan kalkmamak için bütün bir ülkeyi ateşe atmayı göze almış bulunan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturmaya devam etmek istiyor. Yaşadığımız bütün rezilliklerin sebebi budur. İmamoğlu yani Recep Tayyip Erdoğan’ın en büyük rakibi, bütün anketlerde kendisine en az 10-15 puan fark atacağı aşikâr olan siyasi rakibi tam bu sebeple arkamdaki Silivri Cezaevi’nde esir olarak tutuluyor. O koltukta şu anda sanık sandalyesinde oturuyor ve bizim başımıza her ne geliyorsa bundan geliyor.
‘DOĞRULARININ KULAKLARINIZA ULAŞMASI İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ’
Bizim başımıza halktan değil patronlardan taraf olanlar, patronlardan taraf oldukları gerçeğini gizlemek için de her fırsat bulduğunda dini, milleti, milli duyguları ve hassasiyetleri bu kendi görüşlerine meze yapmaya çalışanlar birazcık daha o koltuklarda oturmaya devam edebilsin diye bunlar geliyor. Ama buradan bir kere daha söz veriyoruz, tüm uydurma toplumsal davalarda olduğu gibi bu davalarda da gerçeğin ortaya çıkması ve sizlerden sakladıkları tüm yalanların, doğrularının kulaklarınıza ulaşması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz ve hiç kimsenin şüphesi olmasın ki, nasıl ki o davaların uydurma savcıları bu ülkeyi terk etmek zorunda kaldılarsa bugün de hukuku kendine göre eğen büken, başta gazeteciler olmak üzere hepimizin anayasal haklarına göz diken, ama hepsinden mühimi bu halkın seçme seçilme hakkına yani halkın egemenliğine göz dikenlerin akıbeti de en iyi senaryoyla onlar gibi olacak.”



