İki dilde Dünya Anadili Günü açıklaması. EMEP: Anadilinin kullanımı önündeki engeller kaldırılsın
Emek Partisi (EMEP) 21 Şubat Dünya Anadili Günü dolayısıyla Türkçe ve Kürtçe yazılı açıklama yayınladı. Ülkede yaşayan tüm halkların Uluslararası Anadili Gününü kutlayan EMEP, emekçilere farklı dil ve kültürlerin eşitçe yaşayacağı demokratik bir ülke için mücadele çağrısı yaptı. Anadilinin kamusal alan ve kamu hizmetlerindeki kullanımı önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulunulan açıklamada, anadilinde eğitim hakkının eşit yurttaşlık ve demokratik bir toplumun temel koşullarından biri olduğuna dikkat çekildi. Açıklamada Süreç komisyonu raporunda anadili hakkına yer verilmemesi de eleştirildi.

Halkların kendi diliyle eğitim görme, kamusal alanda kendi diliyle var olma ve kendini ifade etme hakkının evrensel bir insan hakkı olduğu hatırlatılan açıklamada, “Türkiye’de başta Kürtçe olmak üzere farklı halkların dilleri uzun yıllardır inkâr ve yasak politikalarıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Türkiye’de anadili hakkı, özellikle Kürt halkı açısından, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana gasbedilen en temel demokratik haklardan biri olmuştur. Kürt meselesinin tarihsel kökeninde, Kürtlerin ulusal varlığının inkârı, dilinin yasaklanması ve asimilasyon politikaları bulunmaktadır. 1924 Anayasası’yla birlikte kurumsallaştırılan tekçi devlet anlayışı, bugün de saray rejiminin anlayışıyla örtüşerek devam etmektedir” denildi.
‘Engeller kaldırılmadan demokratik çözümden söz edilemez’
Anadilinde eğitim hakkının bir “bahşetme” meselesi olarak algılanamayacağına dikkat çekilen açıklamada, “TRT Kurdî gibi göstermelik ve içeriği devlet tarafından belirlenen televizyon kanalı ya da “seçmeli ders” adı altında Kürtçe dersi gibi uygulamada karşılığı son derece sınırlı düzenlemeler, yüz yılı aşkın süredir devam eden eşitlik talebinin yerine geçemez. Dil üzerindeki baskı ve yasaklamalar, bir ulusun varlığının inkârı anlamına gelir. Anadilinin kamusal ve eğitim alanında özgürce kullanılmasının önündeki engeller kaldırılmadan, Kürt sorununun kalıcı ve demokratik çözümünden söz etmek mümkün değildir” ifadelerine yer verildi.
Meclis’te süreç komisyonu raporunda anadilinde eğitim hakkına yer verilmemesine de tepki gösterilen açıklamada, “Anadili hakkı kavram olarak bile geçmiyor. Ama aksi yönde bir ifade olarak, ihtiyaç olmadığı halde Türkçenin resmi dil statüsü özellikle vurgulanıyor. Kürt halkının anadilinde eğitim talebinin görmezden gelindiği, seçilmiş temsilcilerinin tutuklu olduğu, kayyım politikalarının sürdüğü ve demokratik hakların askıya alındığı bir ortamda güven de barış da inşa edilemez. 21 Şubat vesilesiyle bir kez daha vurguluyoruz: Anadilinde eğitim hakkı; eşit yurttaşlığın, demokratik bir toplumun temel koşullarından biridir. Zorunlu tek devlet dili uygulamasına son verilmelidir. Kürtçe üzerindeki tüm engeller kaldırılmalı; Türkiye’de konuşulan tüm anadiller eğitimden, sağlığa kadar kamusal yaşamın her alanında anayasal güvence altına alınmalıdır” talepleri sıralandı.
21 Şubat 1952’de Bangladeşli birçok üniversite öğrencisi Bengal dili için verdikleri mücadelede hayatlarını kaybettiler. Bu nedenle 21 Şubat, 1999 yılından itibaren UNESCO tarafından Uluslararası Anadili Günü olarak kabul ediliyor.
”TÜRKÇE AÇIKLAMA”
Kamusal hizmetlerin tamamında anadili için mücadeleyi büyütelim!
21 Şubat 1952’de Bangladeşli birçok üniversite öğrencisi Bengal dili için verdikleri mücadelede hayatlarını kaybettiler. Bu nedenle 21 Şubat, 1999 yılından itibaren UNESCO tarafından Uluslararası Anadili Günü olarak kabul ediliyor.
Dünya Anadili Günü yalnızca kültürel çeşitliliğin korunmasını değil; halkların kendi diliyle eğitim görme, kamusal alanda kendi diliyle var olma ve kendini ifade etme hakkının evrensel bir insan hakkı olduğunu da hatırlatmaktadır.
Farklı halkların yaşadığı Türkiye, dil konusunda çeşitliliğin olduğu ülkelerden biridir. Türkiye’de başta Kürtçe olmak üzere farklı halkların dilleri uzun yıllardır inkâr ve yasak politikalarıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Türkçe dışındaki dillerin eğitim dili olarak veya kamusal alanda kullanılmasının önündeki engeller saray rejimi tarafından devam ettirilirken, bu yasakçı politikalar nedeniyle birçok dil yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır.
Türkiye’de anadili hakkı, özellikle Kürt halkı açısından, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana gasbedilen en temel demokratik haklardan biri olmuştur. Kürt meselesinin tarihsel kökeninde, Kürtlerin ulusal varlığının inkârı, dilinin yasaklanması ve asimilasyon politikaları bulunmaktadır. 1924 Anayasası’yla birlikte kurumsallaştırılan tekçi devlet anlayışı, bugün de saray rejiminin anlayışıyla örtüşerek devam etmektedir.
Anadilinde eğitim hakkı, bireysel bir “bahşetme” meselesi değil kolektif bir haktır. TRT Kurdî gibi göstermelik ve içeriği devlet tarafından belirlenen televizyon kanalı ya da “seçmeli ders” adı altında Kürtçe dersi gibi uygulamada karşılığı son derece sınırlı düzenlemeler, yüzyılı aşkın süredir devam eden eşitlik talebinin yerine geçemez.
Dil üzerindeki baskı ve yasaklamalar, bir ulusun varlığının inkârı anlamına gelir. Anadilinin kamusal ve eğitim alanında özgürce kullanılmasının önündeki engeller kaldırılmadan, Kürt sorununun kalıcı ve demokratik çözümünden söz etmek mümkün değildir.
Meclis’te süreç komisyonu raporunda anadilinde eğitim yer almadığı gibi; anadili hakkı kavram olarak bile geçmiyor. Ama aksi yönde bir ifade olarak, ihtiyaç olmadığı halde Türkçenin resmi dil statüsü özellikle vurgulanıyor.
Kürt halkının anadilinde eğitim talebinin görmezden gelindiği, seçilmiş temsilcilerinin tutuklu olduğu, kayyım politikalarının sürdüğü ve demokratik hakların askıya alındığı bir ortamda güven de barış da inşa edilemez!
21 Şubat vesilesiyle bir kez daha vurguluyoruz: Anadilinde eğitim hakkı; eşit yurttaşlığın, demokratik bir toplumun temel koşullarından biridir. Zorunlu tek devlet dili uygulamasına son verilmelidir. Kürtçe üzerindeki tüm engeller kaldırılmalı; Türkiye’de konuşulan tüm anadiller eğitimden, sağlığa kadar kamusal yaşamın her alanında anayasal güvence altına alınmalıdır.
Ülkede yaşayan tüm halkların Uluslararası Anadili Gününü kutluyoruz. Emekçi halklarımızı farklı dil ve kültürlerin eşitçe yaşayacağı demokratik bir ülke için mücadeleye çağırıyoruz.

”KÜRTÇE AÇIKLAMA”
Werin em di hemû xizmetên giştî de ji bo zimanê zikmakî tekoşîne mezin bikin!
Di 21ê Sibatê 1952’an de, gelek xwendekarên zanîngehê yên Bangladeşî di têkoşîna xwe ya ji bo zimanê Bengalî de hatin qetilkirin. Ji ber vê yekê, ji sala 1999’an ve, UNESCO 21ê Sibatê wekî Roja Navneteweyî ya Zimanê Zikmakî qebûl kir…
Roja Zimanê Zikmakî ya Cîhanê tenê parastina pirr-zimanîtiyê nîne; di heman demê de, mafê gelan yê ku bi zimanê xwe perwerde bibin, di qada giştî de bi zimanê xwe hebin û xwe bi zimanê xwe îfade bikin wekî mafeke mirovî ya giştî jî bi bîr tîne.
Tirkiyeyê, ku gelên cuda di wê de dijîn, ji aliyê zimanê ve jî yek ji welatên ku pirr-zimanîtiya wan heye ye. Li Tirkiyeyê, bi taybetî Kurdî û zimanên gelên din, bi salan bi siyaseta înkar û qedexeyan re rû bi rû mane. Dema ku astengên li ber bikaranîna zimanên ji bilî Tirkî di perwerdeyê de an jî di qada giştî de hê jî ji aliyê rejîma sarayê ve têne domandin, bi sedema van siyasetan ên qedexekar gelek ziman di bin xetereya windabûnê de ne.
Li Tirkiyeyê mafê zimanê zikmakî yek ji mafên demokratîk ên herî bingehîn e ku ji damezrandina Cûmhûrîyetê vir ve, bi taybetî ji bo gele Kurd, hatiye desteserkirin. Di bingeha dîrokî ya pirsgirêka Kurd de, înkara hebûna neteweyî ya Kurdan, qedexekirina zimanê wan û siyaseta asîmîlasyonê heye. Fîkera dewleta yek-zimanî ya ku bi Anayasaya 1924’an ve hat damezrandin, îro jî bi têgihîştina rejîma sarayê re li hev hatîye û didome.
Mafê perwerdeyê bi zimanê zikmakî ne pirsgirêkeke “bahşandinê” ya kesane ye, lê mafeke mirovahiye. Kanalên televîzyonê yên wekî TRT Kurdî, ku nîşaneyî ne û naveroka wan ji aliyê dewletê ve tê diyarkirin, an jî dersa Kurdî ya bi navê “dersa bijartî” ku di pratîkê de bandora wê pir têkçûyî ye, nikare bigihîje daxwaza wekheviyê ya ku zêdetir ji sed salan e ku didome.
Zulm û qedexeyên li ser zimanê, tê wateya înkara hebûna neteweyekî ye. Heta ku astengên li ber bikaranîna azad a zimanê zikmakî di qada giştî û perwerdeyê de neyên rakirin, nikare li ser çareseriya domdar û demokratîk a pirsgirêka Kurd biaxivin.
Rapora komîsyona pêvajoya parlementoyê perwerdehiya bi zimanê zikmakî cîh nagire. Têgeha “mafê zimanê zikmakî” qet nayê behs kirin. Her çend pêwîstî pê tune be jî, statuya fermî ya zimanê Tirkî tê tekez kirin.
Daxwaza gelê Kurd a ji bo perwerdehiya bi zimanê zikmakî tê paşguhkirin. Di rewşekê de ku nûnerên hilbijartî girtî ne, polîtîkayên rêvebirên tayînkirî berdewam dikin û mafên demokratîk tên rawestandin, ne bawerî heye û ne jî aştî dikare were avakirin.
Bi vesîleya 21ê Sibatê careke din dibêjin:
Mafê perwerdeyê bi zimanê zikmakî; şertê bingehîn ê hemwelatiya wekhev û civakeke demokratîk e. Divê dawî li siyaseta yek-ziman a mecbûrî ya dewletê were anîn. Divê hemû astengên li ser Kurdî werin rakirin; û hemû zimanên zikmakî yên li Tirkiyeyê têne axaftin divê ji perwerdeyê heta tenduristiyê di hemû warên jiyana giştî de bi temînata anayasal werin parastin.
Em Roja Navneteweyî ya Zimanê Zikmakî pîroz dikin bo hemû gelên ku li vî welatî dijîn. Em gelên xebatkar vedixwînin ku ji bo welatekî demokratîk ku ziman û çandên cuda bi wekhevî dijîn têkoşîna xwe mezin bikin.
Bê ziman jiyan nabe!
Navenda Giştî ya Partiya Kedê



