Erkan Baş’tan ‘Akın Gürlek’ yorumu: ‘‘Yargıyı öldürdüler diyorduk, bugün cenazesini kaldırıyorlar’

Example HTML page

Baş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis’te düzenlediği haftalık basın toplantısında Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasına ilişkin konuşarak “Bu rejim bir adım daha ileriye gitti. Hani ‘Yargıyı öldürdüler’ diyorduk ya, şimdi cenazesini kaldırıyorlar” ifadelerini kullandı.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. Baş, konuşmasının neredeyse tamamını AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Resmi Gazete’de yayımlanan kararıyla meydana gelen kabine değişikliğine ayırdı.

Kararı sıradan bir kabine değişikliği olarak değerlendirmediklerini belirten Baş, bu atamayla Akın Gürlek tarafından yürütülen bütün bu davaların Erdoğan tarafından sahiplenildiğini ve atamanın devlet görevlilerine yönelik “Muhalefeti ve hukuku ezen yükselir” mesajı olduğunu kaydetti.

Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasının, Saray’dan yapılan “Durmayacağız, devam edeceğiz’ ilanı olduğunu da dile getiren Baş, “Niye bu kadar sertler biliyor musunuz? Çünkü artık toplumu ikna edemiyorlar, artık bu toplumdan istedikleri sonucu alacakları bir sandığa sahip değiller” şeklinde konuştu.

‘BU DURUMU SIRADAN BİR KABİNE DEĞİŞİKLİĞİ OLARAK DEĞERLENDİRMİYORUZ’

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, basın toplantısında şunları kaydetti:

“Dün gece Erdoğan’ın 2 bakanı görevden aldığını ve yerine 2 yeni ismi atadığını öğrendik. Dolayısıyla bugünkü değerlendirmelerimizin ilk gündemi olmayı hak ediyor. Ama şunu söyleyeyim, sıradan bir kabine değişikliği olarak değerlendirmiyoruz durumu. Aslında Türkiye’nin nasıl yönetildiğini, daha doğrusu nasıl yönetilemediğini gösteren bir örnek ve bunu konuşmak için bugün buradayız.

Şöyle başlayayım, gece yarısı Resmi Gazete’de okuduk. 2 iki bakan gidiyor, 2 bakan geliyor ama cümle çok bildiğimiz bir cümle, her zaman olduğu gibi, ‘Görevden affını isteyen ve talebi kabul edilen’… Açık söyleyeceğim, herhâlde herkes bu cümleyi ezberlemiştir. Ama ezberlemek demek, inanmak anlamına gelmiyor. Hani Anadolu’da bir laf vardı ya, ‘Her söylediği yalan’ diye, işte tam bunu ispatlamak için yazılmış bir cümle. Yani gerçekten merak ediyorum, şu ülkenin sınırları içerisinde yaşayan, hatta Türkçe bilen ve bunu okuyan herhangi bir insan, bu 2 bakanın gidip Tayyip Erdoğan’dan af dilediğine inanmış mıdır? Gerçekten buna inanan bir tane insan evladı var mıdır? Dolayısıyla böyle şeylerin olmadığını biliyoruz. Artık istifa müessesesi çalışmıyor, ancak ‘Seni affettim’ diye yazılan ve onun ağzından yazılan metinlerle karşılaşıyoruz.

‘MADEM GÖREVDEN ALINMAYIP AF DİLEDİLER, BU 2 ARKADAŞ NE SUÇ İŞLEDİ?’

Madem böyle, yani madem görevden alınmadı, madem istifa etmedi, madem af diledi, o zaman biz de yurttaş adına soralım: Bu 2 arkadaş ne suç işlediler de affedilmek istiyorlar? Soruyorum, sizin suçunuz ne? Neyi saklıyorsunuz? Yani Cumhurbaşkanı güya halktan aldığı yetkiyle sizi atıyor, görevden alıyor, affınızı kabul ediyor ya, siz aslında Cumhurbaşkanı’nın şahsından değil, halktan af diliyorsunuz. Doğru ya, olması gereken bu. Niye af diliyorsunuz? Ne suç işlediniz? Günahınız ne sizin? Hani öyle şatafatlı devir teslim törenlerini falan bir kenara bırakın. Ne günah işlediniz, ne suç işlediniz de affedilmeyi talep ediyorsunuz?

‘BU ARKADAŞLAR, İKTİDARIN KORKU ÜZERİNE YÖNETİLEN BİR ÜLKE HAYALİNİN BİR PARÇASIDIR’

Bakın, ülkenin yönetilmesi dedim ya, yani şöyle bir şey yok ya… Bir insan hata yapabilir, eksik yapabilir, yapamayabilir, yönetim anlayışı uyuşmayabilir. Bu nedenle istifa edebilir, görevden alınabilir. Ama bunların her birisi takdir edersiniz ki birer sorumluluğa işaret eder. Ama Türkiye’deki sistem şu hâle gelmiş durumda: Ya ekonomi batıyor mesela, kimse sorumlu değil bunda, sorumlusu yok; hukuk çöküyor ama hiç hatalı insan yok. Gerçekten çok zarif bir rejim var ya! Herkes affını istiyor. Ne kadar kibar değil mi? Affını istiyor insanlar. Ben bu zarafete kimsenin inanmadığını söyleyeyim. Bu dil sorumluluktan kaçma dilidir. Şimdi ‘Ya ne var işte, bu da kabine değişikliği deyip geçelim’, yok arkadaşlar, biz böyle bunlara alışmayacağız. Bunlar böyle söylenip geçiştirilecek şeyler olmayacak. Çünkü bu sıradan bir değişiklik değil. Bakın çok açık söylüyorum, bu sıradan bir değişiklik değil. Bu, nasıl bir ülke olacağı sorusuna iktidarın verdiği yanıtlardan bir tanesidir. Bu arkadaşlar, iktidarın korku üzerine yönetilen bir ülke hayalinin bir parçasıdır. Ya bunlar karar vermişler, bu ülkeyi korkutarak yönetecekler. Bu atamalardan bizim anladığımız şey budur. Ama çok açık söylüyorum, burada bir sorun var iktidar açısından: Biz korkmuyoruz arkadaşlar! Korkmayacağız da. Hani bu ülkeyi korkarak, korkutarak yönetmeye karar verenler bilsin, bu ülke halkı korkmayacak, biz korkmayacağız.

‘BELLİ Kİ SEÇİM HAZIRLIKLARI BAŞLADI, BAKANLIKLARA EN PARTİZAN İSİMLER YERLEŞTİRİLİYOR’

Bazı şeyleri hatırlatmak istiyorum, işin mahiyetini kavramayı kolaylaştıracaktır diye düşünüyorum. Bakın daha önce parlamenter sistemde hatırlayacaksınız, seçim takvimi ilan edilince ilk işlerden bir tanesi Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, Ulaştırma Bakanı görevlerinden istifa eder ve sözde tarafsız isimler o görevi üstlenirdi. İşin bir mantığı vardı. Gerçekten öyle olup olmamasını bir kenara koyuyorum ama mantık nedir? Mantık şudur: Yani taraflı insanların bu görevde kalması şaibe yaratır, siyasi insanların bu görevde kalması şaibe yaratır. Niye? E sonuçta yargı müessesesi aynı zamanda seçimin hukukunu tarif edecek. Askerdir, polistir, jandarmadır; bunlar İçişleri Bakanlığı’nın kolluk kuvvetleri olacak. Amaç nedir? Bunlar o anda gücü elinde bulunduran, devleti geçici olarak yönetme görevi verilmiş olan siyasi iradeye teslim edilmesinler. Bu böyle bir lütuf falan değil, bu hukukun gerektirdiği bir şeydi aslında. Dediğim gibi içeriğini bir kenara bırakarak söylüyorum; en azından ‘mış gibi’ yapıyorlardı. Şimdi bugün ne? Arkadaşlar bugün tam tersi. Belli ki yavaş yavaş seçim hazırlıkları başladı. O yüzden Adalet Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na mümkün olan en partizan isimler yerleştirilecek. Mümkün olan, hani Tayyip Erdoğan’ın daha düşündüğü şeyi hayata geçirecek isimler yerleştirilecek. En bağlı isimler yerleştirilecek, en hesapsız yapan isimler yerleştirilecek.

‘BU ATAMA DEVLET İÇİNDEKİLERE BİR MESAJ: MUHALEFETİ VE HUKUKU EZEN YÜKSELİR’

Şimdi bizden de buna saygı duymamızı bekliyorlarsa kusura bakmayın ama gerçekten gülüyorum. Hiç lafı dolandırmadan, çok açık ve net, bu atamaların ne anlama geldiğini konuşacağız. Bir, Cumhurbaşkanı dedi ki bu atamayla, ‘Akın Gürlek tarafından yürütülen o siyasi içerikli davaların hepsi benimdir’. Bütün bu davaları Cumhurbaşkanı sahiplenmiş oldu, ‘Bu dosyalar benim bilgimle, benim onayımla yürütülmüş dosyalardır’ dedi. Hani onun meşhur lafıyla söyleyeyim, ‘Emri ben verdim’ diyor Tayyip Erdoğan. İki, bu bir ödüldür. Çok açık söylüyorum, bu bir ödüldür. Devletin içindekilere bir mesajdır ve mesaj şudur: Muhalefeti ezen yükselir, hukuku ezen yükselir, bizim istediklerimizi yapan yükselir.

Bu çok önemli, önümüzdeki dönemin en kritik işaretlerinden biri. Niye biliyor musunuz? Şimdi gözlerden kaçırılmak isteniyor ama bu Akın Gürlek, an itibarıyla aynı zamanda Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun da başkanı olacak. Yani Türkiye’nin dört bir yanındaki yargıçların, savcıların görev yerlerini, atamalarını, yükselmelerini, kıdemlerini belirleme yetkisi olacak. Hani bizimki de merak diyelim, HSK’nın sitesinde şöyle bir basın açıklaması var: 2017 Temmuzunda yayınlanan derece yükselme ve birinci sınıfa ayrılmalara ilişkin ilke kararlarına; 2019 tarihli HSK Genel Kurulu kararı ile yargı bağımsızlığı ve hakimlik teminatı ilkeleri temelinde AİHM ve Anayasa Mahkemesince yapılan incelemelerde ihlal kararına sebebiyet verip vermedikleri, neden oldukları ihlalin niteliği ve ağırlığı ile ilgililerin AİHM sözleşmesi ve Anayasayla teminat altına alınan hakların korunması konusundaki gayretleri dikkate alınarak 3 yıllık çalışmaların değerlendirmesi sonucunda başarı dereceleri tespit edilir hükmü eklenmiştir.

‘ZEKERİYA ÖZ’ÜN HAYALLERİNİ AKIN GÜRLEK HAYATA GEÇİRDİ’

Şimdi bakın ne diyor? Tercüme edelim. Diyor ki, hakimlerin-savcıların verdikleri kararlarda AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uygun davranıp davranmadıkları onları yükseltmek, onların kıdemini arttırmak, onların atamaları için terfileri için bir kıstas olacaktır, diyor. Peki, açık söylüyorum, bırakın terfi almayı, asgari hukuk normlarının işlediği bir ülkede mahkemelerde sanık olarak yargılanması gereken, görevi kötüye kullanmaktan sanık olarak yargılanması gereken eski bir Başsavcı bugün terfi ettirildi. Ve bu bir mesaj, bundan sonra Türkiye’nin dört bir yanındaki hakimlerin, savcıların mesleklerini nasıl icra edeceklerinde nelerin bir değerlendirme kıstası olacağı konuşulacak. Çok açık. AİHM kararlarını, Anayasa Mahkemesi kararlarını, asgari hukuk normlarını ayaklar altına alan, görev sahası dışındaki alanlara müdahale etmek için çırpındığını bildiğimiz bir isim Adalet Bakanı oluyorsa… Vallahi açık söyleyeceğim arkadaşlar, Zekeriya Öz’ün hayallerini Akın Gürlek hayata geçirdi, diyelim. Durum budur.

Günlerce anlatabiliriz gerçekten. Alıyorsunuz Adalet Bakan Yardımcısı yapıyorsunuz, ondan sonra gönderiyorsunuz İstanbul’da Başsavcı yapıyorsunuz. Siz gönderdikten sonra Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çok tartışılan yargılamaları, en çok tartışılan iddianameleri, en çok tartışılan gözaltıları, tutuklamaları yaşanıyor. Yani siyasi bir araç hâline getiriliyor hukuk; sabah akşam bu konuşuluyor. Sonra bu iddianamelerin hazırlıkları bitiyor; alıyorsunuz Adalet Bakanı ve HSK Başkanı yapıyorsunuz bu kişiyi. Şimdi yargılamalar başlayacak ya, atamaları bizzat Akın Gürlek yapacak. Sonuçta bu bir ödüldür demiş oldum.

‘BU, SARAY’DAN YAPILAN ‘DURMAYACAĞIZ, DEVAM EDECEĞİZ’ İLANIDIR’

Üç, herkes hazır olsun, bu bir ‘Durmayacağız, devam edeceğiz’ ilanıdır. Saraydan bir ilan çıktı, diyorlar ki ‘Daha fazlası gelecek’. Şimdi hatırlayın, daha önce en azından Ankara-İstanbul arasındaki yargı pratiğine ilişkin pek çok tartışma kamuoyunun çeşitli biçimlerde gündemine geliyordu. Şimdi tesadüfe bakın ki, tam bu Keçiören tartışması üzerinden Mansur Yavaş hakkındaki iddiaların daha fazla konuşulmaya başlandığı, yani yandaş medyada, iktidar medyasında deyim yerindeyse suyun ısıtılmaya başlandığı bir aşamada; tam Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili kayyum iddialarının istinaf mahkemesinde yeniden görüşüleceği bir aşamada Akın Gürlek Adalet Bakanı oluyor, Akın Gürlek HSK Başkanı oluyor, aslında Akın Gürlek Türkiye’nin dört bir yanındaki bütün mahkemelere talimat veren, yönlendiren, belirleyen bir konuma geliyor. Dolayısıyla bu net. Herkes hazır olsun, bakın açık söylüyorum, eskiden Yılmaz Tunç vardı, kulakları çınlasın, ‘Bunlar hukuki süreçler’ derdi. Şimdi bir karikatür gibi bir şey değil mi? Düşünsenize yarın öbür gün Akın Gürlek’e soracağız; diyecek ki ‘Türkiye’de tarafsız bir yargı ve yargı bağımsızlığı var, onlar karar verecekler’. Ya yaşadığımız şeyi anlatabiliyor muyum bilmiyorum, böyle bir savaş ilanı saraydan ilan edildi.

‘ERDOĞAN BU ATAMAYLA ‘DAVALARIMIZ SİYASİDİR, BU DA KANITIDIR’ DİYOR’

Dört, bu bir itiraftır. Bunu da söyleyelim, bu bir itiraftır. O yüzden ben bu atamadan, bu kısmı açısından memnuniyetsiz değilim. Tayyip Erdoğan dedi ki, ‘Bizim davalarımız siyasidir, bu da kanıtıdır’. Hani bazen parmak izi aranır ya suçlarda, burada parmak var ya! Akın Gürlek’in kendisi var yani, parmak izine falan gerek yok, adamın kendisi. İzi değil, parmağı değil, kolu değil; bütün vücuduyla Akın Gürlek burada bu davanın siyasi olduğunun itirafıdır. Biz bu itirafı memnuniyetle kayıt altına alıyoruz. İleride mutlaka lazım olacak bu itiraf.

‘BU ATAMA AYNI ZAMANDA HUKUKİ KALKAN ARAYIŞI, KORKU İÇİNDELER’

Bir taraftan böyle bir cesaret gösterisi, bir meydan okuma falan var ama açık söyleyeceğim, bu aynı zamanda bir hukuki kalkan arayışıdır. Çünkü biliyorsunuz bu son yapılan anayasa değişikliği düzenlemesiyle beraber bir bakanın yargılanabilmesi için 301 milletvekilinin önerge vermesi, 360 milletvekilinin soruşturma açması ve 400 milletvekilinin Yüce Divan’a göndermesi gerekiyor. Yani Akın Gürlek demiş ki, onu anlıyoruz, ‘Ben daha fazlasını da yaparım ama hani Allah göstermesin yarın öbür gün siz iktidardan düşerseniz bunların hesabını sorarlarsa ne yapacağım’. ‘Merak etme koçum, biz seni bakan yapalım, seni yargılayabilmek için ancak 400 tane milletvekilinin desteği gereksin’… Yani kafalarındaki kurgu bence şu, ‘İktidarı kaybetsek bile yargılatmayacağımız ne var’. Yani sözde bir hesapla bu adımı attıklarını düşünüyorum. Dolayısıyla şunu görelim, yani bir taraftan her şeyi yapabileceklerine inananların arka tarafta aynı zamanda ciddi bir korku içerisinde oldukları bir tabloyla karşı karşıyayız.

‘‘YARGIYI ÖLDÜRDÜLER’ DİYORDUK, BUGÜN CENAZESİNİ KALDIRIYORLAR’

Şunu da söyleyelim, yani aylardır, yıllardır tartışıyoruz. Biz ne dedik? ‘Ya bu tartışma öyle hukuktur, yargı pratiğidir, yasalardır, anayasadır, bunların üstünde’. Acaba öyle bir şey var mı yok mu diye tartışmayalım. Ortada bir hukuki tartışma yok. Yani bugün niye bu noktaya geldi Türkiye sorusunun önemli cevaplarından bir tanesi budur. Yani siz Anayasayı tanımazsanız, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımazsanız, yargı mensuplarını basit birer siyasi piyona çevirirseniz işte sonunda geleceğimiz yer budur. Ve çok açık: Böyle bir ülkede hukuk yoktur, böyle bir ülkede yargı yoktur, hiç tartışmayalım artık. Bu rejim bir adım daha ileriye gitti belki, hani ‘Yargıyı öldürdüler’ diyorduk ya, şimdi galiba cenazesini kaldırıyorlar. Türkiye’de öldürdükleri yargının cenazesini kaldırıyorlar.

‘OY VE SANDIK ÇALDILAR, YETMEDİ; ARTIK MİLLETVEKİLİ VE BELEDİYE BAŞKANI ÇALIYORLAR’

Ama tekrar edeceğim arkadaşlar; bu bütünlük içerisinde, yani çeşitli gerekçelerini söylüyorum bu atamanın ama şunu bilelim: Bunlar niye bu kadar sertler biliyor musunuz? Çünkü artık toplumu ikna edemiyorlar. Artık bu toplumdan istedikleri sonucu alacakları bir sandığa sahip değiller. Biliyorsunuz kazanınca ‘milli irade’ diyorlardı, kaybedince ‘kayyum’. Yani bakın AKP’nin 25 yıllık tarihini ben şöyle anlatayım: Daha zayıf oldukları zaman bunlar sadece sandıkta oy çalarlardı, yakalanırlardı; sonra oy çalmak yetmeyince, sandık çalmaya başladılar; sandık çalmak yetmedi kurtarmayınca bu sefer kayyum atamaya başladılar. Bunlar da yetmeyince —bakın dikkat edin son şey artık— doğrudan milletvekili çalıyorlar! Artık doğrudan belediye başkanı çalıyorlar! Son seçimlerden bu yana AKP 13 milletvekili transfer etti. Son yerel seçimlerden bu yana AKP 90’a yakın belediye başkanı transfer etmiş. Bakın yemin ediyorum, Türkiye siyasi tarihinde en rezil dönemlerinde bile bu kadar büyük bir rezalet görülmemiştir.

‘İKTİDAR, KORKUNUN ECELE FAYDASI OLMADIĞINI EN YAKIN ZAMANDA ÖĞRENECEK’

Bakın siyaset böyle, ekonomi başka türlü mü? Orada da aynı tabloyla karşı karşıyayız. Yani bu baskı düzeni niye kuruldu? Çünkü memleket satılıyor arkadaşlar, gerçekten kelimenin tam anlamıyla ülkeyi parsel parsel satıyorlar. İşte gördük hep beraber; köprüler, otoyollar, kamu varlıkları… ‘Parayı veren düdüğü çalar’ diyorlar ve hepimize ait olması, bu halkın olması gereken kamu varlıkları resmen ihanetle satılıyor. Bu satış devam edebilsin, yani saraydakiler, onun etrafındakiler, bir avuç para babası daha fazla para kazanabilsin diye işte yargıyı böyle basit bir sopaya dönüştürürsün, susturursun. Muhalefeti kriminalize etmeye çalışırsın, susturmaya çalışırsın. Bakın devamı, herkes görüyor ya, üniversitelere niye bu kadar saldırıyorlar? Niye üniversiteleri susturmaya çalışıyorlar? Aynı nedenle. Yani Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum atamışlar yetmemiş, hocaları tasfiye etmişler yetmemiş. Niye? Yeni yeni öğrenciler geliyor ve ne mutlu bize ki bu ülkede bütün bu olumsuz gidişata rağmen bugününü, yarınını düşünen, memleketini düşünen genç kardeşlerimiz var, arkadaşlarımız var, evlatlarımız var. Daha önceki bütün bu iktidarlar gibi bu iktidar da bu gençlerden korkuyor. Bu iktidar korkunun ecele faydası olmadığını da en yakın zamanda öğrenecek. Yani gençlerden korkan bütün iktidarlar nasıl gittiyse bu iktidar da gidecek. O kayyumlar gidecek. O üniversiteliler, akademisyenler, hocalar, üniversite çalışanları orada kalacak, hiç kuşkunuz olmasın.

‘FURKAN APARTMANI VE İLİÇ DAVALARINI TAKİP ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ’

Değerli arkadaşlar tabi bu hukuksuz, bu yargının çok basit bir enstrümana çevrildiği tabloda biz yine de hukuk mücadelesine de devam etmek zorundayız. Birkaç başlığı paylaşmak istiyorum. Birincisi, 13 Şubat’ta görülecek bir duruşmaya dikkat çekmek istiyorum: Furkan Apartmanı duruşması. Yani gerçekten hesap sorulması gereken bir duruşma, biz orada olacağız, bakacağız, en azından kayıt altına alacağız, en azından yurttaşın orada yaşananları bilmesini sağlayacağız. Bakın geçtiğimiz hafta depremin yıl dönümü vesilesiyle her ağzını açan depremzede yurttaşlarla dayanışmasını ifade etti. Ya insanların eşini, dostunu, evladını, annesini, babasını katledenlerin, bu katliamın birinci dereceden faili olarak yargılanması gerekenlerin affedildiği, sokakta serbest gezdiği bir tabloda hiç kimse depremzedenin yanında olduğunu söyleyemez! Depremzedenin yanında olmak onun hakkını almasını sağlamaktır! Depremzedenin yanında olmak onun hukukunu savunmaktır her şeyden önce. İkincisi, bir davaya daha işaret edeceğim, umarım orada olacağız: İliç maden kazasında hayatını kaybeden işçi arkadaşlarımızın ailelerinin açtığı dava var, salı günü Erzincan’da görüşülecek. Bu davaları da takip etmeye, oraları bir mücadele alanı hâline getirmeye devam edeceğiz.

‘AMAÇ TÜRKİYE’Yİ KORKU İMPARATORLUĞU HÂLİNE GETİRMEKSE, BİLİNİZ BİZ KORKMUYORUZ’

Galiba bugün için söylenecek çok fazla bir şey de yok ama altını çizerek ifade edeyim: Ben bu atamanın basit bir kabine değişikliği olmadığını, arkasında çok boyutlu planlar olduğunu, bunu zaten bütün yurttaşlarımızın gördüğünü biliyorum. Belki de herkes adına buradan ifade ediyorum ama bir de ek yapıyorum, bu aynı zamanda bir korkunun atamasıdır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yargılanma tehlikesi altında olan bir görevlisini, bir parti görevlisini güvence altına alarak bu saldırıları devam ettirmeye karar vermiş gözüküyor. Amaç Türkiye’yi bir korkular imparatorluğu hâline getirmekse ısrarla ve inatla söylüyorum, biliniz biz korkmuyoruz, korkmayacağız, yarım adım bile geri atmayacağız.”

Example HTML page

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir