Bugün 10 Aralık Dünya İnsan hakları günü

 

 ramazan-yigit

Nerede Kalmıştık…

 

Bugün 10 aralık Dünya insan hakları günü, fakat gel gelelim ki ülke olarak insan verilen değerler açısından oldukça gerisindeyiz. Emperyalizmin daha çok kar etmesi için çevremizi, mutlu azınlığın mutlu olması için en yüce değer olan insan emeğini neredeyse sonuna kadar sömürmüş, insan asgari yaşam hakkını bile elinden alınan bir ülke konumuna gelmişiz. Yönetişim hataları hat safhaya ulaşmış yetmeyen tutuklu ikamet yerlerine ( ceza evlerine) hızla yenilerini ekleyerek tecrit boyutunda eklemişiz. Bu da yetmez Toplumsal taleplerin bastırılması için türlü çeşitli yöntemler geliştirmiş alanları toplumun kullanımına yasaklamışız. 12 Eylül askeri darbesinin insan haklarını rafa kaldırarak yapmış olduğu ihlallerini geliştirerek yeni ihlal yöntemleri ile tam bir faşizmle yönetilen ülke konumuna gelmişiz.

Özellikle 2002 yılından sonra AKP’nin iktidar olması ile birlikte işin içine bir de gericilik eklenmiş türlü türlü tarikatlarımız el bebek gül bebek büyütülerek çoğaltılmıştır. Hangi merdivenin altına baksak bir tarikata rastlar hale dönüşmüşüz. El bebek gül bebek büyüyen bu tarikatlar kendi içinde çıkar çatışmalarını darbeye dönüştürmüş gücü gücüne yetene misali insan hakları ihlalleri yeni boyutlar kazanmıştır.

Devlet sosyal olmaktan çıkartılmış raptı zapt altında yönetilir haldedir.

Mantar gibi biten hızla çoğalan tarikat yuvaları artık kendi istemlerine göre insan yetiştirmek üzere eğitim yuvaları ve tarikat yurtları kurar hale gelmiş. Bu yurtlar da çocuklarımıza çirkin davranışlarda bulunarak tabiri yerindeyse onlarcasına tecavüz ederek kötü emellerini tatbik etmişlerdir. Bu sebeplerden dolayı ceza evlerine giren tarikat üyelerini ve yakın çevrelerini kurtarmak için AKP iktidarı al acele af niteliği taşıyan tecavüzcüleri kurtarma kanunları hazırlayarak TBMM getirme cesareti bile göstermiştir.

Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk bir sözün de meselenin özünü şu cümle ile ortaya koyar sanırım bu günü daha işin başındayken görmüş. Laik demokratik Cumhuriyeti de ona göre kurmuş.

Bir memlekette adalet mevcut olmazsa, o memlekette anarşiden başka birşey yoktur. Orada hükûmet yoktur, orada hiçbir şey yoktur. Mustafa Kemal ATATÜRK.

Evet gelmiş olduğumuz bugünkü noktada Laik Demokratik Cumhuriyetin nasıl tahrip edilerek gelmiş olduğu durumu artık çıplak gözle bile görebilmemiz mümkün.

Gerek yerli gerek ise Uluslar arası, boyutta gerici dinci terör guruplarının cirit attığı ülke boyutuna gelişimizin özellikle son 14 yılda ulaştığı boyut bu .

Ülkemizi yöneten gerici AKP iktidarının Adaletsiz tutumu ile içinden çıkılmaz hal alışımızın resmi böyle;

“İnsanın, insanca yaşama idealinin ne yazık ki hala çok uzağındayız.

Türkiye’de son 10 yılda tutuklu ve hükümlü sayısı yüzde 117.7 oranında artarak 197 bin 297 kişiye ulaşmıştır. Cezaevinde bulunanların 186 bin 963’ü erkek, 7 bin 894’ü kadın ve 2 bin 440’ı 18 yaş altındaki çocuklar oluşturmaktadır”.

Tüm insanların doğuştan ve eşit bir biçimde sahip oldukları hakların güvence altına alınması, geliştirilmesi, tüm dünyada insan hakları bilincinin yaygınlaştırılmasını amaçlayan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi dünyamız da yaşayan herkes için geçerlidir.

“Ülkelerindeki savaştan kaçan mültecilerin yaşadığı dram tüm dünyanın gözü önünde yaşanmaktadır. Özellikle Avrupa’da sınırları kapama yönündeki politika, sığınma prosedürü sırasında ve mülteci statüsü verildikten sonra devam eden asgari haklarının ihlallerine ilişkin hukuka aykırılıklar, hoşgörüsüzlük, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, gerilimler, ulusal, etnik gerginlik ve çatışmalar, endişe yaratmaktadır. Mültecilerin, AB ile ülkemiz arasında siyasi ve ekonomik pazarlık konusu yapılması, insan olan herkesi incitmektedir.

Tüm dünyada, özellikle ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde ‘insanlık suçu olan ırkçılık’ hızla yükselmektedir”

“Avukatlara yönelik baskılar artı

Ülkenin içine çekildiği terör ve şiddet sarmalına, bu yıl 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşanan OHAL uygulamalarının eklendiğini de düşünürsek “Temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı, anayasaya aykırı olarak TBMM’nin devre dışı bırakıldığı, sadece olağanüstü hal ilanına neden olan olaylarla ve olağanüstü hal süresiyle sınırlı olması gereken kanun hükmünde kararnamelerle ülkeyi yönetmenin ‘olağan’ hale geldiği bir dönemi yaşamaktayız.

Adil yargılanma hakkının ayrılmaz parçası olan savunma hakkı ‘OHAL’ gerekçe gösterilerek kısıtlanmakta, ortadan kaldırılmaktadır. Avukatların, görevlerini yapmaları engellenmekte, gizli olması gereken avukat-müvekkil görüşmeleri kayda alınmakta, kişilerin adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı ortadan kaldırılmaktadır. Avukatlara yönelik baskı ve kısıtlamalar, aslında yurttaşlarımızın savunma hakkına, adil yargılanma hakkına yönelik saldırı niteliğindedir” Durum gittikçe de vahimleşmektedir. Avukatların örgütlü bulunduğu kurumlar (ÇHD) OHALçerçevesin de KHK ile kapatılarak yöneticileri tutuklanıp içeri atılmıştır.

Gurup Yorum Elemanlarının tamamı tutuklandı.

Hem müzik yapmak hem de ülke sorunlarına duyarlı olmak ülke sınırlarımız da suç kabul edildi.

Her türlü baskılara rağmen türkülerini meydanlarda milyonlara söyleyen Gurup yorum elemanlarının sesi kesilmek istendi.

Hiç kimsenin unutmaması gereken gerçek şudur ki ”Türküleri yapanlar yasaları yapandan daha güçlüdür.

Ülkemiz Dünya kamuoyunda müzik yapanları ceza evine atan konumuna düşürüldü.

Keza sanat çevresi bu uygulamadan nasibini aldı. Hak ihlallerine maruz kaldı.

 

CEZAEVLERİ DOLDU TAŞTI

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye’de tutuklu ve hükümlü sayısı son 10 yılda iki katını aşarken, cezaevi sayısının ise neredeyse yarı oranında arttığı dikkatten kaçmıyor.

“Verilere göre, Türkiye’de son 10 yılda tutuklu ve hükümlü sayısı yüzde 117.7 oranında artarak 197 bin 297 kişiye ulaşmıştır. Cezaevinde bulunanların 186 bin 963’ü erkek, 7 bin 894’ü kadın ve 2 bin 440’ı 18 yaş altındaki çocuklar oluşturmaktadır.

Türkiye’de 6 Ekim 2016 tarihi itibariyle yayınlanan ceza ve infaz kurumu verilerine göre, 290 kapalı, 66 müstakil açık ceza infaz kurumu, 2 çocuk eğitim evi, 6 kadın kapalı, 4 kadın açık, 4 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere toplam 372 ceza infaz kurumu bulunmakta.

Türkiye’de yeni açılan cezaevlerine ve ek binalara rağmen tutuklu ve hükümlü sayısı kapasite aşmaya devam etmekte; cezaevlerinin toplam kapasitesi 189 bin 269 olmasına rağmen, 1 Kasım itibariyle kapasite fazlası 8 bin 28 tutuklu ve hükümlü cezaevlerinde bulunuyor.

Kadınların eşit yaşam ve insanca yaşam isteği halen ölümle ve şiddetle sonuçlanmaktadır. 2016’nın ilk 11 ayında erkekler en az 260 kadını öldürdü. Kadınların yüzde 14’ü boşanmak istedikleri için öldürüldü. Yüzde 14’ü ise boşandıkları kocaları tarafından öldürüldü. Yapılan yasal iyileştirmelere rağmen, siyasal iktidarların kadına bakışı, yargı mekanizmasının ve idari yolların yetersizliği, isteksizliği ve etkisizliği, kadınların var olma mücadelesini ve yaşam haklarını ihlal etmektedir.

Çocuklarımıza yönelik cinsel istismar, tecavüz vakalarına, yasadışı tarikat yurtlarında yanan çocuklarımız eklenmiştir. Çağdaş, parasız, demokratik ‘eğitim hakkı’ yerine, çocuklarımız ‘FETÖ’ gibi terör örgütlerine, yasadışı cemaat ve tarikatlara teslim edilmiştir. Daha geçtiğimiz hafta Adana Aladağ’da yüreğimiz yandı. Yasadışı tarikat yurtlarıyla çocuklarımızın ‘yaşam hakkı’ ellerinden alındı.

Bu süreci ben aydınım diyen herkesin yakından takip etmesi insan olmanın da gereklerinden biri olarak görüyorum.

BASIN YAYIN ORGANLARI KAPATILDI

Özellİkle Cumhuriyet gazetesin de yoğunlaşan baskılar OHAL ve KHK ile yoğunlaştırılarak kapatılmak istendi kapatamayınca da yazar ve yöneticileri düzmece FETO iddiaları ile tutuklanarak ceza evine konuldu.Tüm bu olumsuzlukları topluma anlatmaya çalışan, bu olumsuzluklarla mücadele etmeye çalışan meslek örgütlerinin, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, basın-yayın organlarının faaliyetlerinin OHAL gerekçe gösterilerek, kanun hükmünde kararnamelerle engellendiğini veya kapatıldığını günümüz de, “Darbe girişiminde bulunan terör örgütleriyle, polisimizi, askerimizi şehit eden terör örgütleriyle mücadele, devletin asli görevlerindendir. Ancak bu mücadele, ‘hukuk devleti’ sınırları içerisinde yürütülmelidir”.

Unutulmamalıdır ki hiç bir aydın şiddet içermediği takdir de düşüncesinden dolayı, yazdıkları  ve dile getirdikleri suç olarak algılanamaz tutuklama sebebi olarak gösterilemez.

Tutuklu meslektaşlarımız hemen şimdi özgürlüklerine acilen kavuşturularak hakları iade edilmelidir.

Siyaset çıkmaza sokuldu.

HDP eş Başkanları ve millet vekilleri, belediye başkanları tutuklandı.

Seçilmişlerin Tutuklanması öc almanın gerekçesi sayılması Ülkemizin bölünmesini de beraberin de getirecek yanlış bir karardır.

Umarım bunca hatalara rağmen AKP iktidarı aklı selim davranır da en azından tehlikenin birini atlatmış oluruz. Aksini düşünmek bile insanın uykusunu kaçırmaya yetiyor.

Seçilmişlerin tutuksuz yargılanmaları sağlanarak hak ihlallerinin önü alınmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti bir an önce kuruluş felsefesinde ki özüne Laik Demokratik Cumhuriyet anlayışına acilen geri dönmelidir.

Ramazan Yiğit /10.12.20016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir