TERÖR VE ÜÇÜNCÜ YOL
Taziyeler, beddualar ve özlü sözler. Hem de hepsi birbirinden güzel, edebi ve hoşlar.
Sosyal medyanın bireyleri birer edebiyatçı yapması gerçekten güzel. Bir çok zaman kelime yada deyim üretmekte zorlanıyorum. O kadar üretken ve yaratıcı beyinler var ki, bunların karşısında kulağa hoş gelecek,
kalbi yumuşatacak ve beyni düşünceye zorlayacak etkili sözcükleri bulmak gerçekten de zorluyor.
Sosyal medyanın bu başarısını asla lanetlemeyeceğim. Daha da ileri gidip alkışlayacağım.
Bu yeni tür medya yeni bir gelişkin toplumun doğmakta olduğunu müjdeliyor sadece.
Toplumların kurumları ve üretim ilişkileri ile nasıl ve hangi yöne doğru gelişeceğini kontrol altına
almak ne yazık ki olası değil.
Evet, bir ölçüde yönlendirmek ve katkıda bulunmak söz konusu olabilir.
Toplum mühendisliğinin elindeki bilgi ve araç birikimi tavan yapmış durumdadır.
Bu bilgi ve araçlara sahip egemen güçler işlerini hakkıyla da yapmaktadırlar.
Bunlardan ziyade asıl tartışılması gereken aydınlarıyla, demokratlarıyla,
muhalefet ve yazarlarıyla koca bir toplum içinde düşünen ve harekete geçen
beyinlerin giderek hızla azalması yada kolaycı yollarla risklerini azaltmaya çalışmalarıdır.
Tabii bu 1980 yılında atılan temel üzerinde çatılan bir oyun olduğu için bu takımın bu
oyundan etkilenmemiş olması anlaşılır bir hadisedir. İnsanın sahip olduğu veya yakın
gelecekte olmayı düşledikleri (para, profesörlük, araç, mevkii, gibi) maddi ve manevi
varlıklar karşısında heyecanlanmaları ve kişiliklerinden ve değerlerinden bir defalık
olsun vazgeçmeleri çok da önemli değildir onlar için. Bu da onların bireysel doğruları ve seçimleridir.
Belki biraz da çaresizlikleridir. Bu da sorun değil gerçekten. Geçenlerde kendini ordinaryüs
profesör sanan bir kadının hikayesini duyunca, sorunun kolay yolu seçmek zorunda kalan
bu güruhta değil kendini bir şey sanan yöneticilerde olduğunu anladım. Ordinaryüs profesör
kadın elinde kalem kağıt, bütün öğrencilerini kapı kapı dolaşarak anket yapmış ve kendisi
dışında kalan hiçbir odağa yönelmemelerini aksi taktirde kariyerlerini engelleyeceğini dikte etmiş.
Günümüzün siyasi taktikleriyle ne kadar özdeşleşiyor. İşte anlaşılmaz gibi duran sorunun
temel yapısı tam da bu korku ve tehditler. Ya benden olacaksın yada dışlanacaksın.
Üçüncü yol yok.
Sosyal medyanın en büyük zararı düşünen beyinleri düşünme zahmetinden kurtarmasıdır.
Oyun kurucular sizin yerinize kavramların tanımlarını yapacak sizin yerinize doğruları
bulacak ve sizin yerinize doğru olan yönü tarif edecek. Siz de bunlara uyduğunuz sürece
sorun kalmayacak. İşte 1980 darbesiyle atılan bu temel üzerinde çatılan yapı ne yazık ki
aydınları, muhalefeti ve yazarları böylesi bir kavram karmaşası içinde bırakarak pasifiz e etmeyi başardı.
Korku kurgusu toplumun DNA asına kazındı.
İnsanlar sosyal medya üzerinden teröre karşı bağırıp çağırarak rahatladıkça üçüncü yoldan vazgeçtiler.
Toplumu tüm kurumları ve güçleri ile egemen olanlara farkında olmadan terk ettiler.
Acaba bir üçüncü yol var mıdır? Elbette ki vardır. Üçüncü yol bağımsızlık ve özgürlük yoludur.
Hem de fazla uzakta değil. Şu sosyal medya üzerinde yaratıcılıklarını tepe noktalara çıkaran
değerli aydınlar, elinde kalem kağıt üşenmeden rakip gördükleri için anket yapan aciz
beyinler birazcık Atatürk’ü okuma ve sindirme zahmetini gösterebilselerdi, korku ve
telaşa içinde çocuklarını Türkiye dışına kaçırma planları yapma yerine
Türkiye’nin aydınlık yarınları için bir çok güzelliği yaratabileceklerinin farkına varabileceklerdi.
Behman Menteşoğlu