Sera Kadıgil: ‘Masumiyet karinesi’ akıllarına Ayhan Şengüler’in ismini sansürlerken gelmiş!

Example HTML page

Kadıgil, T24 canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil, T24 YouTube kanalında gazeteci Şirin Payzın’ın sorularını yanıtladı. Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler hakkında 2023 yılında verdiği soru önergesinde Şengüler’in adının silinmesine değinen Kadıgil, “Hukukun evrensel ilkelerinden biri olan ‘masumiyet karinesi’ akıllarına Ayhan Şengüler’in ismini sansürlerken gelmiş. Bir haini koruyup kollamanın dışında o hukukun evrensel ilkeleri sizin aklınıza niye hiç gelmiyor?” şeklinde konuştu.

TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, T24 YouTube kanalında canlı yayına katılarak gazeteci Şirin Payzın’ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

3 günde 3 kadın ile bir çocuğun cinayet ve şüpheli ölüm sonucu yaşamını yitirdiğini kaydeden Kadıgil, tüm kadınlara 8 Mart’ta meydanları doldurma çağrısında bulunarak “Bu artık bir davet değil, bu artık bir acil yardım çağrısı. Bu sistemin kurbanı olmak istemiyoruz’ demek dünyanın en meşru talebidir ve bu talebi görmeyenlere göstermek de bütün kız çocuklarına karşı biz kadınların borcudur” şeklinde konuştu. 

‘GEÇTİĞİMİZ 3 GÜNDE 3 KADIN İLE BİR ÇOCUĞU TOPRAĞA VERDİK’

TİP Sözcüsü Sera Kadıgil’in T24 yayınında yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar şöyle:

“Bölgemiz bir ateş çemberi ve 8 Mart’a gidiyoruz. Kadınların eşitliğini, kadınların özgürlüğünü konuştuğumuz günlere gidiyoruz. Ama bir yandan da haydutlaşmış bir ABD başkanının bütün bölgemizi kana buladığı günlerden de geçiyoruz. Ne Amerika’nın ne soykırımcı İsrail’in tıpkı Afganistan’da getirmediği gibi, Irak’ta getirmediği gibi, Suriye’de getirmediği gibi İran’da da hiçbir kadına ya da çocuğa özgürlük getirmeyeceğini çok iyi bildiğimiz günlerden de geçiyoruz. Bu süreçte İran’da 160 kız çocuğu toprağa verilirken, biz de geçtiğimiz 3 günde 3 kadın, bir çocuğu toprağa verdik. 3 kadın, 1 çocuk… Dün bütün çocukların ve okulun gözleri önünde bir kadın daha boşanma aşamasında olduğu erkek tarafından katledildi. Bir öğretmen, ‘Sıradaki kurban biz olacağız’ diye beyanları olan bir öğretmen öldürüldü kendi okulunun içerisinde. Ve belli ki yeterince takip edemediğimiz, belli ki yeterince sahip çıkamadığımız için zaten şu an toprağın altında olan Fatma Nur’la İkra’nın davası.

‘‘MASUMİYET KARİNESİ’ AKILLARINA AYHAN ŞENGÜLER’İN İSMİNİ SANSÜRLERKEN GELMİŞ’

İkra vefat ettiğinde 8 yaşındaydı, 3 yaşında istismara uğradığını söylüyor. Kim söylüyor? Annesi. Bu konuda bir dosya var, 3 sene boyunca hiçbir şekilde tutuklanmayan, gözaltına dahi alınmayan bir ensest faili var ortada. İktidarın, rejimin çok sevdiği o dinci vakıflardan, derneklerden birinin adı işin içine girince adaletin işleyeceğine dair insanların umudu da ne yazık ki azalıyor ve bu anormal bir durum değil. Yani biz bunun örneklerini görüyoruz; saptırılan bilirkişi raporlarında görüyoruz, intihar denip üstü kapatılmaya çalışılan vakalarda görüyoruz, şüpheli ölüm adı altında kayıtlara geçenlerde görüyoruz. Ensar’da ‘Bir kereden bir şey olmaz’ diyen bakanların kahkahalar arasında aklanmasında görüyoruz, Aladağ’daki o yurdu işletenlere doğru düzgün tek bir ceza verilmemesinde görüyoruz; bir çocuk kendini öldürdü bir tarikatın yurdunda, Enes Kara, hiçbir işlem yapılmadığını biliyoruz. Biz bunları biliyoruz ve bu anne de bunları biliyor.

Orada ne yapıyorlar? ‘Burada bir çocuk istismara uğramış, bu kadının böyle bir iddiası var’, bu konularda herhangi bir adım atan yok. Ama hukukun evrensel ilkelerinden biri olan ‘masumiyet karinesi’ akıllarına Ayhan Şengüler’in ismini sansürlerken gelmiş. Bir haini koruyup kollamanın dışında o hukukun evrensel ilkeleri sizin aklınıza niye hiç gelmiyor? Bunun ilk örneği bu değil, o yüzden buradaki asıl mesele bence isminin gizlenmesi de değil. Buradaki asıl mesele, burada böyle bir konu olduğunu devlet en az 2023’ten beri biliyor. Milletvekili önerge vermiş, en az 2023’ten beri 3 yaşında istismar mağduru bir çocuğun ailesiyle birlikte hayatta kalmaya çalıştığını biliyor ve bu çocukla annesi ölü bulundu şimdi.

‘3 KADINI, BİR ÇOCUĞU GÖMDÜĞÜMÜZ GÜNDE İSTANBUL EMNİYETİ SIRASELVİLER’İ BARİYERLERLE KAPATMAKLA UĞRAŞIYOR’

Biz bir tarikatlar, cemaatler düzeninde yaşıyoruz. Bazı bakanlıkların bazı tarikatlar arasında paylaştırıldığını bildiğimiz bir düzende yaşıyoruz. Hadi diyelim bunların hepsi hurafe, hadi diyelim bunların hepsi bizim komplo teorimiz, hadi diyelim bu saydığımız hiçbir bakanlık, hiçbir devlet kurum ve kuruluşu ve yetkilisi Kur’an’a Hizmet Vakfı için dosyada bir şey karıştırmadı; bu şu anlama mı geliyor, biz paranoyak mıyız? Biz bunları uyduruyor muyuz? Yoksa biz bunları daha önce yıllarca örneklerle yaşadığımız için öğrenilmiş bir tecrübe mi? Tecrübelerden damıtıyoruz biz bunu. Bak az önce saydım; Ensar’da yaşadığımızdan, Aladağ’da yaşadığımızdan görüyoruz biz bunu zaten. Laikliği İslam ya da din karşıtlığı gibi satıp yerine koymaya çalıştıkları Müslümanlık modeli de bu.

Şu anda iktidar ne yapıyor mesela? Kadınların bu kadar öfkesi sel olur sokaklarda taşar diye Taksim’i kapatmaya karar veriyor şu anda. 3 günde 3 kadını, bir çocuğu gömdüğümüz günde İstanbul Emniyeti neyle uğraşıyor? Kadınlar 8 Mart’ta bir araya gelip bir tek gün yürümesin diye İstanbul Emniyeti’nin önceliği bu şu anda; Sıraselviler’i bariyerlerle kapatmak. Yani o failler neden yalnız değildir? Kadın cinayetleri neden politiktir? Neden bunların devlet destekli, hatta devlet politikasıdır? Hepsi bu sebepten.

‘BU ARTIK BİR DAVET DEĞİL, BU ARTIK BİR ACİL YARDIM ÇAĞRISI’

Dosyada bir gizlilik kararı olduğu için, evrakı da incelemek mümkün olmadığı için Ayhan Şengüler’in neden hala gözaltına alınmadığını bilmiyorum. Ben 19 yaşında kendisine tecavüz ettiğini söylediği bir erkeğin, 3 yaşındaki öz kızına da istismarda bulunduğunu iddia eden bir annenin beyanlarının, hatta dosya kapsamında da bu yönde delaletler olduğu söylenirken neden tutuklu olmadığını bilmiyorum. Ama sanıyorum bir tahmin edebilirim: Cezaevlerinde çok yer kalmadı. İşte belediye başkanları var, belediye bürokratları var, parti başkanları var, milletvekilleri var, gazeteciler var, avukatlar var… Düşünen, yazan, okuyan, çizen kim varsa hapse doldurulduğu için, bu gibi iddialarda herhalde tedbiren de olsa bir tek gün olsa tutuklama gereği duymuyorlar.

Artık korkmamamız gereken bir yerdeyiz. O yüzden dün de dedim, buradan senin vesilenle bir kere daha söylüyorum: Bu artık bir davet değil, bu artık bir acil yardım çağrısı. Sadece İstanbul’da değil, 8 Mart Pazar gününe geliyor. Hangi ildeyseniz, bu yaşananlar artık sizin de içinizdeki öfkeyi böyle burnunuza getiriyorsa, siz de bunların karşısında olduğunu göstermek istiyorsanız lütfen korkmayın! Korkacak lüksümüz yok, korkacak yerimiz kalmadı! 8 Mart’ta meydanlara çıkıp kadınlar olarak ‘Biz ölmek istemiyoruz, biz çocuklarımızı gömmek istemiyoruz, biz bu sistemin kurbanı olmak istemiyoruz’ demeliyiz. Bu dünyanın en meşru talebidir ve bu talebi görmeyenlere göstermek de sanıyorum bütün kız çocuklarına karşı biz bütün kadınların borcudur.”

Example HTML page

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir