Sera Kadıgil: Epstein dosyasının benzerlerini Türkiye’nin göbeğinde de görüyoruz!

Example HTML page

Kadıgil, babası tarafından istismar edilen 3 yaşındaki kızı için adalet nöbetinde olan D.Ş.’yi ziyaret etti.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil, eski eşi olan ve Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi olduğu belirtilen erkek tarafından sistematik şiddete maruz bırakıldığını ve 3 yaşındaki kızının da aynı kişi tarafından istismara edildiğini belirterek Kartal Adliyesi önünde adalet nöbetine başlayan D.Ş.’yi ziyaret etti.

Beraberindeki TİP’li Kadınlar heyetiyle birlikte bugün Kartal Adliyesi önünde D.Ş. ile bir araya gelen Kadıgil, burada yaptığı basın açıklamasında “Bütün dünya şu anda Epstein’ın dosyalarıyla çalkalanıyor, değil mi? Sınırsız güç verilen, sınırsız para sahibi olabilen erkeklerin nasıl canavarlaşabildiğini sadece Amerika’da değil, Türkiye’nin göbeğinde de görüyoruz” şeklinde konuştu.

Kadıgil konuşmasında, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenerek, “Önergelerimize cevap vermediniz, bu açıklamaya sizden doğru düzgün bir cevap bekliyorum. Cevap vermediğiniz takdirde bu vakfın tüm yöneticilerini, tüm faillerini, bu çocuğu taciz eden tüm eğitimcileri, okulda eğitim hakkını elinden alanları, yarı yolda bırakan doktorları tek tek ifşa etmek bizim milletvekilliği ve muhalefet partisi görevimizdir” ifadelerini kullandı.

Düzenlenen basın açıklamasında kendisi ve kızı için adalet mücadelesi veren D.Ş. de gözyaşları içinde konuşarak “Gündüz burada adalet nöbeti tutuyorum, akşam da kızımın başında annelik mücadelesi veriyorum. Değil el alem, elli alem benim karşımda dursa ben kızımı bırakmayacağım!” şeklinde konuştu.

‘D.Ş., 3 YAŞINDA ÖZ BABASI TARAFINDAN İSTİSMARA UĞRAYAN ÇOCUĞU İÇİN BURADA’

TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, beraberindeki TİP’li Kadınlar heyeti ile birlikte düzenlediği basın açıklamasında şunları kaydetti:

“Yanımda D.Ş. olarak tanıdığınız bir kız kardeşim var. D.Ş. daha 29 yaşında, 30 yaşına bile girmemiş ve 19 yaşında tecavüze uğramış bir kadın. Kendi mücadelesini vermekle kalmamış, şu anda kendisi için değil, 3 yaşında öz babası tarafından istismara uğrayan çocuğu için burada olan bir kadın. Günlerdir adliyede nöbet tutan bir kadın ve devletten korkusuna, bu Kur’an’a Hizmet Vakfı denen ne idüğü belirsiz vakıftaki insanların korkusuna ismini söyleyemeyen, yüzünü açamayan, iş bulamayan, çocuğu okulda taciz edilen, doğru düzgün sağlık hizmetlerinden faydalanamayan bir kadın. Yanımda duruyor, konuşmak istemiyor; konuşmak istememesinin sebebi korkması.

‘EPSTEIN DOSYASININ BENZERLERİNİ TÜRKİYE’NİN GÖBEĞİNDE DE GÖRÜYORUZ’

Bakın bütün dünya şu anda Epstein’ın dosyalarıyla çalkalanıyor, değil mi? Bir avuç şerefsizin, paradan artık ne yapacağını bilemeyen bir avuç alçağın, bir avuç sapığın çoluğa çocuğa neler yaptığını; bir yandan ‘aile, kutsal aile’ bilmem ne derken bir yanda gariban ailelerin çocuklarına neler yaptıklarını kanlı canlı, bütün dünya kanımız donarak izliyoruz. Sınırsız güç verilen, sınırsız para sahibi olabilen erkeklerin nasıl canavarlaşabildiğini, nasıl hiçbir şeyden korkmadan insan yemeye vardıracak davranışlar sergileyebildiğini görüyoruz. Peki biz bunu sadece Amerika’da mı görüyoruz? Biz bunu sadece Allah’ın unuttuğu adalarda mı görüyoruz? Yok. Biz bunu burada, Türkiye’nin göbeğinde de görüyoruz. Türkiye’de de iktidar sahibi erkeklerin ‘Canımız her ne isterse yaparız; adliyeleri bağlarız, hakimleri bağlarız, polisi bağlarız, devleti bağlarız, canımız ne istiyorsa yaparız’ diyen bir grup erkek tarafından burada da biz aynı tacizin altındayız.

‘KENDİ KIZINI İSTİSMAR EDEN ERKEK GÖZALTINA BİLE ALINMAMIŞ’

Bunun çok somut bir örneği şu anda benim yanımda. Kendi davasını D.Ş. 2021 yılında açmış, şu an istinafta, hala hiçbir sonuç yok. 3 yaşında bir çocuk ya! Kendi çocuğu, kendi kızı; 3 yaşında bir çocuk tecavüze uğradı diye annesi tarafından dava açılmış. Kaç sene geçmiş biliyor musunuz? 3 sene, 3 sene! Peki soruyorum, bu şerefsiz bir tek gün gözaltına alınmış mı? Hani seçilmiş bütün belediye başkanları şu an hapiste ya, hani ağzını açanı hapse atıyorlar ya, hani bir tweet atanı hapse atıyorlar ya, hani şurada biraz daha kalabalık bir basın açıklaması yapsak polisi diziyorlar ya arkamıza… Çocuk tecavüzüyle suçlanan bu erkek ne yapıyor şu an biliyor musunuz? Hayatına devam ediyor. Bir tek gün gözaltına alınmamış, bir tek gün tutuklanmamış. Hala davası devam ediyor.

BAKAN TUNÇ’A SESLENDİ: ‘BELEDİYE BAŞKANLARINI TUTUKLAMAKTAN VAKİT BULUP ÇOCUK TECAVÜZCÜLERİYLE İLGİLENMEYE ZAMANIN OLACAK MI?’

Bu konuyla ilgili bir önerge verdik, cevap alamadık. Bakın süreç devam ediyor. Bugün benim bu konuda isimsiz cisimsiz yaptığım son açıklamadır bu. Açık açık buradan basın eliyle, polisin tuttuğu kameralardan İçişleri Bakanlığı eliyle bütün bakanlara sesleniyorum. Birincisi Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, belediye başkanlarını tutuklamaktan vakit bulup çocuk tecavüzcüleriyle, arkasında bu sözde dinci vakıfların bulunduğu tecavüzcülerle ilgilenmeye zamanın olacak mı? Bu dosyayı takip ediyor musun? D.Ş.’nin dosyasından haberin var mı? D.Ş.’nin tecavüze uğrayan 3 yaşındaki kızının dosyasından haberin var mı? Bu dosyalarda ne yapıyorsun Yılmaz Tunç?

MAHİNUR GÖKTAŞ’A SESLENDİ: ‘BU İHBARLA İLGİLİ NE YAPIYORSUN? BU ÇOCUKLA İLGİLİ NE YAPIYORSUN?’

İkinci sorum, Aile Bakanı Mahinur Göktaş, şarkıcıların şarkılarına salça olmayı biliyorsun, değil mi? Bir tane muhalif belediyede çıkan bir ihbar ki her ihbarın peşine koşmakla mükellefsin; bu ihbarla ilgili ne yapıyorsun? Bu çocukla ilgili ne yapıyorsun? Ve bu Kur’an’a Hizmet Vakfı… Bunun tek örnek olmadığını söylüyorlar. Gelen ihbar mailleri var. Kur’an’a Hizmet Vakfı’ndaki çocukların devlet okullarına gönderilmediği, bunun günah kabul edildiği, IŞİD benzeri yapılarla bağlantılandığı iddiaları var. Bunları araştırıyor musun? Bunlarla ilgili ne yapıyorsun?

Ve üçüncü sorum, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bugün isim vermiyorum. O okulun ismini söylemiyorum, o okul müdürünün ismini de söylemiyorum. Bu çocuğun eğitim hakkının elinden alınmasıyla, kendisinin ve annesinin alenen taciz edilmesiyle ilgili ne yapıyorsun sen kardeşim? Sen ne yapıyorsun? MESEM’de el kadar çocuklar ölüyor, bir taziye dilemekten acizsin. Burada başka bir çocuğun eğitim hakkı gasbediliyor, sen ne işe yarıyorsun?

ERDOĞAN’A SESLENDİ: ‘SEN BU ÇOCUKLARI KORUMAK İÇİN NE YAPIYORSUN?’

Ve elbette bütün bunların baş sorumlusu, ‘Verin bu kardeşinize yetkiyi, görün etkiyi’ diyen Recep Tayyip Erdoğan; bu ülkenin tek gerçek yöneticisi. Sen bu çocukları korumak için ne yapıyorsun? Sen bu kendini devletin kat ve kat üstünde gören vakıflarla, sözde dinci derneklerle mücadele etmek için ne yapıyorsun? Sen bu kadına yardımcı olmak için ne yapıyorsun?

Biz bugün bu soruları sormak için Türkiye İşçi Partili kadınlar olarak buradayız. D.Ş. buradaki adalet nöbetine devam ediyor ve emin olun ki bu kadının, bu kadının kızının kılına zarar gelirse karşınızda sadece D.Ş.’yi değil, bu ülkenin bütün kadınlarını bulacaksınız. O yüzden derhal elinizi bu ailenin üzerinden çekin ve o ellerinizi olması gereken yere, yani çocuk ve kadın tecavüzcüsü o failin üzerinde görmek için size son bir kez süre veriyoruz. Gerçekten açık ve net bir şekilde bunu bu kadar söylüyorum.

‘ÖNERGELERİMİZE CEVAP VERMEDİNİZ, BU AÇIKLAMAYA DOĞRU DÜZGÜN BİR CEVAP BEKLİYORUM’

D.Ş. kendisi de konuşmak istiyordu ama arkadaşımız yıpranıyor; yıllardır bu konunun peşinde, yıllardır televizyonlara çıkıyor. Yaptığı yayınlar siliniyor; verdiği haberler kaldırılıyor. Daimi olarak bir taciz ve tehdit altında. En son çocuğunu almakla tehdit etmişler. Bu kadına yardımcı olmak yerine, devletin o —tırnak içinde kullanıyorum— şefkatli kollarını açmak yerine, ne idüğü belirsiz vakıfların, derneklerin tehditleriyle baş başa bırakmışlar bu aileyi. Biz de bu sürecin takipçisi olacağız. Önergelerimize cevap vermediniz; bu açıklamaya sizden doğru düzgün bir cevap bekliyorum. Cevap vermediğiniz takdirde bu vakfın tüm yöneticilerini, tüm faillerini, bu çocuğu taciz eden tüm eğitimcileri, okulda eğitim hakkını elinden alanları, yarı yolda bırakan doktorları; bunları da bu şekilde, bu açıklıkla çıkıp tek tek ifşa etmek bizim milletvekilliği ve muhalefet partisi görevimizdir.”

‘ÇOCUĞUMUN HAYATINI EL BİRLİĞİYLE BİTİRDİLER’

Kadıgil’in ardından bir açıklama yapan D.Ş., gözyaşları içinde başladığı konuşmasında şunları dile getirdi:

“Küçük çocuğun hayatı söz konusu. Çocuğumun hayatını el birliğiyle bitirdiler. Sadece bir kişinin ihmali değil bu; birçok kurumun ihmali var. Ve ben çocuğumu hayata kazandırmak istiyorum ama ne yazık ki şu anda mümkün görünmüyor. Eğer ki çocuğumun başına bir şey gelirse bütün dünyayı ayağa kaldırırım, sadece Türkiye’yi değil. Çünkü ben ve çocuğum suçlu değiliz. Bunu yapanlar suçlu. Onların tutuklanması gerekirken ben ve çocuğum yargılanıyoruz bugün. Neden? Çünkü ben kimsesizim. Benim hiç kimsem yok. Bugün başıma bir şey gelse bile belki aylar sonra fark edilecek çünkü hiç kimsem yok. Belki de üzeri intiharla örtülecek. Kamuoyuna şunu söylemek istiyorum: Bu aşamada benim intiharım söz konusu değildir çünkü adalet nöbetindeyim. Eğer ki başıma bir şey gelirse, güvenliğimden de şüphe duyuyorum çünkü, bu vakıf ve beni koruyamayanlardır sorumlusu. Üzerinin intiharla örtülmesini istemiyorum.

‘GÜNDÜZ BURADA ADALET NÖBETİ TUTUYORUM, AKŞAM DA KIZIMIN BAŞINDA ANNELİK MÜCADELESİ VERİYORUM’

Çocuğumun elimden alınmasını istemiyorum. Yıllardır bu çocuk için mücadele veriyorum. Tek başıma büyüttüm, çok büyük zorluklarla. Anneyi suçlamak yerine failleri suçlarlarsa daha iyi bir ilerleme kaydedebiliriz. ‘Anne ihmali’ diye sunarlarsa da doktor raporları mevcut; keza kendi ihmalleri de ortaya çıkacaktır. Yıllardır Sosyal Hizmetler himayesinde ben bu çocuğu büyütüyorum; tek başıma değil, her adımımızdan, her hareketimizden haberleri var. Sonra çıkıp da ‘Anne ihmali var, biz çocuğu aldık’ diye söylemesinler. Ben çocuğumu sokakta bulmadım, kimsenin de eline bırakmayacağım. Hele ki bu aşamada, bu haldeyken; benim çocuğum bugün okulda olması gerekirken yürüyemiyor. Dış dünyaya kapalı. Annesiyle bile iletişim kurmaya korkuyor ve doktorlar dedi ki ‘Bu çocuğun umudu bu hayata karşı kalmamış’. Bu çocuk 7 yaşında bir çocuk ve okuma yazma biliyor. Henüz birinci sınıfa sadece 2 ay gidebilmesine rağmen doktorların ‘üstün zekalı’ dediği bir çocuk. Bugün henüz bir test yaptıramadık maalesef ki durumundan dolayı. Kızımın çizdiği resimler zaten çektiğimiz acıyı anlatıyor. Bu benim, bu da benim kızım. Başka hiç kimse yok. Bunun gibi birçok resim var evde. Kızımın resim sergisine biz hazırlanıyorken bugün kızım yürüyemiyor. Yemek yiyemiyor. Ben şırıngayla beslemek zorunda kalıyorum. Gündüz burada adalet nöbeti tutuyorum, akşam da kızımın başında annelik mücadelesi veriyorum. Gece gözümü kırpmadan uyuyamıyorum; nefes almazsa ben ne yaparım, diye.

‘BENİ SINAMASINLAR, KİMSEDEN KORKMUYORUM’

Şimdi soruyorum; neden bu çocuk tedavi altında değil? Madem ihmaller yok, bu kadar herkes yanımızda gibi görünüyor… Aylardır bağırıyorum; bu çocuğun hastaneye yatması gerekiyor, evde ilerletebilecek bir durumda değilim artık, kaldıramıyorum diye. Ama maalesef ki 3 yıllık doktorlarımız bile bu süreçte bizi yalnız bıraktı. Sebebini de ben çok iyi biliyorum ama maalesef ki konuşamıyorum, kızımın hayatı söz konusu olduğu için. Kızım olmasaydı bugün burada çok daha açık isim bile verebilirdim, belge bile gösterebilirdim. Ama o küçücük çocuğa yatıp kalkıp dua etsinler. Beni anneliğimle sınamasınlar, çocuğum üzerinden beni sınamasınlar. Çünkü unutmasınlar ki; bu vakıf beni tehdit ettiği anda benim sesim çıkmaya başlamıştır. Benimle ancak insani bir dilde konuşursanız sizinle aynı tarafta durabilirim. Tehdit ettiğiniz anda benim sesim daha gür çıkacak çünkü ben tehditlerden korkmuyorum, ben ölmekten korkmuyorum. Ben sadece çocuğumun annesiz kalıp onların eline kalmasından korkuyorum ki şu anda amaç bu. Anneyi ihmalkar gösterip —çalışamıyorum ben çocuğum hasta olduğu için— bunu kullanabilirler. İstemiyorum elimden almalarını. Şu an ben çocuğumla tehdit ediliyorum ve yoruldum. Beni sınamasınlar, korkmuyorum kimseden de. Evet, konuşmaktan korkuyorum çünkü çocuğum alınacak diye ama mücadelemi yapmaktan vazgeçmeyeceğim. Kendim için hiçbir şeyden korkmuyorum.

‘DEĞİL EL ALEM, ELLİ ALEM BENİM KARŞIMDA DURSA BEN KIZIMI BIRAKMAYACAĞIM’

Küçük bir çocuğun hayatıyla oynamayı bırakın. O çocuk bir kişinin ihmali yüzünden bugün bu hale gelmedi; kurumların ihmali yüzünden de bugün benim kızım elden ayaktan kesilmiş durumda. Değil el alem, elli alem benim karşımda dursa ben kızımı bırakmayacağım. Onun annesi var; benim kimsem yok ama benim kızım kimsesiz değil, bu da böyle bilinsin. Yerel mahkeme benim dosyamda beraat kararı vermişti, itiraz ettik. O da apar topar şekilde ilerletildi, yani biz ne olduğunu anlayamadık bile. Yani her davada bu böyle oluyor. İlla hani çıkıp bu hale mi gelmemiz gerekiyor hakkımızı arayabilmemiz için? Her şey ortada, her şey şeffaf, belgelerle kanıtlanmış. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın avukatı da aynı şekilde tutuklanması gerektiğini savunuyorken bu adamın hala dışarıda elini kolunu sallaya sallaya gezmesinin gerekçesi nedir? Bizi mi öldürmesi gerekiyor? Bu fırsat mı veriliyor? Yani söylenecek çok söz var ama artık tükendim. Ben yoruldum anlatmaktan, onlar yorulmadılar herhalde anlamamazlıktan gelmekten. Çünkü mümkün değil ki bugün Türkiye Cumhuriyeti gibi bir yerde kalkıp da bir kadının, bir çocuğun gözü önünde biz bunları yaşıyoruz. Gizli kapaklı yapılmıyor bunlar. Elimde ses kayıtları var. Kim bunlara bu özgüveni, bu gücü veriyor? Ki gerçekten de var; dosyalara bu kadar müdahale edildiğine göre var birileri. Ama ben bunu ispat edemiyorum. Zaten ben kamuoyunun takdirine sunuyorum. Mümkün değil bu adamın şu an dışarıda olması ama ben ve çocuğum yine yargılanıyoruz. Allah’a havale ediyorum. Hakkımı aramaktan da hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim.”

Example HTML page

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir