Savaşa ve sömürüye karşı ekmek, barış özgürlük ve adalet için Yaşasın 1 Mayıs!
İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs, kutlu olsun!

Bugün dünyanın her köşesinde işçiler, ezilen ve sömürülen kitleler; çalışma koşullarının ağırlaştığı, sömürünün katmerleştiği, emperyalistler arası hegemonya mücadelesinin bölgesel savaş ve çatışmalar eşliğinde yeni bir aşamaya ulaştığı, savaş ve silahlanma giderlerinin işçi sınıfı ve emekçi halk kitlelerine fatura edildiği kapitalist barbarlığa karşı en acil talepleriyle alanları dolduracak.
Ülkemizde ise koşullar çok daha ağır. “Şimşek Programı” adı altında çerçevelenerek alamet-i farikası ücretlerin baskılanması olan IMF programı, en gaddar biçimde uygulanıyor. Şimdilerde bölgedeki savaş gerekçe edilerek temel tüketim maddelerine art arda yapılan zamlar işçi sınıfı ve ezilen kitleler için yaşam koşullarını iyice çekilmez hale getirmiş durumda. Açlık sınırının 36 bin lira olduğu yerde işçilerin yüzde 53’ü (özel sektörde bu oran yüzde 70) 28 bin lira asgari ücretle çalıştırılıyor. 10 milyonu aşkın emekli 20 bin lira ile hayata tutunmaya çalışıyor.
Tohum, ilaç, mazot, sulama gibi girdi fiyatlarındaki fahiş artışlar nedeniyle üretemez hale gelen üretici köylü yeni çıkan maden yasası ile tümden çaresizliğe itildi. Bu öyle bir yasa ki, Cumhurbaşkanlığının bir gece yarısı kararnamesi ile köylünün toprağı elinden alınarak uluslararası ve yerli-yandaş maden tekellerine peşkeş çekilebiliyor.
Dahası bu yasa Türkiye’nin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını emperyalistlerin yağmasına açarken tarım arazilerini, ormanları, akarsuları ve gölleri geriye dönüşü mümkün olmayacak biçimde bir yıkımın eşiğine getiriyor.
Fakat Saray rejimi tarafından oluşturulan bu cehennem koşullar herkes için geçerli değil. Açlar ve işsizler ordusu büyürken birilerinin kasası şiştikçe şişiyor. 2024 yılı Küresel Zenginlik Endeksi’ne göre ülkemizde en zengin yüzde 1’lik kesim toplam servetin yüzde 39,5’ine sahip! Türkiye, gelir dağılımı adaletsizliğindeki bu tabloyla 21 Avrupa ülkesi arasında ilk sırada yer alıyor.
Ne var ki iş vergi toplamaya gelince “devletin eli” sermayenin değil işçilerin cebine uzanıyor. Son 12 yılda işçilerden gelir vergisi olarak 5 trilyon liradan fazla tahsilat yapılırken o devasa holdinglerin kurumlar vergisi olarak ödedikleri para 3,5 trilyon lira! İşte “yerlilik-millilik”, “garip gureba” edebiyatı yapan Saray rejimi ve Cumhur İttifakının sicili budur.
Bu yüzdendir ki, bu gidişata karşı çıkan hak arayan işçiden sendikacıya, çevre ve doğa savunucularına, gerçekleri yazan, dile getiren gazeteciden akademisyene, aydınından siyasetçisine herkes tutuklanıp cezaevine konulmaktadır. Saray rejimi ve arkasındaki tekelci sermayenin en küçük toplumsal muhalefete bile zerrece tahammülü yoktur. Bu uğurda kendi yasalarını çiğnemekten geri durmamaktadır. CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar genişlerken, Kürt sorununda “yeni süreç” fiilen askıya alınmış bulunmaktadır.
Bunca pervasızlığa sebep elbette işçi sınıfının dağınıklığı ve örgütsüzlüğüdür. İşçi sınıfımız savaş fırsatçılarından silah tacirlerine, emperyalist yağmacılardan işbirlikçi saray rejimine ve arkasındaki tekelci sermayeye karşı sözünü 2026 1 Mayıs alanlarına taşıyacaktır.
Ne böyle bir günde işçileri bölmek için elinden geleni ardına koymayan sendika bürokratlarının çevirdikleri dümenler, ne de Saray rejimi ve sermayenin tehdit ve baskıları, işçilerin ekmek, barış, özgürlük ve adalet gibi acil talepleri dile getirmelerini önleyebilir.
İşçi sınıfımız er geç birliğini sağlayacak ve bu zulüm düzenini tarihin çöplüğüne atacaktır.
Yaşasın Türkiye işçi sınıfının birliği ve örgütlü mücadelesi!
Yaşasın enternasyonalizm!
Yaşasın 1 Mayıs!
Emek Partisi Genel Merkezi



