Kılıçdaroğlu’ndan Fransa’yı boykot önerisi: Emine Hanım çantasını sarayın bahçesinde yaksın

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransız mallarına yönelik boykot çağrısına değinen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Emine Hanım’ın çantası var. Onu da sarayın bahçesinde yaksın, ‘Protesto ediyorum’ desin” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu'ndan Fransa'yı boykot önerisi: Emine Hanım çantasını sarayın bahçesinde yaksın

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Kılıçdaroğlu, İstanbul’da Sağlık Bakanı Fahrettin Koca başkanlığında yapılan pandemi toplantısına İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun çağrılmamasına tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, “Bir sindirememişlik var burada. Başarıyı sindiremiyorlar. Yani demokrasiyi sindiremiyorlar” dedi.

Valilere tepki gösteren Kılıçdaroğlu, “Valiler gerekçe uydurmaz. Gerekçe uyduracak bir pozisyona düştüysen kusura bakma sen vali değilsin. Koltuk için onurunu satan vali olmaz” ifadelerini kullandı.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransız mallarına boykot çağrısına değinen Kılıçdaroğlu, “Vatandaşta Fransız malı alacak hal mi kaldı? Sen uygularsın kardeşim, saray sosyetesi uygular. Emine Hanım’ın çantası var, 50 bin dolar… Onu da sarayın bahçesinde yaksın, protesto etsin” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarında öne çıkanlar şöyle:

“CHP olarak çok zor günlerden geçtiğimizin bilincindeyiz. Biz her söylemimizin belli bir sorumluluk içinde dile getiririz. Aklımıza geleni söylemeyiz. Az önce değerli bir siyasetçiyi Osman Durmuş’u sonsuzluğa uğurladık. Ailesine başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

Her yerde, her ortamda gerek ben gerek bütün arkadaşlarım ısrarla şunu söyleriz, terör nereden ve kimden gelirse gelsin, teröre karşı hep beraber ortak duruş sergilemek zorundayız. Terörün partisi, kimliği, inancı yoktur. Teröristin temel amacı insanı yok etmektir. Terör eylemleri dünyanın neresinde olursa olsun hep birlikte karşı çıkmak zorundayız. Hatay’ın İskenderun ilçesinde dün akşam bir terör eylemi gerçekleştirilmek istendi ama güvenlik güçlerimiz gerekli çabayı göstererek en azından bir can kaybı olmamasını sağladılar. Yaralanan güvenlik görevlilerimize şükranlarımızı sevgilerimizi gönderiyoruz.

Pandemi hepimizi tehdit ediyor. Dolayısıyla bir salgın hastalıkla mücadelenin topyekün olması lazım. Hükümetin, valiliklerin, yerel yönetimlerin hep beraber salgın hastalığa karşı mücadele etmemiz gerekiyor. Bu bizim insani görevimizdir. Burada bir parti ayrımı yaparsak en büyük zararı insanımıza vermiş oluruz. Salgın hastalık varsa hangi partiden, hangi kimlikten olursa olsun bütün vatandaşlarımızı salgından kurtarmak için elimizden gelen bütün çabayı göstermek zorundayız. Yaptığımız bütün açıklamalarda da hükümete önerilerimizi söyledik, kabul edilir veya edilmez. Eğitimde neler yapılmalı, esnaf için neler yapılmalı… Akılda kalsın diye madde madde saydık.

İstanbul için bir toplantı yapılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı davet edilmiyor. Niçin? Bir sindirememişlik var burada. Başarıyı sindiremiyorlar. Yani demokrasiyi sindiremiyorlar. Ekrem Bey İstanbulluların oyuyla geldi. İstanbulluların büyükşehir belediye başkanı. Ekrem Bey görevini yaparken bunlar AKP’li hizmet götürmeyelim dedi mi? Asla demedi.

O büyükşehir belediye başkanı senin de büyükşehir belediye başkanındır. Demokrasiye inanacaksın, demokrasinin gereğini yapacaksın. Her şeyden daha önemlisi ahlakın gereğini yapacaksın. Ben sarayın valisiyim diyorsan aracına Türk bayrağı değil AKP’nin bayrağını takacaksın. Ama ben valileri devletin valisi olarak görmek istiyorum. Her görüşten insanın sorunlarını dinleyen bir kişi olarak görmek istiyorum. Vali bu değeri mutlaka bilmeli. Valiler gerekçe uydurmaz. Gerekçe uyduracak bir pozisyona düştüysen kusura bakma sen vali değilsin. Koltuk için onurunu satan vali olmaz. Korkak adamdan vali olmaz. Vali dediğin cesur olur, dirayetli olur.

“1.5 MİLYON DOZU TORPİLİ BULAN ALACAK”

Bizim insanımız değersiz mi? Ölüme mahkum mu? Bu 1.5 milyon dozu da eminim torpili bulan alacak. Bu tabloyu bütün milletvekili arkadaşlarım anlatsın. Bizim insanımız değerlidir.

Türk Eczacılar Birliği aşı almak istiyor aslında Hollandalı bir firmadan. Güzel bir şey. Aşı alacak 1.5 milyon doz. Sağlık Bakanlığı’na başvuruyorlar, ‘bununla ben ilgilenmiyorum, devlet malzeme ofisiyle görüşeceksiniz’ diyor. İlk dilekçeyi 11 Eylül’de veriyorlar. İşin sonu şu; 14 Ekim itibariyle devlet malzeme ofisi Türk Eczacılar Birliğini ziyaret eder ve der ki, 1.5 milyon doz aşıyı biz alamadık Hollanda aldı. Böyle bir devlet yönetimi olmaz arkadaşlar. Bunu özellikle AK Parti’ye oy veren arkadaşlara söylüyorum. Referandumda da ‘evet’ oyu verdi o vatandaşların büyük bir kısmı. İşler düğümlendi, bakanlar bile görüşemiyor Cumhurbaşkanıyla.”

“KOLTUK MERAKLISI BİR KİŞİNİN MEMLEKETE FAYDASI OLMAZ”

Devlette adalet yoksa devlet de yoktur. Fatih Sultan Mehmet, ‘Kadının satıldığı gün, adaletin öldüğü gündür’ der. Günümüz, kadıların satıldığı gündür. Enis Berberoğlu dava açtı, mahkum oldu, sonra Anayasa Mahkemesi’ne gitti. Anayasa Mahkemesi bir karar aldı ama yeni Zekeriya Öz bu karara uymam dedi. ‘Ben gücümü hukukun üstünlüğünden değil, saraydan alıyorum’ diyor.

Bu haksızlıklar karşısında Adalet Bakanı çıkıp bir laf etmedi. Acaba bir vicdan muhasebesi yaptın mı? Anayasa’yı ihlal eden bir hakime soruşturma açmalıyız dedin mi hiç? Adalet Bakanı’nın da yatacak yeri yok. Sadece Enis Bey bağlamında demiyorum bunu. Müyesser Yıldız aylardır hapiste. Devletin sırlarını ifşa etmiş, hangi sır? Sen Adalet Bakanı’ysan, adalet kurumu sana bağlıysa, bu yanlış giden düzene çomak sokmayacak mısın? Yasa gereği belli kararları bozma hakkın var. Koltuk meraklısı olan birinin devlete faydası olmaz. Devlet ne zaman organize suç örgütüne dönüşür? Anayasayı, yasaları kaldırırsanız, hakimler bir kişiden talimatını alırsa o ülke organize suç örgütüne dönüşür. Bir kişiyi eleştirdiğinizde sabahında hapse atılıyorsunuz, ama onun avukatını tutarsanız anında dışarı çıkıyorsunuz.

“SENİN FERİŞTAHIN GELSE BİZİ SUSTURAMAZ”

21 soruda FETÖ’nün siyasal ayağı diye bir kitapçığımız var. FETÖ ile mücadele ediyoruz diyorlar. Külliyen yalan. Sen baklavacı buldun, pastacı buldun, bankacı buldun, asker buldun, nerede bunun siyasal ayağı? İyi ki bu memlekette CHP var. Çıkardık burada her şey var. MGK kararı var, dönemin müsteşarının açıklamaları, Erdoğan’ın açıklamaları var. MİT’in FETÖ’yü çok önceden beri izlediğinin belgeleri var. Nedir bu FETÖ’nün siyasal ayağı? Devletin kılcal damarlarına FETÖ’nün unsurlarını yerleştirenlere FETÖ’nün siyasal ayağı denir. Bazen bir kararname çıkar, bazen bir atama yapılır, bazen bir kanun çıkar Danıştay toptan değişir. FETÖ’nün siyasal ayağından rahatsızlar. Çünkü FETÖ’nün siyasal ayağının bir numarası devletin en tepesinde oturduğunu herkes biliyor. Sanıyorlar ki, bizi susturacaklar. Senin feriştahın gelse bizi susturamaz. Devleti birilerine peşkeş çekmek bizim kitabımızda yoktur. Biz, halkın partisiyiz. Halk için çalışırız. Eğer bir çocuk yatağa aç giriyorsa hiç birimiz o akşam rahat değiliz. Bizim felsefemiz böyledir.

ERDOĞAN’A ‘KEYİF ÇAYI’ TEPKİSİ

Sayın Erdoğan Malatya’da il kongresine katılır. Malatya’ya gittin. Servisçiler Odası Başkanı da AK Parti’li. Kendisi bir müjde bekliyor. Erdoğan’ın verdiği yanıt; ‘Ne müjdesi, ben müjde verdim zaten’. Başkan, senin kulağın duymuyor mu? Ne müjdesi vermiş, askıda ekmek uygulaması. Başkan devam ediyor; ‘Vallahi işsiz evimize ekmek götüremiyoruz’ diyor. Erdoğan ne diyor? ‘Bu bana abartılı geldi, al bir keyif çayı iç’. Bu, resmen dalga geçmektir. Bu başkana seslenmek isterim. Sana ve bütün servisçilere 5 kuruş dahi para vermediler. Çünkü senin genel başkanının gözünde sosyal devlet diye bir devlet yok. Saray’da o. Saray’a bakıyor durum çok iyi. Sanıyor ki 200 bin servisçi böyle. Bilmiyor Erdoğan bunu. 200 bin servisçiye seslenmek isterim. Sorun, sadece senin sorunun değil, 200 bin servisçinin sorunu. Sadece Malatya’daki servisçinin değil, 81 ildeki tüm servisçilerin sorunu” dedi.

“TÜRKİYE VARLIK FONU, ERDOĞAN VE DAMADININ ÇİFTLİĞİ”

Türkiye Varlık Fonu kurdular. Devletin büyük büyük kurumları bunun sermayesi oldu. Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, başkanvekili damat. Bunlar Mart 2019’da Türkiye Varlık Fonu borç aldı. Yurt dışından 1 milyar avro borç aldılar. O borçla İstanbul Finans Merkezi’ni yapan 3 müteahhidi kurtardılar. 2020’nin Eylül ayında Türkiye Varlık Fonu borç için kampanya başlattı. Yurt dışından 3 bankayı yetkilendirdiler. Eylül ayı sonunda borç veren çıkmadı. Sonra 8 büyük kuruluşu görevlendirdiler. 20 Ekim’de kimse borç vermiyor dediler. Beka meselesi diyorlar değil mi? Türkiye Cumhuriyeti güçlü ama sizin oyuncağınız oldu. Yunanistan negatif faizle alıyor, biz yüzde 6 ile alamıyoruz. TVF’nin 2017’de kısa vadeli borçları 26 milyar lira iken 2 yıl sonra 950 milyar liraya çıktı. Toplam borçlar 1 trilyon 223 milyar liraya çıktı. İyi de bu parayı nereye harcadın? Çiftçiye, esnafa, servisçiye gitmedi, nereye gitti. Bunu sormak namus borcudur. 2 yılda borç 36 kat arttı. Kime verdiler bu parayı, biz bilmiyoruz. TBMM’de bilmiyor, Sayıştay da bilmiyor. Erdoğan ve damadının çiftliği burası. Parayı nereye harcadınız diye soruyoruz, gizli. Parayı bulamayınca ne yapıyorlar? Özelleştirme yaptın bütün kurumları sattın.

“EMİNE HANIM ÇANTASINI YAKSIN”

Beyefendi ‘Fransız mallarını boykot edin’ diyor. Vatandaşta Fransız malı alacak hal mi kaldı? Sen uygularsın kardeşim, saray sosyetesi uygular. Emine Hanım’ın çantası var, 50 bin dolar… Onu da sarayın bahçesinde yaksın, protesto etsin. Biz ülkelerin barış içinde yaşamasını isteriz. Dünyada yalnız kaldık. Cesaretin varsa Renault’yu kapat bakalım. Mısır’a bir şey diyor musun? Diyemezsin. En haklı davamızda yalnız kaldık. Her ülkeye saygılıyız ama her ülkenin de bize saygılı olması lazım. Eğer sen Türkiye’yi bir avuç tefeciye teslim ettiysen senden yurtsever çıkmaz.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir