Kılıçdaroğlu’dan Erdoğan’a ‘doktor’ göndermesi: İyi ki…

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Ekonominin geldiği noktayı eleştiren Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da ti’ye aldı: Covid-19’da yaşanan aksaklıklarla ilgili ‘ben sorumlu değilim’ diyebilmek için “Ben tıp mensubu değilim, benim alanım ekonomi” diyordu. Ekonominin geldiği yer malum. Allah yüzümüze bakmış, iyi ki doktor değil. Doktor olsa, memlekette yaşayacak kişi kalmazdı.

CHP Genel Başkanı partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle:

– Bu mücadele bir hak mücadelesi! Dostlarımızla birlikte, işçiyle, köylüyle, emekliyle, emekçiyle, apartman görevlileriyle, hep birlikte başaracağız. Ne yaparlarsa yapsınlar inandığımız yoldan hiçbir güç bizi geri döndüremeyecek.

– Devletin artık iyi yönetilmediğini sağır sultan bile duydu! Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bir kişiye emanet edemeyiz. Tek kişiye ülke yönetimi devredilemez. 83 milyon Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sahibidir.

KİN VE ÖFKEYLE DEVLET YÖNETİLMEZ

– Urfalı bir arkadaşımız, “Paran yoksa, eşin, çocuğun, komşun yüzüne bakmaz ama en acısı hem paran yok hem Urfalıysan devlet yüzüne bakmaz. İnsan yüzüne bakmaz” diyor. Devlet değil, Saray’da oturanlar senin yüzüne bakmaz.

– Buradan 83 milyon vatandaşımıza açık ve net çağrı yapıyorum. Hiçbirimizin umutsuzluğa kapılma hakkı yoktur. Beraber Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak namus borcudur. Türkiye’nin sorunlarını beraber çözeceğiz. Önce Allah’a, sonra kendinize, sonra bize güvenin! Türkiye’yi aydınlığa beraber çıkaracağız.

– Öyle bir noktaya geldik ki, akşam yatarken yarın sabah ne olacağını bilmiyoruz. Sabah kalktığımızda hangi kabusa uyanacağımızı da bilmiyoruz. Çünkü devlet yönetilemiyor! Devlet ahlakla, istişareyle yönetilir, öfkeyle değil! İsrafla, savurganlıkla devlet yönetilmez. Kin ve öfkeyle devlet yönetilmez… Egemen güçlerin talimatıyla Türkiye Cumhuriyeti yönetilmez.

MÜSLÜMANLIĞI KİMSEYE BIRAKMIYORLAR

– Bir bakıyorsunuz bir milletvekili attığı bir tweet dolayısıyla dokunulmazlığı kaldırılıyor. Yargıtay hemen talimat veriyor yıldırım hızıyla milletvekilliği düşürülüyor. Hangi adalet? Yukardakiler ya da saraydakiler Müslümanlığı kimseye bırakmıyorlar.

 Onların dışında bu ülkede Müslüman yok. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan ise bu haksızlığı nasıl sineye çekiyorsunuz, bu haksızlığı öfkeyle nasıl besliyorsunuz siz? Bunu anlamak mümkün değil.

SEÇİMLE GELEN SEÇİMLE GİDER

– Hemen yıldırım hızı ve talimatla bir partinin kapatılması için derhal savcılığa talimat, “Bunu kapatın” diyorlar. Demokrasilerde parti kapatma olmaz. Seçimle gelen seçimle gider. Zaten milletimizden vize alamayan parti yok olur gider! Hem demokrasi, milli irade diyeceksiniz sonra kalkacaksınız sonra hukuka aykırı pek çok uygulamanın altına imza atacaksınız.

– Baştan söyledim, yine söyleyeyim. Devlet önyargıyla yönetilmez. Devlet, “bu koltukta kalayım, ne olursa olsun” anlayışıyla yönetilmez. Koltuğa tapılan bir ülkede ne gelişmeyi, ne kadın-erkek eşitliğini asla bulamazsınız.

– Bir sabah kalkıyor 42 milyon kadının hakkını elinden alıyor! 42 milyon kadına ihanet edeni gayet iyi görüyoruz. Bir kişi kalktı dedi ki, “Fesh ediyorum”. Kimsin sen! Adaletsizliğin ağababasısın biz onu biliyoruz. Kin ve öfkeyle ülkeyi yönetiyorsun. Yandaşlarına milyar dolarlar kazandırdığını biliyoruz. Siyaseti cep doldurma aracı olarak gördüğünü de biliyoruz.

SEN BU SÖZLEŞMENİN NESİNE KARŞISIN?

– AK Parti’ye MHP’ye oy veren kadınlara seslenmek istiyorum. Cumhur İttifakı diyorlar ya, aslında Cumhur İttifakı yok orada, koltuk ittifakı var. İlkeler yok orada. Bütün mücadele koltuğu korumak üzere.

– 11 Mayıs 2011’de İstanbul Sözleşmesi kabul edildi. Amacı aile içi şiddeti önlemek. Tüm kadınların adına soruyorum. Erdoğan, sen bunun nesine karşısın? Gazi Meclis’ten oy birliğiyle çıkan İstanbul Sözleşmesi’ni fesh ederken kime sordun, bu ülkenin kadınlarına sordun mu? Kadınların nasıl şiddete uğradığını biliyor musun?

ORTA ÇAĞ’DA BÖYLE BİR ANLAYIŞ YOK

– Bir hakkı kadınların elinden almak zorbalıktır. Buna asla izin vermeyeceğiz. Kadın kardeşlerime sesleniyorum, mağdur olan sizsiniz. Kadın öldürülebilir, şiddete, tecavüze uğrayabilir. Bunun ahlaklı bir yönü var mıdır?

– Orta Çağ’da bile böyle bir anlayış yoktur! İstanbul Sözleşmesi, TBMM’den oybirliği ile geçti. Erdoğan ‘koltuğumu nasıl korurum’ diye hareket ediyor, bu millet zorbayı demokratik yollarla, özellikle kadınların oylarıyla Saray’dan indirecek.

– Tekrar güven ortamını sağlaması için Erdoğan’ın çıkıp “israfa son paketi açıklayacağım” demesi lazım. Kanal İstanbul gibi ucube projeleri yapmayacağız demesi lazım. “Bütçe disiplinini, mali disiplinini sağlayacağım” demesi lazım. Paraların nerede olduğunu vatandaşın da milletvekillerinin de herkesin de bilmesi lazım…

ACİL GÜVEN ARTIRICI TEDBİRLER ÖNERİSİ

Şartlar ağır ve tedirgin olmakta haklısınız, ama unutmayın ki CHP var ve biz bu ülkenin geleceğinin kararmasına izin vermeyeceğiz. Şu anda içinde bulunduğumuz buhranın temel sebebi, gerek içeride, gerekse dışarıda AKP yönetimine güvenin sıfırlanmasıdır. Dolayısıyla acilen alınması gereken tedbirler, mevcut güven bunalımını ortadan kaldırmaya yönelik olmalıdır.

KAMUDA CİDDİ BİR İSRAFA SON PROGRAMI AÇIKLANMALIDIR

Kamu ciddi ve anlamlı bir “israfa son” programı açıklamalıdır. Bu çerçevede aciliyeti bulunmayan (yazlık saray ve benzeri) tüm kamu yatırımları durdurulmalı, Kanal İstanbul gibi irrasyonel projelerden vazgeçildiği açıklanmalıdır. Makam aracı ve uçak saltanatına son verilmeli, sınırlı sayıda makam aracı ve iki uçak dışında tüm makam araçları satılmalı, temsil tören harcamaları zorunlu hallerle sınırlandırılmalıdır.

VERGİ DENETİM SİSTEMİ ÜZERİNDEN SİYASET GÖLGESİ KALDIRILMALDIR

Vergi denetimlerinin siyasi amaçla yapılmayacağı, bütçe birliğini bozan uygulamalar son verileceği, bütçe dışı fonların bütçe içine alınacağı ve tümünün Sayıştay denetimine alınacağı açıklanmalıdır.

Merkez Bankası Başkanı ve tüm Para Politikası Kurulu (PPK) üyeleri görevden alınmalıdır. Başkanlığa (mümkünse MB kökenli) hem iç hem dış kamuoyunda güvenilir bir isim getirilmelidir. Yeni Başkan, yardımcılarını ve PPK üyelerini uyumlu çalışabileceği isimler arasından (Hükümetin atayacağı bir üye hariç) kendisi seçmelidir. 2019 Mart ayından itibaren satılan TCMB rezervlerinin hangi gerekçeyle, kimlere hangi yöntemle satıldığı açıklanmalıdır.

Mevcut mevzuatta son dönemde yapılan ve TCMB Başkanının görevden alınmasını kolaylaştıran hükümler kaldırılmalıdır. Başkanın belli bir süre (en az 5 yıl) Cumhurbaşkanı ya da başka bir merci tarafından görevinden alınmaması sağlanmalıdır. Aynı şekilde BDDK Başkanı ve kurul üyeleri hemen değiştirilmelidir. Yerlerine siyaset dışından güven veren, liyakat sahibi isimler getirilmelidir.

Sorunu yaşayanlar ile sorunu çözecek olanlar aynı masada oturup, çözüm üretmelidirler… Pandemi nedeniyle ortaya çıkan mücbir sebep koşulları dikkate alınarak anlaşmalar hakkaniyet ölçülerinde revize edilmelidir. Proje yüklenicilerinin kamuya olan (kira ve benzeri) yükümlülüklerinin yerine getirilmesi sağlanmalı, şayet bu yükümlülükler yerine getirilemez ise proje konusu varlıklar kamulaştırılmalıdır.

Kamu Bankalarından bazı iş adamlarına verilen döviz ve TL cinsi kredilerin geri ödemelerinin gerçekleştirilmediği, bunun için sürekli yeniden yapılandırılmalarla zaman kazanıldığı Sayıştay Raporlarıyla da sabittir. Kamu Bankaları, hızla yerine getirilmeyen yükümlülüklerin (faiz ve anapara ödemeleri) tahsili yoluna gitmelidir.

TOPLUMSAL DAYANIŞMA PROGRAMI AÇIKLANMALIDIR

Yukarıda zikredilen tasarruflardan elde edilecek kaynak hızla reel sektöre, ağırlıkla esnaf, mikro işletme ve KOBİ’lere çok uygun koşullarda tahsis edilmelidir. Seçici bir yaklaşımla tespit edilen kamu altyapı yatırımları vasıtasıyla kısa sürede geniş istihdam olanakları yaratılmalıdır. Bu yatırımların finansmanı için Hazine’nin bir miktar daha borçlanma alanı mevcuttur. Ayrıca boş olan sağlık, eğitim ve engelli kadrolarına KPSS puanlarıyla mülakatsız (torpilsiz) atamalar ivedilikle yapılmalıdır…

Yanlış dış politikanın Türkiye’ye getirdiği ek maliyetler süratle giderilmeli tüm komşularımızla yeniden güven tesis edilmelidir. Söz konusu acil tedbir paketinin açıklanmasıyla, AK Parti ve Cumhurbaşkanı’na rağmen, güven tesisi konusunda bir miktar yol alınmış olacaktır. Akabinde daha ayrıntılı bir ekonomik programın açıklanması ve buna uyulacağının taahhüt edilmesi gerekmektedir. Bunlardan sonra asıl yapılması gereken ise “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme” dönüştür…

İYİ Kİ DOKTOR DEĞİL

– Her toplantıdan sonra biraz gülelim diye söylüyorum. Erdoğan bundan bir süre önce Covid-19’da yaşanan aksaklıklarla ilgili ben sorumlu değilim diyebilmek için “Ben tıp mensubu değilim, benim alanım ekonomi” diyordu. Ekonominin geldiği yer malum. Allah yüzümüze bakmış, iyi ki doktor değil. Doktor olsa, memlekette yaşayacak kişi kalmazdı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.