Erkan Baş: Suriye’deki cihatçılar Amerika’dan, İsrail’den, Erdoğan’dan icazet alıyor
Baş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında Suriye’deki gelişmelere ilişkin konuştu.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis’te düzenlediği haftalık basın toplantısında Suriye’de meydana gelen son gelişmeleri değerlendirerek, “Arkasında Trump’ın, Netanyahu’nun, Erdoğan’ın desteği olan Colani, varılmış mutabakatı tanımayarak elindeki cihatçılarla Suriyeli Kürtlerin yaşadığı kentlere kendi aklınca ‘cihat’ ilan etti. İcazeti de meşruiyeti de Amerika’dan, İsrail’den ve Erdoğan’dan alıyorlar” ifadelerini kullandı.
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği haftalık basın toplantısında ülke ve dünya gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Suriye’de meydana gelen son gelişmelere değinen Baş, cihatçı çetelerin Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İsrail ve Erdoğan’dan icazet aldığını kaydederek “Bu cihatçıların çıkarları uyuşmadığında sınırın bu tarafına geçip, köylerimizi cephaneliğe çevirip bu ülkenin askerine, polisine, yurttaşına, onların canına kastetmeyeceğinin hiçbir garantisi yok” şeklinde konuştu.
İstanbul Güngören’de 16 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın 15 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürüldüğü olaya ilişkin konuşan Baş, “Bu düzenin çaresi tükenince bir başka düzene, bir kaos düzenine, mafya düzenine, çete düzenine evlatlarımızı kaybediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘HTŞ, SURİYE’Yİ SÖMÜRÜYE DAHA AÇIK HALE GETİRMEK İÇİN CANLA BAŞLA ÇALIŞIYOR’
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, basın toplantısında şunları kaydetti:
“Bu hafta basın toplantımıza öncelikle yanı başımızda, Suriye’de yaşanan bu yeni savaş ve katliam girişimlerine değinerek başlamak zorundayız. Tabii biz Saray Rejimi’nden, onun siyasi partilerinden farklı olarak karnından konuşmayı, laf ebeliği yapmayı pek becerebilen bir parti değiliz. Bunu maharet zanneden, çok konuşup hiçbir şey söylemeyen, hatta hiçbir şey yapmayan bir iktidarın varlığında bu özelliğimizden taviz vermeyi de açıkçası hiç düşünmüyoruz. O yüzden açık, net, yalın durumu ortaya koymak lazım.
Suriye’de HTŞ isminde, içerisinde Suriye kökenli olmayan cihatçı unsurların da bulunduğu bir cihatçı örgüt 2024 yılı Aralık ayında iktidarı ele geçirdi. Bugün ‘geçici cumhurbaşkanı’ diye pazarlanan Colani, aynı zamanda HTŞ’nin başındaki bir isim; El-Kaide geçmişine sahip ve o zihniyette bir cihatçı. Hepimizin bildiği gibi Suriye de tıpkı bizim ülkemiz gibi belki binlerce yıldır farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, farklı halklara, inançlara kucak açmış bir coğrafya. Şimdi burada tekçi, İslamcı, mezhepçi bir cihatçı örgüt ABD desteğiyle iktidar olmuş durumda. Bugün yaşananlar bu gerçeğin acı ama maalesef beklenen sonuçlarıdır. Geçmiş dönem Suriye’deki yönetimin hatalarını, eksiklerini, zaaflarını fırsat bilerek iktidarı ele geçiren; ülkeyi olduğundan da daha güçsüz, daha zayıf, sömürüye daha açık hale getirmek için bir yılı aşkın süredir canla başla çalışan bir örgütten söz ediyoruz.
‘SURİYE ORDUSU DEDİKLERİ KÖYLERE GİDİP ALEVİLERİ KATLEDENLER’
Açık söyleyeyim; bakın ben bunların hiçbirisini öyle tırnak içinde, siyaset olsun diye falan da söylemiyorum. Suriye’nin hava sahasında vızır vızır uçan ABD uçakları, Golan Tepeleri’ni işgal eden İsrail güçleri, emperyalistlerle imzalanan ve Suriye’nin doğal kaynaklarına çökme anlamına gelen anlaşmalar bu söylediklerimin kanıtı niteliğinde. Maalesef iktidara gelir gelmez önce ‘eski rejimin kalıntıları’ diye hedef haline getirdikleri Arap Alevileri bu alçakça zihniyetin kurbanı oldu. Sivil insanları, sırf mezhepleri ve inançları farklı diye daha önceki iktidarın unsuru olarak gösterdiler ve açık katliamlara giriştiler. Bakın bugün Suriye ordusu diyorlar ya, bu Suriye ordusu dedikleri kim biliyor musunuz? Alevilerin yaşadığı köylere gidip ‘Sen Alevi misin?’ diye sorduklarında ‘Evet’ cevabı veren sivili onlarca kurşunla katledenler. Suriye ordusu dedikleri bunlar.
‘SURİYE’DEKİ CİHATÇILAR AMERİKA’DAN, İSRAİL’DEN, ERDOĞAN’DAN İCAZET ALIYOR’
Biz daha önce bu katliamlar sırasında da elimizden geldiğince bu gerçeklerin tüm dünya tarafından duyulması, bilinmesi için söz söyledik, eylemler yaptık, kamuoyuna çağrılarda bulunduk. Ama ülkedeki iktidar, Saray iktidarı kulağının üstüne yattı. Cihatçıların bu alçakça saldırılarını görmezden geldi, hatta açıktan destekledi. Şimdi de Kürtler bu saldırganlıkla karşı karşıya. Arkasında Trump’ın, Netanyahu’nun, Tayyip Erdoğan’ın desteği olan Colani, varılmış mutabakatı tanımayarak elindeki cihatçılarla Suriyeli Kürtlerin yaşadığı kentlere kendi aklınca cihat ilan etti. Bakın altını çiziyorum, icazeti de meşruiyeti de Amerika’dan, İsrail’den ve Erdoğan’dan alıyorlar. Halep’te Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı mahallelere dönük saldırıların başlamasından hemen önce İsrail’le Fransa’da görüşüp anlaşmışlardı. Dolayısıyla HTŞ’nin buralara kadar gelişinde öyle bazen anlatmaya çalıştıkları gibi ABD’yle, İsrail’le bir karşı karşıya geliş falan yok. Doğrudan ABD’yle, İsrail’le oturdular, anlaştılar; onların onayıyla bu süreç yürütülüyor.
‘ORTADOĞU’DA BÜTÜN YOKSUL HALKLARI CANLARIYLA TEHDİT EDEN BİR ANLAYIŞLA KARŞI KARŞIYAYIZ’
Değerli arkadaşlar, İsrail topraklarını genişletmeye devam ediyor. Başlı başına bu bile bölgede yaşadığımız felaketin ne anlama geldiğini bize gösteriyor. Dikkat edin; bilerek ve isteyerek bu iş birliğinin içinde Türkiye’nin adını saymıyorum, ‘Erdoğan’ demekte ısrar ediyorum. Çünkü biliyorum ki Türkiye’deki milyonlarca insan, bu ülkenin yoksul emekçi halkları bu saldırganlığın bir tarafı değiller. Bu cihatçı çeteleri desteklemiyorlar; Alevilerin, Kürtlerin, yoksulların katledilmesinin karşısında duruyorlar. Ama Erdoğan’ın sadece ve sadece iktidarı korumak, sadece ve sadece yandaşlarını zengin etmek için bu planların bir parçası olduğunu biliyoruz. Gerçekten aklımız almıyor. Yani sanki bir televizyon dizisi izleniyormuş, sanki bir bilgisayar oyunu stratejisi geliştiriliyormuş gibi Ortadoğu’da bütün yoksul halkları, emekçileri canlarıyla tehdit eden bir anlayışla karşı karşıyayız.
‘CİHATÇILARIN BU ÜLKENİN YURTTAŞLARININ CANINA KAST ETMEYECEĞİNİN GARANTİSİ YOK’
Başta söyledim, biz lafı eğip bükmüyoruz; açık ve net konuşuyoruz. Ortadoğu’da ve dünyada yaşayan tüm halklar için olduğu gibi Suriye’de de koşulsuz, şartsız bir barışın tarafıyız, barışın yanındayız. Ve bunun karşısında bu barışın can düşmanı olan HTŞ’li caniler var. Dün Alevileri hedef almışlardı, bugün Kürt halkını hedef alıyorlar ve her seferinde çeşitli bahanelerle insanlarımızı katletmeye devam ediyorlar. Tıpkı Aleviler gibi Kürtlerin de Suriye’de kendi kimlikleriyle, kendi kimliklerine sahip çıkarak yaşama, inançlarına, değerlerine bağlı olma hakkı vardır. Şimdi bu iradeyi tankla, topla, tüfekle yok etmeye çalışıyorlar. Bir onursuzluğu, bir çaresizliği dayatıp halkı teslim almak için uğraşıyorlar. Bakın, biz Türkiye’den bu cihatçıları alkışlayan o akla da bir şey söylemek zorundayız. Yani bu işleri çocuk oyuncağı zannediyorlar galiba, çünkü bu cihatçıların yarın öbür gün çıkarları uyuşmadığında sınırın bu tarafına geçip, işte geçtiğimiz günlerde Yalova’da yaşadığımız gibi, köylerimizi cephaneliğe çevirip bu ülkenin askerine, polisine, yurttaşına, onların canına kastetmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur değerli arkadaşlar. Yani gerçekten merak ediyorum; bu ırkçı, bu faşist, bu kindar anlayışı alkışlayanlar, kendi halkına reva gördüğü bu zulmü bizim insanlarımıza yapmayacaklarını mı düşünüyorsunuz?
‘AMERİKA VE İSRAİL KAZANIYORSA, TÜRKİYE VE ORTADOĞU KAYBEDİYORDUR’
Uzun lafın kısası, akan kan derhal durmalı ve yeniden diyalog yoluna dönülmelidir. Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere Suriye’nin birliğini, bütünlüğünü ama bununla beraber Suriye’de yaşayan bütün halkların varlıklarını, kimliklerini, inançlarını garanti altına alan bir çözüm üretilmelidir. Herkesin şunu bilmesi lazım: Bizim yaşadığımız bu coğrafyada Amerika’nın ve İsrail’in lehine olan her gelişme bizim aleyhimizedir. Amerika kazanıyorsa bu ülke kaybediyordur. Amerika kazanıyorsa, İsrail kazanıyorsa Türkiye, Ortadoğu, buradaki emekçiler, yoksullar kaybediyordur arkadaşlar. Yani Amerika’nın ve İsrail’in istediği oluyorsa emin olun bölgemizde tehlike artıyordur. Ülkemiz için, üzülerek söylüyorum, daha kötü günler geliyordur. Bizim için artık zaten kırıntılarından söz ettiğimiz bağımsızlık ve özgürlük bir bütün olarak yıkılma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Eğer Amerika ve İsrail kazanıyorsa Tayyip Erdoğan kazanıyordur, Saray Rejimi kazanıyordur. Ve bu bizim için, bu ülkede yaşayan milyonlarca emekçi için daha fazla zulüm, daha fazla yoksulluk, daha fazla sefalet anlamına gelecektir. Maalesef öyle bir iktidar var ki sırf iktidar konutunu korumak, yandaşlarını daha zengin etmek için her türlü kirli ilişkiye giriyor; ABD ve İsrail’le adına ‘dostluk’ dedikleri kişiliksiz ilişkiyi geliştirmeye, sürdürmeye devam ediyorlar.
Tam olarak bu nedenle bu ülkeyi, bu ülkenin geleceğini, çocuklarımızın geleceğini, yarınlarımızı düşünen tüm yurttaşlarımıza seslenmek istiyorum: Bütün dünyada, bölgemizde, ülkemizde tüm emekçilerin, alın teriyle yaşayan tüm onurlu insanların kardeşliğini ve barışını savunmalıyız. ABD’yle, İsrail’le ve onların işbirlikçileriyle mücadeleyi büyütmek hepimizin omuzlarına yüklenmiş bir görevdir. Tüm yurttaşlarımızı bu sorumlulukla süreci değerlendirmeye, bu sorumlulukla ses yükseltmeye çağırıyorum.
‘20 BİN LİRA EMEKLİ MAAŞI YAPACAKLARMIŞ, İNSAN BUNU NASIL SÖYLER?’
Şimdi arkadaşlar bakın, belki ilk bakışta çok ilgili değilmiş gibi gözüken bir şey söyleyeceğim. Bir tarafta başka ülkelerde fetih hayalleri kuruluyor ama işte bakın o fetih hayallerinin bizim ülkemize bir maliyeti var. Bir tarafta fetih hayalleri kuruluyor, bir tarafta bizim ülkemizdeki emekçilerin, emeklilerin, halkımızın içine düşürüldüğü çaresizliğe bakın. Bir yanda Emevi Camii’nde cuma namazı söylemleri var, öte yanda bu ülkede asgari ücretin bile altında emekli aylığı alan; evinden çıkıp sokakta, bankta, yerde yatmak ve yaşamak zorunda kalan 65, 70, 75 yaşında insanlar var. Hani ‘Bu iktidar çok konuşup hiçbir şey söylemiyor’ demiştim ya; açıkçası konuştuklarında da genelde epey bir sallıyorlar. Bilimmiş, veriymiş, esas olarak bunların hiçbirini önemsemedikleri, tek bir veriye baktıkları açık: Patronların cebi şişiyor mu, patronlar zenginleşiyor mu? Eğer bu oluyorsa, yani bu ülkede o bir avuç asalak patron zenginleşiyorsa hiçbir sorun yok diye bakıyorlar. Şimdi biraz evvel Tayyip Erdoğan yine ballandıra ballandıra anlatıyor; 20 bin lira emekli maaşı yapacaklarmış. Ya insan bunu nasıl söyler? Hele bunu söylerken nasıl övünür? Gerçekten havsalamız almıyor.
Değerli arkadaşlar, 2000’li yılların başında asgari ücretin üzerine çıkmış olan en düşük emekli aylığı ki bu da milyonlarca emeklinin aldığı ücrete tekabül ediyor; bugün açlık sınırının bakın yüzde 33 altına inmiş durumda. Yüzde 33,6 tam rakam. Açlık sınırı 30 bin 143 lira, asgari ücret 28 bin 75 lira, en düşük emekli aylığı 20 bin lira. Ya bu rezalete, hatta ne rezaleti, bu ihanete bakıp daha ne söylenebilir? DİSK-AR bir araştırma yapmış, emekli arkadaşlar aldığı paranın yüzde 75’ini, yüzde 80’ini kira, ısınma ve gıdaya harcıyor. Bakın; kira, ısınma, gıda. Yani yüzde 20 ile yaşa. Yüzde 20 ile sokağa çık ve torununu gezmeye götür bakayım!
‘MEMLEKETTEKİ 3 EMEKLİDEN 2 TANESİ AYNI ZAMANDA ÇALIŞIYOR YA DA İŞ ARIYOR!’
O kadar öfkeliyim ki sürekli ‘Kaynak yok’, ‘Biz gayri safi milli hasılanın büyük payını bunlara veriyoruz’ diyorlar. Bakın bu emekli düşmanı, emekçi düşmanı, patron dostu iktidar döneminde emekli ödemeleri gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 3,7’sine denk geliyor. Sadece kıyaslama olsun diye söylüyorum, Avrupa’da bu oran yüzde 10. Yani gerçekten söyleyecek başka hiçbir şey kalmıyor. Milli gelirden yüzde 3’ü verdiklerinde emeklinin kendilerine oy vereceğini düşünüyorlar. Neye oy versin bu emekli, soruyorum? Gerçekten kendisini aç bırakan, kendisini yoksul bırakan, kendisini çaresiz bırakan bu iktidara mı?
Utanarak söylüyorum; bir laf var, ‘Emekli ama çalışıyor’. Yani ‘Biz 20 bin lira veriyoruz, üstüne bir de çalışsın’. Ya emekli yıllarca zaten çalışmış, didinmiş, sigorta primini ödemiş. Sen patronlara biraz daha fazla kaynak aktaracaksın diye emekli niye gece taksiye çıksın? Niye markette ürün saysın? Niye 75 yaşında bir emekli inşaatta çalışırken hayatını kaybetmek zorunda kalsın? Emekli ama çalışıyor, öyle mi? Arkadaşlar bakın bunu da söyleyeyim; 2002 yılında emeklilerin yüzde 36’sı çalışırken bugün yüzde 65’i çalışmak zorunda. Emekli olmasına rağmen çalışan ya da iş arayanların oranı bu. Gerçekten başka herhangi bir veri sunmaya gerek var mı? Ya memleketteki 3 emekliden 2 tanesi aynı zamanda çalışıyor ya da çalışmak için iş arıyor!
EMEKLİ OLMAYAN YURTTAŞLARA SESLENDİ: ‘SİZ DE EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI ALACAKSINIZ’
Bu iktidara şu soruyu sormak lazım: Bu paraya yaşanabileceğine inanıyor musunuz? Gerçekten bir tane AKP’li milletvekili arıyorum ya, çıksın şu kürsüden ‘20 bin liraya emekli nefes alıp verebilir’ desin. Bir tane arıyorum ya! Birisi bile bunu söyleyemiyor. Ama tabii Saray’dan talimat geldi; şimdi hepsi el birliğiyle ellerini kaldıracaklar, indirecekler ve emeklileri bir sefalete mahkum edecekler. Üstelik bunu o kadar adice yapıyorlar ki ‘En düşük emekli maaşı’ diye yeni bir kavram Türkiye’de hayatımızın ortasına yerleşti. Yani normalde en düşük emekli maaşını alan insanların yaşayamayacağını onlar da aslında kabul ediyorlar; mecbur kalıp buna destek veriyorlar ve bakın arkadaşlar eğer bu anlayış hakim olursa—hiç ihtimal vermiyoruz, biz bir an önce ülkeyi bu iktidardan kurtaracağız—ama bu anlayışın hakim olması şu demek: Her sene en düşük emekli maaşı alan insan sayısının düzenli olarak artması demek. Ya ayıptır, yazıktır, günahtır.
Şimdi Meclis’i çalıştırmaya çalışıyorlar, öyle söylüyorlar. Aynı konuda 10 kere, 11 kere kanun çıkar mı ya? Her sene önce zam belirleniyor, o zam yetmiyor; ondan sonra bir daha zam yapmak için Meclis’e kanun getiriyorlar, en düşük emekli maaşını arttırıyorlar. Her sene aynı iş yapılır mı ya? Ya burada akıl var mı? Burada mantık var mı? Burada vicdan var mı? Ve her sene en düşük emekli maaşı alanların sayısı artıyor. Peki arkadaşlar şu haksızlık değil mi? Sesimin ulaştığı henüz emekli olmayan yurttaşlara sesleniyorum: Siz de en düşük emekli maaşı alacaksınız! Zaman geçecek; hak ettiğinizin çok altındaki bu en düşük emekli maaşına sizi mahkum etmek isteyen bir iktidarla karşı karşıyayız. O yüzden bugün hemen buna karşı ses çıkartmak lazım.
‘SARAY İKTİDARINDAN BU MEMLEKET KURTULMADAN EMEKLİNİN KURTULMA ŞANSI YOK’
Ben açık söylüyorum arkadaşlar; öyle ‘Bahçeli onu demiş, MHP şunu yapacakmış’ falan değil. Bu AKP-MHP ittifakından, bu Saray iktidarından bu memleket kurtulmadan emeklinin kurtulma şansı yok. Emeklinin de emekçinin de kadınların da gençlerin de hepimizin kurtuluşunun ilk şartı bu iktidardan kurtulmaktır. Bakın arkadaşlar; emeklinin hali anlat anlat bitiremeyiz zaten ama diğer tarafta çok önemli olduğunu düşündüğüm bir konuya daha değineceğim: Gençler… Olacak iş değil değerli arkadaşlar ya, bakın; çok zor bir konu. Çok tereddüt ettim burada konuşup konuşmamaya. Ama bir tarafta fetih, bir tarafta emeklinin hali, bir taraftan da bakıyorsunuz ülkenin artık gerçekten yüreğim parçalanarak söylüyorum sıradan bir gündemi haline gelmiş, suç ve çeteleşme. Son olarak gencecik bir yavrumuz, Atlas kardeşimiz, evladımız; akranı bir çocuk tarafından sokak ortasında vahşice katledildi ve Atlas’ı kaybettik.
‘ÇOCUKTAN KATİL YARATAN BU DÜZENİ KONUŞMADAN BU KONUYU ELE ALAMAYIZ’
Aynı daha önceki benzer acı olaylarda olduğu gibi bu vahşet olayı da karşı karşıya olduğumuz gerçek tehlikenin farkına varmamıza vesile olmuyor. Yani samimiyetle söylüyorum, son derece hassas olduğunu biliyorum ama şunu konuşmamız lazım arkadaşlar: Çocuktan katil yaratan bu düzeni konuşmadan bu konuyu ele alamayız. Bu katliamları ırklar, etnik kökenler, kültür üzerinden tartışmak, üzülerek ifade ediyorum, havanda su dövmektir. Daha fazla çocuğumuzu bu şiddete kurban vermektir. Ya bir ülke düşünün; çocuklar okulda aç, evde yoksul, televizyonlarda mafyanın, kadın cinayetlerinin kutsandığı diziler, internette korkunç bir ırkçı propaganda, işte Meclis’te bu ayrımcı siyaset… Çocukların dünyası kuşatılmış, her köşesinden pislik akan bir atmosferde hayatta kalma mücadelesi veriyorlar.
‘EVLATLARIMIZI KAOS DÜZENİNE, MAFYA DÜZENİNE, ÇETE DÜZENİNE KAYBEDİYORUZ’
Bakın bütün çocuklar ‘Okusak, okul bitirsek meslek sahibi olamayacağız’ diye bakıyor, ‘Çalışıp sınava girsem zaten akrabası, iktidara yakın olan birisi alınacak’ diye bakıyor. ‘Bir şekilde işe girsen, ömür boyu çalışsan belki bir ev, bir araba alamayacaksın, evlenemeyeceksin’ deniyor. Şöyle normal bir hayat yaşamak dualara kalmış durumda. O zaman da bu düzenin çaresi tükenince, bir başka düzene, bir kaos düzenine, mafya düzenine, çete düzenine evlatlarımızı kaybediyoruz. Hatırlayın, bizim MESEM’i protesto eden TİP’li gençler ‘Ya torna ya torba’ diye bir ikileme itiraz ediyorlardı. Ya bu iktidarın çocuklarımıza, gençlere sunduğu şey ya torna ya köşe başında torba. Tornaya girip çocuk işçi mi olsun, torba tutup yolunu mu bulsun? Bu iktidarın gençlerimize reva gördüğü bu düzene, bu çocuklarımızı zehirleyen düzene karşı herkesi, bütün vicdan sahibi değerli yurttaşları akıllarına, kalplerine seslenerek sorumluluk almaya çağırıyorum. Yani hal böyleyken, bu düzen böyleyken suça, çeteciliğe, mafyacılığa çocuklarımızın özenmesi maalesef çok kolay oluyor.
‘DEVLET, DEVLET OLMA VASFINI YERİNE GETİRMİYOR; ÇOCUKLARI BU ACI KADERE TERK EDİYOR’
İşte Atlas, bugün neden hayattan koparıldı, neden aramızda değil? Kardeşlerimiz, evlatlarımız neden henüz hayatlarının daha ilk günlerinde, baharında toprağın altına düşüyor? Bunu gerçekten sorgulamamız, bunun nedenlerinin üzerine gitmemiz, bu vahşetin kökünü kurutmayı konuşmamız gerekiyor. Suçu sadece katil olan çocuktan ibaret bilip ona nefret kusarak, ona küfrederek, ırkçılığa başvurarak kendi nefsimizi rahatlatmak bile mümkün değildir. Ben bunun buz gibi bir düzen sorunu olduğunu bir kez daha ifade edeceğim. Bunun arkasındaki ekonomik gerekçeleri, bunun arkasındaki toplumsal gerekçeleri, bunun arkasındaki cezasızlık düzenini konuşmak zorundayız. Devlet, devlet olma vasfını yerine getirmiyor; çocuğu bu acı kadere terk ediyor. İktidar sadece kendini zenginleştirmenin peşinde, çocuklar onların umurlarında bile değil. Atlaslar, Ahmetler vahşet sonucu katledildiğinde çıkıp yine en iyi bildiklerini yapıyorlar, hamaset üretiyorlar. Buradan iktidara, yetkililere, sorumlulara sesleniyorum: Bize cinayet işlenip evladımız toprağa düştükten sonra hamaset yapmayın. Bu düzen bu çocukların birini fail, birini maktul haline getiriyor, birini diğerine öldürtüyor, mafyaya, çeteye kazandırıyor ve bu doğrudan iktidarın sorumluluğundadır.
Bakın ben iki çocuk babası bir yurttaş olarak içim parçalanarak söylüyorum, bu haberleri görmeye, okumaya, üzerine bir şey söylemeye artık yüreğimiz dayanmıyor ama bunu değiştirmek zorundayız. Bunu konuşmak, bunu tartışmak, bu iktidarın bu vahşet tablosundaki gizli ve açık payını ortaya sermek zorundayız. Çocuklarımızı gerçekten koruyacak olan budur. Ben bir kez daha Atlas kardeşimizin kederli ailesine ve tüm halkımıza başsağlığı dileklerimi iletiyorum, acılarını paylaşıyorum. Umuyorum ki bir daha böyle acılar yaşamayalım. Çocuklarımız çetelerin, mafyaların; bu çete mafya düzeninin kurbanı haline gelmesin. Biz bu konuda çok daha fazla konuşacağız, bu konuda üzerimize düşeni mutlaka yerine getireceğiz.
GRAND KARTAL VE ISIAS’TA YAŞAMINI YİTİRENLERİ ANDI
Bugün aynı zamanda Kartalkaya’daki Grand Kartal Oteli’nde yaşanan o acı yangının yıl dönümü; 78 insanımızı da saygıyla anayım. Denetimsizlik, umursamazlık ve menfaat karşılığı yapılan usulsüzlükler nedeniyle insanlarımız yaşamlarını yitirdiler. Bu cezasızlık politikaları kendisini her alanda gösteriyor. Çok yakında 6 Şubat depreminin yıl dönümünü hep birlikte anacağız. Bakın orada da 72 insanımızın yaşamını yitirdiği Adıyaman Isias Otel davasında bir karar açıklandı. Açık kusur ve ihmallere rağmen yargılanan kamu görevlileri bir kez daha korunuyor, kollanıyor. Isias Otel’de, depremlerde, yangınlarda, katliamlarda yitirdiğimiz tüm yurttaşlarımıza saygının bir gereği olarak biz bu kamu görevlilerinin hata ve usulsüzlükleriyle ‘olası kastla insan öldürme’ suçu kapsamında ele alınması dışındaki herhangi bir şeyi kabul etmeyeceğimizi paylaşmak istiyorum.
YEMEKSEPETİ İŞÇİLERİNE DESTEK: ‘KURYE İŞÇİ BİLE SAYILMIYOR’
Değerli arkadaşlar sözlerimi bitireceğim ama buradan Yemeksepeti işçisi arkadaşlarımıza, kurye arkadaşlarımıza bir selam göndermek lazım. Çünkü yine şirketler kendi zam oranlarını açıklıyor, tek taraflı olarak sözleşmeler yapıyorlar. Bu seneki zam geçen senekinden de düşük. Kuryelerle sık sık bir araya geliyoruz; yaşadıklarını, değerlendirmelerini bizlerle paylaşıyorlar. Mesela kilometre uygulaması yapılıyor; her ile göre farklı, bazı iller büyükşehir olmasına rağmen büyükşehir değilmiş gibi yaklaşılıyor, kuryeler neyi neye göre aldıklarını bile bilemez haldeler. Bir taraftan da gazetelerde, televizyonlarda işte ‘Kurye 120 bin lira maaş alacak, 100 bin lira maaş alacak’ diye haberler geçiyor. Ben çok uzatmayacağım. Bakın buradaki en önemli konulardan bir tanesi bu ‘esnaflık sözleşmesi’. Tüm risk kuryeye verilmiş, kurye işçi bile sayılmıyor. Çok açık söylüyorum; tek taraflı bir işçi düşmanı tehdit unsuru var. Bu, özellikle vurguluyorum, bugün kuryeler için uygulanıyor; yarın başka işçiler için de aynı yöntemi uygulayabilirler.
‘İŞÇİLERİN NEFES ALABİLMESİ İÇİN EK BİR DÜZENLEMEYE İHTİYAÇ VAR’
Buradaki önemli konulardan bir tanesi işçi sağlığı ve iş güvenliği meselesi. İstanbul’da sadece Esenyurt ve Beylikdüzü arasında bir ayda 2 tane kurye kaza yapıyor, birisi hayatını kaybediyor. Ölüm oranları açıklanıyor, bu sene 44 kurye hayatını kaybetmiş. Bunlar tutanaklarda iş kazası olarak bile geçmiyor; işçi değil ya, sözde esnaf ya! Dolayısıyla işçi arkadaşlarımızın hem insanca yaşayacak bir ücret almaları hem haklarını tam olarak alabilecekleri bir düzenlemenin yapılması, bu esnaf kuryeliği saçmalığına son verilmesi hem de bu cinayetlerin önünün alınması gerekiyor. İşçi arkadaşlarımızın çok net talepleri var. Böyle tek taraflı sözleşmeleri kabul etmiyorlar, şeffaf ve rızaya dayalı bir çalışma düzeni istiyorlar. İş kazalarının şirket tarafından güvence altına alınmasını istiyorlar. Enflasyon, benzin, ekipman, bakım giderleri, bunların hepsi motokuryelere ihale edilmiş durumda. Keyfi puan düşürmeleri ve hesap kapatmaları yapılıyor. Dinlenme hakları yok ve arkadaşlarımız bu haksızlıklara karşı kendi iş yerlerinde temsilciler seçiyorlar; bu temsilcilerle görüşme bile yapılmıyor. Nihayetinde adil bir düzenlemeye ihtiyaç var; işçilerin nefes alabilmesi için, yaşayabilmesi için, çalışabilmesi için.
‘BUGÜN YAYINLANAN YÖNETMELİKLE TÜRKİYE DAHA FAZLA İŞÇİ CİNAYETİNE MARUZ KALABİLİR’
Bunu da söylemeden geçemeyeceğim, işçi ölümlerinden bahsediyoruz. Burada maalesef düzenli olarak adına iş kazası denilen, önlenebilir kazalarda hayatını kaybeden işçi arkadaşlarımızdan, iş cinayetlerinden bahsediyoruz. Bugün Resmi Gazete’de bir yönetmelik yayınlandı; Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik güncellendi. İnsan heyecanlanıyor; bu kadar bağırıyoruz, çağırıyoruz, anlatmaya çalışıyoruz, acaba yönetmelikte bu doğrultuda bir düzenleme var mı? İşçinin lehine, işçinin canını koruyacak bir düzenleme yapılmış mı arkadaşlar? Utanarak söylüyorum; bakın daha önce bu konseyin oluşumu için Türk Tabipleri Birliği ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği de konseydeydi, iş güvenliği konseyindeydi. Çok doğal değil mi? İşçi sağlığı ve iş güvenliği konuşacaksanız bunun ulusal konseyinde tabii ki hekim örgütlerinin temsilcileri olacak, tabii ki mimar mühendis örgütlerinin temsilcileri olacak. Çıkartılmışlar! Kim kalmış? Bakanlık duruyor, bürokratlar duruyor, e tabii işveren temsilcileri duruyor. Yani devlet ve işveren temsilcileri var, artık ama kamusal denetim yapacak Türk Tabipleri Birliği ve TMMOB çıkartılmış durumda.
Oysa yapılması gereken; eğer bu cinayetler gerçekten önlenmek istiyorsa bir kere bağımsız denetçi unsurların bu konseye dahil edilmesi gerekiyor ve en önemlisi işçilerin taban örgütlerini; doğrudan burada hayatını kaybeden işçilerin sınıf kardeşlerinin, iş arkadaşlarının da buralarda temsil edilmesi gerekiyor. Sendikaların, en azından bu riskli sektörlerdeki sendikaların burada temsil edilmesi, bu çalışmaların daha şeffaf hale getirilmesi gerekiyor, eğer amacınız işçi sağlığını, iş güvenliğini sağlamaksa; eğer amacınız işçi ölümlerini durdurmaksa. Ama uyarıyorum; bakın uyarıyorum. Bugün yayınlanan bu yönetmelikle beraber Türkiye daha fazla işçi cinayetine maruz kalabilir. Biz daha fazla işçi cinayeti haberi okumak zorunda kalabiliriz. O zaman bunun sorumlusu bu yönetmeliği hazırlayanlardır. Yönetmelik yayınlandığı gün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden bu uyarıyı yapıyorum: Siz oradan kamusal denetimi kaldırırsanız, sadece patronların ve patronların temsilcisi olan zaten iktidarın temsilcilerinden oluşan bir konsey oluşturursanız bu memlekette işçi cinayetlerine kapı açmış olursunuz.



