Erkan Baş, Doruk Madencilik işçilerinin açlık grevine katıldı: ‘Açlığı da mücadeleyi de paylaşıyoruz!’
TİP Genel Başkanı erkan Baş, Kurtuluş Parkı’ndaki işçilerle bir araya geldi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, direnen Doruk Madencilik işçileriyle dayanışmak üzere gittiği Kurtuluş Parkı’nda yaptığı açıklamada, “Ben burada işçilerle beraber açlık grevine giriyorum. Bu işçi arkadaşlar karınlarını doyurana kadar ben bu arkadaşlarla beraberim. Açlığı da mücadeleyi de paylaşıyoruz” şeklinde konuştu.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, açlık grevindeki Doruk Madencilik işçilerinin Enerji Bakanlığına yürüme isteklerinin bu sabah polis saldırısıyla engellenmesi üzerine İstanbul’dan Ankara’ya geldi.
Doğrudan Kurtuluş Parkı’nda giden Baş, işçiler haklarını alana kadar onlarla beraber açlık grevi yapacağını duyurdu. Sözcü TV mikrofonlarına konuşan Baş, “Bu işçi arkadaşlar karınlarını doyurana kadar, bu işçi arkadaşların çocukları evlerinde karınları tok yatağa girene kadar ben bu arkadaşlarla beraberim” ifadelerini kullandı.

‘İŞÇİ ARKADAŞLARIMIZ ARTIK BIÇAĞIN KEMİĞE DAYANDIĞINI SÖYLÜYOR’
Erkan Baş’ın açıklamaları şu şekilde:
“Günlerdir işçi arkadaşlarımız seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Her şeyi yaptılar, yüzlerce kilometre yolu yürüyerek geldiler. İnsanlar onların sesini duysun, devlet onların sesini duysun, Bakanlık onların sesini duysun diye bir çaba içerisindeler. Ama sesleri duyulmadı. Bundan 5 gün önce işçi arkadaşlarımız seslerinin duyulmadığını fark ettikleri anda açlık grevine başladılar. Söyledikleri özetle şu, ‘Biz zaten yerin altında ölüme terk ediliyorduk, yerin üstünde açlığa terk ediliyoruz. Çoluğumuz, çocuğumuz aç; kiramızı ödeyemiyoruz, faturalarımızı ödeyemiyoruz. Sadece hakkımız olanı istiyoruz’.
Bakın, buradaki işçi arkadaşlar şu anda çalıştıkları, alın teri döktükleri, emek verdikleri günlerin karşılığında hak ettiklerini talep ediyorlar. Ama her gün servetlerine servet katan patronlar işçilerin hak ettiklerini vermiyorlar. Bugün şirketin yaptığı resmi açıklamada da bu kabul edilmiş durumdadır. Diyorlar ki ‘Bu işçilerin haklarını biz vermedik’. Ama arkadaşlarımız artık bıçağın kemiğe dayandığını söylüyorlar.
‘DEVLET KARŞILARINA SADECE POLİSİ ÇIKARIYOR’
Buraya kadar zaten yüzde yüz haklı oldukları bir mücadele var. Bunun karşısında diyorlar ki ‘Biz Çalışma Bakanı ile görüşelim, Enerji Bakanı ile görüşelim, AKP Grup Başkanı ile görüşelim, Grup Başkanvekilleri ile görüşelim. Birisi bizi duysun ve çare üretsin bize. Bizim hak ettiğimizi versin ki çoluğumuza çocuğumuza, eve ekmek götürelim’. Bütün bunlar olmayınca bu sefer arkadaşlarımız açlık grevine başladılar.
Açlık grevi kolay bir eylem değildir. Üstelik günlerdir sokaklarda yatmak zorunda kalan, yüzlerce kilometre yolu yürüyerek gelen bir işçi topluluğu bir de bunun üzerine açlık grevi kararı almış; karşılığında yine polis şiddeti… Bekledikleri devlet bu değil, aradıkları devlet bu değil. Aradıkları devlet onların hakkına sahip çıkacak olan devlet. Aradıkları devlet yasaları, Anayasa’yı uygulatacak devlet. Aradıkları devlet patronun gasp ettiği haklarını iade edecek olan devlet. Ama devlet diye karşılarına sadece polisi çıkartıyorlar.
‘İŞÇİ ARKADAŞLARIMIZIN SALDIRIYA UĞRADIĞINI GÖRÜNCE ANKARA’YA DÖNDÜM’
Çok açık söyleyeceğim. Dün 23 Nisan’dı. Meclis’teki Genel Kurul’da haberlerini aldım; çocuklarıyla, aileleriyle bu parkta buluştuklarını söylediler. Partinin Ankara İl Örgütü günlerdir onlarla beraber. Böyle bir haber gelince hemen Meclis’ten çıktım, akşamki resepsiyona falan da katılmadım. Burada maden işçisi arkadaşların yanına geldim ve onlara bir söz verdim. Dedim ki, ‘Sonuna kadar haklı bir mücadele sürdürüyorsunuz. Sizin bu mücadelenize ‘işçiler haksızdır’ diyen tek bir insan görmedim. Ama sizi haklı görmek yetmez, sizin yanınızda olmak gerekir. Bize düşen bir görev varsa, bize düşen bir sorumluluk varsa ne derseniz onu yapacağız. Önde durun derseniz gelir en önde dururuz; arkaya geçin derseniz gelir en arkaya geçeriz; ortada durun derseniz de geliriz içinizde bekleriz’. Sağ olsun işçi arkadaşlar teşekkür ettiler.
Bu arada yine işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs ile ilgili çalışmalara katkı koymak için İstanbul’a dönmüştüm. 1 Mayıs’ta da biliyorsunuz yine Anayasa ve yasa ayaklar altına alınıyor. İnsanların 1 Mayıs’ı özgürce kutlamalarının önünde, Taksim’de, 1977’de işçi sınıfının yine mücadelede şehit verdiği, o yıllardır 1 Mayıs Meydanı olarak anılan meydanda kutlamak istiyoruz. Ona dönük de engeller var. Onunla mücadele etmek için İstanbul’a gelmiştim. Sabah saatlerinde burada işçi arkadaşlarımızın yine alçakça saldırıya uğradığını gördüm ve sendika yöneticisi arkadaşları aradım; ‘Yapabileceğimiz bir şey var mı’ diye sordum. Teşekkür ettiler. ‘Ben duramıyorum, geleceğim’ dedim. Partili arkadaşlarımıza haber verdim.
‘BEN BURADA İŞÇİLERLE BERABER AÇLIK GREVİNE GİRİYORUM’
Şu anda bütün Türkiye açısından en önemli gündem budur. İnsanlar çalışmalarına rağmen alın terinin karşılığını alamıyorsa… Bakın, kolay bir şey değil; yer altına giriyorsunuz, çalışıyorsunuz, çalışıyorsunuz… Bu ülkede madencilerin nasıl çalıştığını belki yaşamadık ama pek çoğumuz biliyoruz. Biz bir günde 301 madencinin hayatını kaybettiğini biliyoruz. Biz Türkiye’de sayısız maden katliamında işçilerin hayatlarını kaybettiklerini biliyoruz. Biz Türkiye’de deprem olduğunda devlet ortada yokken madencilerin herkesten önce koşarak insanların hayatlarını kurtardığını biliyoruz.
Bu arkadaşlarımız kendi hayatlarını hiçe sayarak, elbette evlatlarını ama aynı zamanda bu ülkeyi kalkındırmak için emek veren, çalışan, ter döken insanlar. Bakın, hepsi 30’lu 40’lı yaşlarındadır ama yüzlerine baktığınızda sanki 65 yaşında, 75 yaşında gibi, ömürlerini vermişler. Biz bu maden işçisi arkadaşların bu kazalarda —adına kaza denilen iş cinayetlerinde— hayatlarını kaybettiklerini biliyoruz; kollarını, gözlerini, ayaklarını kaybettiklerini biliyoruz. Biz bunların gün ışığı görmeden madene girip gecenin bir karanlığında çıktıklarını, aylarca gün ışığı görmeden çalıştıklarını biliyoruz. Bunun sonucunda hepimize düşen bir görev vardır. Bütün yurttaşlara sesleniyorum: Ben burada işçilerle beraber açlık grevine giriyorum.
‘ONLARLA AÇLIĞI PAYLAŞIYORUZ, ONLARLA MÜCADELEYİ PAYLAŞIYORUZ!’
Ben buradan bütün kamuoyuna çağrı yapıyorum: Bu işçi arkadaşlar karınlarını doyurana kadar, bu işçi arkadaşların çocukları evlerinde karınları tok yatağa girene kadar ben bu arkadaşlarla beraberim. Onlarla açlığı paylaşıyoruz, onlarla mücadeleyi paylaşıyoruz!”



