Erkan Baş: Bir yerde savaş, bir yerde tarikatlar, bir yerde ihmal; çocuklar ve kadınlar ölüyor!
Baş, Meclis’te düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin konuştu.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis’te düzenlediği haftalık basın toplantısında “8 Mart haftasını, aynı isimli 2 kadının çok acı biçimde hayatını kaybettiği haberleriyle yaşadık. Bir yerde savaş, bir yerde tarikatlar, bir yerde ihmal ama sonuç hiç değişmiyor: Çocuklar ölüyor, kadınlar ölüyor” ifadelerini kullandı.
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Konuşmasının neredeyse tamamını İstanbul Çekmeköy’de öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu yaşamını yitiren öğretmen Fatma Nur Çelik ile yine İstanbul’da istismara karşı adalet mücadelesi veren anne Fatma Nur Çelik ve kızı Hifa İkra Şengüler’e ayırdı.
8 Mart haftasını aynı isimli 2 kadının çok acı biçimde yaşamını yitirmesine ilişkin haberlerle yaşadıklarını kaydeden Baş, “Aynı gün vefat haberlerini aldığımız bu 2 kadın, ‘Fatma Nur Çelik’ ismi hepimizin zihnine mıh gibi kazınmalıdır. Bu ülkede artık dün olduğu gibi yaşayamayız, bu iktidara karşı verdiğimiz mücadele aynı zamanda bir yaşam mücadelesi” ifadelerini kullandı.
Kızı Hifa İkra Şengüler ile birlikte cansız bedeni bulunan Fatma Nur Çelik’ten bahseden Baş, “Hayatını mahvetmelerine rağmen yaşama tutunmaya çalışan kadın mahkemelere gidiyor, hakkını aramaya çalışıyor. Ama o sözde bağımsız mahkemelerin gücü tarikatlara yetmiyor. ‘Ben kimsesizim’ diyen bir kadının ardından kime başsağlığı dileyebiliriz?” şeklinde konuştu.
İstanbul Çekmeköy’de öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu yaşamını yitiren öğretmen Fatma Nur Çelik hakkında da konuşan Baş, “Hani diyoruz ya, bu memlekette çocuklar ya torbacı oluyor ya tarikata gidiyor ya da tornaya gidiyor; işte bunun sonucunda Fatma Nur Çelik öğretmen hayatını kaybediyor. Sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nda Bakan Yardımcısı çıkıyor, ‘Söyleyecek söz bulamıyorum’ diyor” dedi.
‘8 MART HAFTASINI AYNI İSİMLİ 2 KADININ HAYATINI KAYBETTİĞİ HABERLERİYLE YAŞADIK’
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, basın toplantısında şunları kaydetti:
“Bir ülkede insanların nasıl yaşadığını gerçekten anlamak istiyorsanız onların nasıl öldüklerine bakmanız gerekir, tam bu sözün karşılığını bulduğu günlerden geçiyoruz. Bir sürü tartışma yapıyoruz ama hep yaptığımız gibi istatistiklere bakarak, rakamlarla bunları anlamak pek mümkün olmuyor. O yüzden açık söyleyeceğim, bugün belki de en zorlandığım basın toplantılarından bir tanesini yapıyorum burada. Daha önce defalarca bu memleket çok ağır süreçlerden geçti, çok büyük acıları hep beraber yaşadık. Ama bugün özellikle son derece üzgünüm, son derece öfkeliyim, son derece hınç doluyum. 8 Mart haftasında, 3 Mart gibi Tevhid-i Tehdisat Kanunu’nun yani laikliğin, yani laik eğitimin memlekette ilan edildiği gün aynı isimli 2 kadının çok acı biçimde hayatını kaybettiği haberleriyle yaşadık 3 Mart’ı, 8 Mart haftasını.
‘BİR YERDE SAVAŞ, BİR YERDE TARİKATLAR, BİR YERDE İHMAL; ÇOCUKLAR ÖLÜYOR, KADINLAR ÖLÜYOR’
Daha birkaç gün önce 160 tane kız çocuğunun ABD saldırısıyla İran’da hayatını kaybettiğini gördük. Doğal olarak uzakta yaşandığı için o acıyı hepimiz paylaştık. Herkes bu acıya dair taziyelerini, üzüntülerini bildirdi, bu katliamı kınadı. Bombalar doğrudan kız çocuklarının okuduğu bir okulu hedef almıştı. Şimdi dünyanın bir yerinde bombalar çocukları öldürüyor, ama hemen yanı başımızda bir anne ve kız çocuğunu bir tarikat karanlığı öldürüyor. Hemen onun yanı başında Milli Eğitim’e bağlı bir okulda bir öğretmeni gereken önlemler alınmadığı için kaybediyoruz. Bir yerde savaş, bir yerde tarikatlar, bir yerde ihmal ama sonuç hiç değişmiyor. Çocuklar ölüyor, kadınlar ölüyor.
‘SÖZDE BAĞIMSIZ MAHKEMELERİN GÜCÜ TARİKATLARA YETMİYOR’
En başta şunu sormak lazım: Biz ülkenin ve dünyanın bu haline ne diyeceğiz? Yani gerçekten ‘kader’ deyip geçecek miyiz biz bunları? ‘Olur böyle şeyler’ mi diyeceğiz? Ben buna ‘kader’ demeyenlere konuşmak istiyorum. ‘Hayır, kabul etmiyoruz’ diyenlerle dertleşmek istiyorum. Bunu bir düzen meselesi olarak görenlerle konuşmak istiyorum. Bakın, geçtiğimiz hafta Tayyip Erdoğan çıktı burada grup toplantısında laiklikle ilgili hassasiyetini bildiren yurttaşları hedef haline getirdi. ‘Bu memlekette laiklik diye bir problem yok’ dedi. Ben de kendimce ona cevap vermeye çalıştım, dedim ki ‘Laiklik aslında tam da bugün lazım. Emekçi için lazım, yoksul için lazım. Zenginlerin böyle bir derdi yok’. Ama Tayyip Erdoğan ısrar etti, dava açtırdı.
Ben size laiklikle ilgili sorun olmadığı iddia edilen bir ülkede yaşanan bir şeyi anlatacağım bugün. Laiklikle ilgili bir sorun yok, ama bir tarikat, o tarikatın şeyhleri, o şehrin emirleriyle hareket eden müritleri genç bir kıza tecavüz ediyorlar. Henüz çocuk yaşında tecavüz ediyorlar. Bağırıyor, çağırıyor, isyan ediyor, hakkını arıyor. ‘Aman yapma’ diyorlar, zorla tecavüzcüsüyle evlendiriyorlar. Üzerinden birkaç yıl geçiyor, zorla evlendirdiği tecavüzcüsü bu sefer çocuğuna cinsel istismarda bulunuyor. O kadın, ‘Ben kimsesizim’ diyen kadın, hayatını mahvetmelerine rağmen yaşama tutunmaya çalışan kadın mahkemelere gidiyor, hakkını aramaya çalışıyor. Ama o sözde bağımsız mahkemelerin gücü tarikatlara yetmiyor bu ülkede. O tarikat karanlığının karşısında duracak bir devlet yok, bir aile bakanlığı yok, bir adalet bakanlığı yok. ‘Çocuğumu kurtarmak istiyorum bu karanlıktan’ diyen kadın elinden gelen her şeyi yapıyor. Bakın burada kendimizi de katarak, muhalefeti de katarak söylüyorum. Gereğini yapamadığımız için en sonunda hayatını kaybettiği haberini görüyoruz.
‘‘BEN KİMSESİZİM’ DİYEN BİR KADININ ARDINDAN KİME BAŞSAĞLIĞI DİLEYEBİLİRİZ?’
Ben ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum. Mesela kime başsağlığı dileyeceğim? ‘Ben kimsesizim’ diyen bir kadının ardından kime başsağlığı dileyebiliriz? Herhalde ancak tüm kadınlara tüm çocuklara, tarikat yurtlarında, o ‘Kur’an’a Hizmet Vakfı’ adını verdikleri cemaat evlerinde istismar edilen ve tüm bu acıları yüreğinde bir kor gibi taşıyan tüm yurttaşlarımıza başsağlığı dilemek gerekiyor. Ama biliyorum, ilk yaptığı açıklamada anneyi suçlayan iktidar, kendi görevini sorumluluğunu yerine getirmediği halde ölen bir kadını suçlu ilan eden bir açıklamayla sürecin üstünü kapatmaya çalışan iktidar gidecek gene o katillerin sırtını sıvazlayacak. Baskıya, tehdide, cinsel tacize, tecavüze devam edenler ve onları koruyanlar tarafından yönetilecek bu ülke.
Büyük bir samimiyetle tüm yurttaşlarımızın gözlerinin içine bakarak ifade etmek istiyorum. Burada, adliyede soru önergeleri ile sesini duyurmaya çalıştığımız, dayanışma içerisinde olmaya çalıştığımız Fatma Nur Çelik’in ölümünü engelleyemediğimiz için hepimiz sorumluyuz. 8 yaşındaki yavrusuna sahip çıkamadığımız için hepimizin özür dilemesi gerekiyor. Bu düzeni hala yıkamadığımız için hepimizin özür dilemesi gerekiyor. Bu haysiyetsizleri, bu şerefsizleri durduramadığımız için bu ülkenin bütün onurlu, bütün haysiyet sahibi insanları birbirimizden özür dilememiz ve açık söylüyorum, ‘Hepimiz sorumluyuz’ diye düşünmemiz gerekiyor.
‘ÖZ ÇOCUĞUNU İSTİSMAR EDEN ADAM ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK GEZİYOR’
Okumak istiyorum, okumak zorundayım; ‘Küçük çocuğun hayatı söz konusu. Çocuğumun hayatını el birliği ile bitirdiler. Sadece bir kişinin ihmali değil bu, birçok kurumun ihmali var. Ben çocuğumu hayata kazandırmak istiyorum ama ne yazık ki şu anda mümkün görünmüyor. Eğer ki çocuğumun başına bir şey gelirse bütün dünyayı ayağa kaldırırım. Bunu yapanlar suçlu ve onların tutuklanması gerekirken ben ve çocuğum yargılanıyoruz. Neden? Çünkü ben kimsesizim. Benim kimsem yok. Bugün başıma bir şey gelse belki aylar sonra fark edilecek, çünkü kimsem yok. Belki de üzeri intiharla örtülecek. Kamuoyu şunu söylemek istiyorum. Bu aşamada benim intiharım söz konusu değildir. Eğer ki başıma bir şey gelirse, güvenliğimden de şüphe duyuyorum çünkü, bu vakıf ve beni koruyamayanlar sorumludur. Üzerinin intiharla örtülmesini istemiyorum’. Daha ne söylenebilir ya? Yani gerçekten insan bunu çıldırmadan nasıl konuşabilir?
Fatma Nur Çelik, kendi istismarcısı Kur’an’a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler’le zorla evlendiriliyor. Bu yaşadıklarından sonra bu şerefsiz herif tek bir gün gözaltına alınmıyor, tek bir gün. Yani öyle bir memleket ki ağzını açan, bu iktidara karşı laf söyleyen herkes hapishanelerde; öz çocuğuna tacizde bulunduğunu söyleyen adam elini kolunu sallayarak geziyor. Hani Epstein falan diye Amerikalılara bakıyorlar ya al sana Epstein işte! Şunun bilinmesini istiyoruz: Biz bununla ilgili 2023 yılında bu Meclis’e bir önerge vermişiz, bu meselenin araştırılması için Adalet Bakanlığı’na sormuşuz. Adamın adını saklamışlar bizden! Kamuoyuna, Meclis sitesinde yüklerken bugün bu insanların ölümünden birinci derecede sorumlu olan kişinin adının üstünü silmişler.
‘GEÇTİĞİMİZ HAFTA BU ÜLKEDE 6 TANE KADIN CİNAYETİ İŞLENDİ’
Gerçekten ülkede her gün yeni bir eşik aşılıyor. Geçtiğimiz hafta 6 tane kadın cinayeti işlendi bu ülkede. Sadece boşanmak istediği için ya da boşandığı için kadınlar öldürüldü bu ülkede. Bu ülkenin meclisinde stajyer çocuklara cinsel istismarda bulunuldu. Bu ülkenin meclisinde çalışan kadın öldürüldü. Şimdi 8 Mart haftasına girmişiz, o tarikat karanlığı içerisinde çocuğuna sahip çıkmaya çalışan ama buna gücü yetmeyen bir kadının kaybı üzerine burada konuşmak zorundayız. Üstelik sanki hepimize ‘Kendinize gelin hey Türkiye’de yaşayan insanlar, onurlu insanlar, haysiyetli insanlar, şerefli insanlar, kendinize gelin’ der gibi aynı gün aynı isimde 2 kadın hayatını kaybediyor bu ülkede.
‘FATMA NUR ÇELİK ÖĞRETMEN HAYATINI KAYBEDİYOR, BAKAN YARDIMCISI ‘SÖYLEYECEK SÖZ BULAMIYORUM’ DİYOR’
Biz haftalardır Milli Eğitim Bakanlığı’na burada ‘Görevini yap arkadaş’ diye çağrılarda bulunuyoruz. ‘Bu memlekette okulda çocuklar aç’ diyoruz. O okullardan nasıl para kazanacağına bakıyor, MESEM’lerde çocukları nasıl sömürteceğine bakıyor, ‘Okullarda Ramazan ayı vesilesiyle vatandaşın dini duygusunu nasıl istismar ederim? Bunu nasıl oya çeviririm? Oraları nasıl tarikatların, cemaatlerin çiftliği haline getiririm’ diye bakıyor. Hani diyoruz ya bu memlekette çocuklar ya torbacı oluyor ya tarikata gidiyor ya da tornaya gidiyor; işte bunun sonucunda hani okullarda güvenlik önlemlerini normal bir ülkede olması gerektiği kadar almadıkları için ‘Bu çocuk yarın öbür gün gelir birimizi öldürür’ diyen Fatma Nur Çelik öğretmen hayatını kaybediyor. Sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nda Bakan Yardımcısı çıkıyor, ‘Söyleyecek söz bulamadım’ diyor. Hep beraber şunu sorgulamamız lazım, Bakan yardımcısı diyor ki, ‘Söyleyecek söz bulamıyorum’. Eğer suçsuz olduğunu düşünüyorsan, ki bence de yüzde 100 suçlusunuz ama, diyelim ki kendi kendine suçsuz olduğunu düşünüyorsun, istifa etsenize! Neymiş? Ne söyleyeceğini bilmiyormuş beyefendi. Ama iş bakan övmeye, cumhurbaşkanı övmeye, bize küfürler, hakaretler etmeye geldiğinde maşallah çok biliyorsunuz.
‘BU 2 KADIN, ‘FATMA NUR ÇELİK’ İSMİ HEPİMİZİN ZİHNİNE MIH GİBİ KAZINMALIDIR’
Değerli yurttaşlar, aynı gün vefat haberlerini aldığımız bu 2 kadın, ‘Fatma Nur Çelik’ ismi hepimizin zihnine mıh gibi kazınmalıdır. Bu ülkede artık dün olduğu gibi yaşayamayacağımızı, bu iktidara karşı verdiğimiz mücadelenin aynı zamanda bir yaşam mücadelesi olduğunu eğer birbirimize sahip çıkmazsak, eğer birbirimizin sesini duymazsak, eğer sorumluluklarımızı yerine getirmezsek bu ülkede her gün masum ama yalnız ve çaresiz kaldığı için hayatını kaybeden yeni insanların arkasından gözyaşı dökmek zorunda kalacağız. O yüzden artık bu gidişata kesin bir son vermemiz gerekiyor. Hep birlikte söylediğimiz her sözün, yazdığımız her yazının, attığımız her adımın birimizin hayatının devam edip etmemesi kadar önemli olduğunun farkına varmamız gerekiyor.
‘BURADA İNCİRLİK ÜSSÜ VARKEN ORADA 160 KIZ ÇOCUĞUNUN CENAZE FOTOĞRAFLARINA NASIL BAKABİLİYORLAR?’
İşte bu bütünlük içerisinde, katil Amerika’nın, barbar Amerika’nın, Haydut Amerika’nın İsrail’le birlikte İran’a dönük başlattığı saldırıyı bu bütünlük içerisinde ele almamız gerekiyor. Bunlar aynı kara düzenin, dünya çapındaki aynı kara düzenin yansımaları. Herhangi bir tereddüde hiç gerek yok. Gücü eline alan, paraya hakim olan ‘Ben dünyanın efendisiyim’ diyor. Gücü eline alan, paraya hakim olan ‘Ben Türkiye’nin efendisiyim’ diyor ve kendisi dışında hiç kimsenin yaşamasına bile tahammülü yok. Biz sadece onlara hizmet edebildiğimiz sürece nefes alıp verelim istiyorlar. Onun dışında varlığımızın onlar açısından hiçbir anlamı yok. Şimdi uzun uzun analiz falan yapmayacağım. Öyle bir iktidar tarafından yönetiliyoruz ki daha birkaç gün önce Hakan Fidan, ülkenin Dışişleri Bakanı çıkıyor, ‘Ben yakında olası bir savaş görmüyorum. Öyle bir tehlike yoktur’ diyor. Birkaç gün sonra burnumuzun dibinde komşumuz İran’a bombalar yağıyor. Bizim iktidarımız da çok açık Amerika’yla İsrail’le aynı cephede durmaya devam ediyor. Şurada İncirlik üssü varken, burada Kürecik üssü varken, orada 160 tane kız çocuğunun cenazesinin fotoğraflarına nasıl bakabiliyorlar, gerçekten aklım almıyor.
‘HER ŞEY GÖZLERİMİZİN ÖNÜNDE OLUYOR VE HEPİMİZ ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPMAK ZORUNDAYIZ’
Bütün dünyaya bir barbarlık hâkim olmuş, onun siyasi uzantıları Türkiye’de iktidara gelmiş. Her geçen gün bizi daha fazla yoksullaştırıyorlar. Bizi daha fazla yoksullaştırırken susalım diye bir taraftan sopayla bir taraftan da tarikatlarıyla, cemaatleriyle bütün toplumu kuşatma altına alan bir anlayışla ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar. Buna karşı ses çıkarttığınızda da sözde tarafsız ve bağımsız dedikleri ama doğrudan iktidar adına çalışan mahkemelerde buluyorsunuz kendinizi. İşte bunun en çarpıcı örneklerinden bir tanesini nerede gördük? Polyak madende işçiler sadece çalışmak istiyorlar, haklarını istiyorlar. Üretmek, evlerine ekmek götürmek için mücadele ediyorlar; karşılarına polis dikiliyor, karşılarına mahkeme dikiliyor. Arkadaşlarımızın güçsüzlüğünü, arkadaşlarımızın çaresizliğini kullanmak istiyorlar. Herkes bilsin. Oradaki maden işçisinin direnişi de dünyanın dört bir yanında bu barbarlara, bu dünyayı zorla, dünyayı adaletsizlikle, dünyayı haydutlukla yönetmeye karar verenlere karşı direnen insanların da henüz ne yaşadığının farkında olmayan çocuklarımız geleceği bizim ellerimizde. Hiçbirimizin bundan kaçma şansı yok. Bizim dışımızda gelişmiyor. Hiç kimsenin ‘Benim bunda sorumluluğum yok, benim bunda günahım yok, benim bunda payım yok’ diye düşünebileceği bir dünyada ve ülkede yaşamıyoruz. Her şey gözlerimizin önünde oluyor ve hepimiz üzerimize düşeni yapmak zorundayız. Birimiz bile eksik bıraktığımızda bunun çok acı sonuçlarıyla karşılaşacağımızdan maalesef hiç şüphemiz yok.
Ben bir kez daha hayatını kaybeden yurttaşlarımız için, Fatma Nur Çelik’ler için başsağlığı diliyorum. Ama sadece başsağlığı dileyip hayatımıza olağan biçimde devam ettiğimizde yarın yeni ölümlerle karşılaşacağımızı herkese hatırlatmak istiyorum. Bir an önce bu bozuk düzene son vermek için de hep beraber el ele, omuz omuza; aklımızı, yüreğimizi, bileğimizi birleştirdiğimiz bir mücadeleye ihtiyacımız olduğunu bir kez daha ifade etmek isterim.”



