Erkan Baş: Bir ülkede insanlar yanarak ölüyorsa, o ülkede birileri çok büyük suç işliyordur
Baş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis’te düzenlediği haftalık basın toplantısında gün geçtikçe derinleşen yoksulluğa ilişkin açıklamalarda bulundu. Ev kirasını ödemediği için evden çıkartılan 66 yaşındaki Cemal Ertürk’ün ısınmak için girdiği otomobilde çıkan yangında yaşamını yitirmesine değinen Baş, “Bu kaza falan değil, bir ülkede insanlar yanarak ölüyorsa o ülkede birileri çok büyük suç işliyordur” ifadelerini kullandı.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Baş, konuşmasında Meclis’in işlevsizleştirilmesinden derinleşen yoksulluğa, emeklilerin sefalet ücretlerine mahkum edilmesinden kira krizine, Smart Solar işçilerinin direnişinden Kartal Bölge Adliye Mahkemesi’nde Cumhuriyet Savcısı Muhammet Çağatay Kılıçaslan’ın hakim Aslı Kahraman’ı silahla yaralamasına, Suriye’deki son gelişmelerden temmuz ayında Türkiye’de düzenlenmesi kararlaştırılan NATO Zirvesi’ne kadar birçok önemli gündem maddesi hakkındaki değerlendirmelerini paylaştı.
En düşük emekli maaşı üzerinde yapılan düzenlemenin, emeklilerin sefalet ücretine mahkum edilmiş olmasının kanıtı olduğunu dile getiren Baş, ev kirasını ödemediği için evden çıkartılan 66 yaşındaki emekli Cemal Ertürk’ün gece saatlerinde ısınmak için girdiği otomobilde çıkan yangında yaşamını yitirmesine de değinerek “66 yaşında bir insan emekli maaşı kirasını ödemeye yetmediği için yanarak hayatını kaybetti. Bu kaza falan değil, bir ülkede insanlar yanarak ölüyorsa o ülkede birileri çok büyük suç işliyordur” şeklinde konuştu.
Konuşmasında dün Kartal Bölge Adliye Mahkemesi’nde meydana gelen olayda Cumhuriyet Savcısı Muhammet Çağatay Kılıçaslan’ın hakim Aslı Kahraman’ı silahla yaralamasına ilişkin de açıklamalarda bulunan Baş, “Türkiye’deki adaletsizliğin, liyakatsizliğin, kadın düşmanlığının günlerce anlatsak anlatamayacağımız kadar çıplak bir örneğiyle karşı karşıyayız. İşte Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adalet mekanizması, işte Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kadına bakışı” ifadelerini kullandı.
‘2,5 YILDA 41 KANUN TEKLİFİ GEÇMİŞ, SORSANIZ MECLİS ÇOK ÇALIŞIYOR’
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, konuşmasında şunları kaydetti:
“Dün yine Meclis, AKP ve MHP’li milletvekilleri yeterli çoğunluğu sağlayamadıkları için kapandı, bu ara çok sık karşılaştığımız bir şey. Birden aklıma geçen hafta Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısında yaptığı değerlendirmeler geldi. Tayyip Erdoğan saatler süren bir konuşma yaptı geçen hafta ve yaptıklarını anlattı. Sözde memlekete nasıl çağ atlattıklarını bir kez daha uzun uzun anlattı. Aslında konuşmak istemediği konuların üzerini örtmek için yaptı ama oradan aklıma bir soru geldi: Acaba Meclis ne yapıyor? Hani Adalet ve Kalkınma Partisi bu kadar çalışıyor, bu kadar çalışıyor, bu kadar çalışıyor… Peki Türkiye Büyük Millet Meclisi ne yapıyor? Önce bunu yurttaşlarla paylaşalım. 2,5 yılı geride bırakmışız, 28. Dönem. Toplam 41 tane kanun teklifi geçmiş tüm bu süreç boyunca. Şimdi bu aşağı yukarı şöyle bir hesap anlamına geliyor, ayda en fazla bir tane kanun çıkıyor bu Meclis’ten. Yani bu kadar milletvekili var, bunlara milyarlarca lira maaş ödeniyor, memlekette kime dokunsanız binlerce, on binlerce dert sıralar size, Meclis ayda bir kanun ya çıkartmıyor. Daha vahimi son 4 ayda sadece 2 tane kanun çıkmış.
‘TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ULUSLARARASI ANLAŞMALARIN NOTER MAKAMI HALİNE GELMİŞ’
Gelirken aldım yanıma, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açık olduğu her gün milletvekillerine ulaştırılan Meclis’in gündemi. Bu sayfalarca gündem ne anlama geliyor? Bir baktım, bunların çoğunluğu uluslararası anlaşmalar. Yani aslında ‘AKP iktidarı Meclis’in içini boşaltıyor, Meclis’i işlevsizleştiriyor’ diye anlattığımız şeyin somut örneklerinden bir tanesi; Türkiye Büyük Millet Meclisi uluslararası anlaşmaların noter makamı haline gelmiş. Yani geride kalan dönemde 40 tane kanun yapılmış, 70’ten fazla uluslararası anlaşma geçmiş Meclis’te. Sonra ‘Dur bakalım, şu uluslararası anlaşmalarda neler var’ dedim. Meclis’in gündeminde olan 47 sıra sayılı teklif burada duruyor. Arkadaşlar bu ne biliyor musunuz? Utanarak söylüyorum, bu bir uluslararası anlaşma ve bu uluslararası anlaşma 22 Nisan 2015’te imzalanmış. 22 Nisan 2015’te imzalanmış, yıl olmuş 2026, 11 yıldır bu Meclis bunu gündemine bile almamış. Üstelik anlaşmanın tarihin atıldığı maddenin hemen üstünde diyor ki, ‘5 yıllık süreyle yürürlükte kalacaktır’. 5 yıllık bir anlaşma imzalanmış, üzerinden 11 yıl geçmiş, bu ‘çok çalışan’ Meclis bunu hala gündemine almamış. Ama sorsanız, ‘Biz burada çok çalışıyoruz’.
‘TÜRKİYE TOPLUMU AÇLIKLA TERBİYE EDİLMEK İSTENİYOR’
Bu Meclis’in, bu ülkenin gerçek hiçbir sorununu çözmeye ne niyeti ne yeteneği ne çabası vardır. Bizim buradaki bütün varlığımız bu gerçeğin teşhiri, burada halka yabancı bir topluluğun ‘mış’ gibi yapmasına isyan etmek için bulunuyoruz. Bakın örnekler vereceğim. Geçtiğimiz hafta ben bu kürsüden ne dedim? Dedim ki, ‘Bu iktidar devam ederse 2026 yılı 2025’ten bile daha zor bir yıl olacak bu ülkenin emekçileri için’. Şimdi günler geçiyor, açık söyleyeyim günler böyle takvim yaprakları biçiminde geçmiyor arkadaşlar. Faturalarla geçiyor günler, icra mesajlarıyla geçiyor, kredi kartına takla attırmakla geçiyor, kredi kartı ekstrelerinde hesap kitap yapmakla geçiyor. Bu bir beceriksizlik, bir yeteneksizlik, bir iş bilmezlik falan değil; bu, Türkiye’de bugün iktidarda oturan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, onun genel başkanının bilinçli, sınıfsal bir tercihidir. Türkiye toplumu açlıkla terbiye edilmek isteniyor.
‘KİME SORSANIZ ‘MAAŞTAN GERİYE BİR ŞEY KALMADI’ DİYOR, O GERİYE KALMAYAN ŞEY HAYAT!’
Günlerdir bazen utanarak, bazen üzülerek izliyorum. Emeklilik tartışılıyor, sanki emekliler bu ülkenin bir yüküymüş gibi davranıyorlar. Buradan bir kez daha söylemek istiyorum: Emekliler bu ülkede yük falan değildir, emekliler bu ülke için ömrünü vermiş insanlardır. Bakın insanlar ömrünü veriyorlar, bunun karşılığında istedikleri de çalışamayacak duruma geldiklerinde nefes alıp verebilecekleri, yaşayabilecekleri bir hayattan ibaret. Ama bakıyorsunuz, emeklinin cebine para daha girmeden kiradır, elektriktir, doğalgazdır, sudur, telefondur, ilaçtır; kime sorsanız ‘Geriye hiçbir şey kalmadı’ diyor. Acı olan ne biliyor musunuz? O geriye kalmayan şey hayat işte! Geriye bir hayat kalmıyor emekli için, getirdikleri düzen bu.
‘EV SATIN ALIYORMUŞ GİBİ KİRA ÖDÜYORUZ!’
En düşük emekli maaşını 20 bin liraya çıkartacaklarmış. Dikkat edin, her yıl en düşük emekli maaşını alan insan sayısı artıyor. Bu eskiden olmayan bir kavramdı, ‘en düşük emekli maaşı’. İktidar kendi verdiği maaşın yetmediğini görüyor, biliyor. Bunu en azından bir miktar arttırmak zorunda kaldığını hissettiği için de yeni bir kavram uydurdular: En düşük emekli maaşı. Üstelik utanmadan bunu devletin belirlediği asgari ücretin altında bir en düşük emekli maaşı belirlemeye devam ediyor. Sokakta herhangi bir yurttaşı çevirin, herkes aynı şeyleri tartışıyor. Mesela eskiden ‘kira öder gibi ev sahibi olmak’ diye bir laf vardı, şimdi satın alıyormuş gibi kira ödüyoruz. Faturalara bakın, küçücük bir evin elektrik faturasına bakıyorsun, ‘Fabrika mı çalıştırıyoruz’ diye düşünüyoruz. Evin doğalgaz faturasına bakıyoruz, ‘Sanayide miyiz’ diye düşünüyoruz. Hepsi fahiş fiyatla halka satılıyor. Ya artık öyle bir ülke haline geldik ki, insanlar banyo yapmıyor hasta olmamak için. Su harcanmasın, doğalgaz harcanmasın diye… Memlekette kışın donmamak için, yazın bayılmamak için özel çaba sarf etmek zorunda kalıyorlar. Eskiden ay sonunu getirmek diye bir dert vardı, şimdi ay başında yoksulluk, açlık; ay ortasından itibaren zaten sefalet. Ay sonunu görebilen yok ki!
‘BÜTÜN TÜRKİYE YOKSULLUKTA EŞİTLENDİK’
Çok ilginç bir duruma işaret etmek istiyorum, bakın. Biz sosyalistler yıllardır eşitlik için mücadele ederiz. Deriz ki ‘İnsanların eşit olması lazım’, bize ne derlerdi, ‘Ya beş parmağın beşi bir mi? Herkes eşit olamaz. Nasıl eşit olsun insanlar’. Koca ülkeyi yoksullukta eşit hale getirdiler ya! Demek ki bunların derdi insanların eşit olamaması değilmiş, bunlar bizim zenginlikte eşit olmamızı istemiyor, bunlar bizim varlıkta eşit olmamızı istemiyor. Bütün Türkiye yoksullukta eşitlendik; bir avuç para babası, Sarayzade, beyzadeler, onun dışında bütün memleket yoksullukla uğraşıyoruz. Bunun için 40 tane takla atıyorlar. Buradan bir kez daha hatırlatmak ihtiyacı hissediyorum. Unutmayacağımızı, bunun sonuna kadar peşinde olacağımızı bilsinler.
‘BİR ÜLKEDE İNSANLAR YANARAK ÖLÜYORSA, O ÜLKEDE BİRİLERİ ÇOK BÜYÜK SUÇ İŞLİYORDUR’
Yine TÜİK’in uydurma rakamlarıyla milyonlarca insanın maaşına yapılması gerekenin yarısı kadar zam yapıldı bu ocak ayı başında. Yani önümde rakamlar var, çok boğmayacağım. Ama ENAG’ın açıkladığı enflasyona göre yapılsaydı yüzde 25 yapılması gereken zam, TÜİK’in açıkladığı uydurma rakamlarla insanları yüzde 12,9’a mahkum etti. Milyonlarca memurun, milyonlarca emeklinin hakkı olanın çalındığı, gözümüzün içine baka baka çalındığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Saatlerce anlatsak bitmez ama bazen bazı olaylar vardır; onu görürsünüz ve aslında saatlerce konuşmanıza da gerek yoktur. Dün sanırım hepiniz görmüşsünüzdür, gazetelere bir haber düştü. Tam gerçekten o meşhur söz gibi; hani ‘Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız orada insanların nasıl öldüğüne bakın’ deniyor ya. 66 yaşındaki emekli Cemal amca, işte o TÜİK’in makyajlı rakamları var ya, onlar nedeniyle hak ettiği zammı alamıyor. Ama ev kirası sürekli olarak artıyor ve nihayetinde artık ev kirasını ödeyemez hale gelen 66 yaşındaki Cemal amca, 3 çocuk babası, birkaç ay kirayı ödeyemeyince evden çıkmak zorunda kalıyor. Üşüyor gece, bir araca giriyor ve o araçta yanarak hayatını kaybediyor. 66 yaşında bir insan sokakta kaldığı için, emekli maaşı kirasını ödemeye yetmediği için, sokakta bırakıldığı için, sokağa atıldığı için, ona sahip çıkan bir devleti olmadığı için yanarak hayatını kaybetti. Bu kaza falan değil, bir ülkede insanlar yanarak ölüyorsa o ülkede birileri çok büyük suç işliyordur.
‘5 TANE EMEKLİ YAN YANA GELİNCE BİR TANE YOKSUL EDİYOR ARTIK!’
AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in ‘En düşük emekli maaşını 20 bin liraya çıkartıyoruz’ diye anlatırken yaptığı konuşmayı herkes dinlesin. Nasıl bir oyunla karşı karşıyayız biliyor musunuz? Bakın dikkat edin, kendilerince propaganda edebilecekleri bir şey olsa herkes biliyor ki çıkar Tayyip Erdoğan bunu anlatır, değil mi? Yani Bakanlar Kurulu toplantısı biter, Tayyip Erdoğan çıkar ballandıra ballandıra anlatır, bütün televizyonlar naklen verir. Yine bekledi insanlar acaba böyle bir şey olacak mı diye, çünkü bu parayla yaşanmayacağı açık. Tayyip Erdoğan yok, tık yok. Sonra bir haber düştü, ‘Grup Başkanı verecekleri kanun teklifini açıklayacak’ diye. Zaten hemen anlıyorsunuz; yani bir şey veremeyeceklerini, insanların beklentisini karşılayacak bir düzenleme yapamayacaklarını kabul etmişler ki Tayyip Erdoğan değil Abdullah Güler çıkıp açıklıyor. Bakın tekrar ediyorum, iyi bir şey olsa Tayyip Erdoğan açıklardı zaten! Ama buna rağmen tabii rol, tabii görev, tabii partiye bağlılık halka bağlılıktan daha önde. Partinin verdiği görev halka karşı sorumluluktan daha üstte. O yüzden çıkıyorsun, diyorsun ki ‘Bin lira vereceğiz’. Arkadaşlar uzun uzun hesaplarım ama bin lira şu demek: Günde 1,5 ekmek, 55-60 tane zeytin. Yani Abdullah Güler diyor ki, ‘Size bin lira veriyoruz, her öğün bir yarım ekmek yiyin, yanına da 21-22 tane zeytin alın’. Ben daha ne anlatabilirim ki? Yani yoksulluk sınırı 100 bin lira olmuş, ‘En düşük emekli maaşını 20 bin lira yaptık’ diye övünüyorlar. 5 tane emekli yan yana gelince bir tane yoksul ediyor artık!
Geçen gündeme geldi, son kullanma tarihi geçmiş ürünleri satan marketler kuruluyor Türkiye’de. Ya bunun son tüketim tarihi geçmiş, bayatlamış; biz bu bayatları da fakire satalım diye, onu da paraya çevirelim diye, insanların sağlığını falan da önemsemiyorlar. Ve maalesef kuyruklar oluşuyor oralarda. Asla o kuyruklardaki yurttaşlarımıza ilişkin bir söz söylemiyorum ama yaklaşımı görmemiz lazım. Bu bal gibi sınıfsal ayrım işte! ‘Sen taze meyve sebze yemeyi boş ver, paketli gıdalarda bile ancak son tüketim tarihi geçmiş olanları alabilirsin’, ya bir ülke buna mahkum edilebilir mi? Bir ülkeyi bu hale mahkum eden bir iktidar o ülkeyi yönetmeye devam edebilir mi?
‘TÜRKİYE ZENGİNLEŞİYOR AMA O ZENGİNLİK BİR AVUÇ ASALAĞA VERİLİYOR!’
Bakın bir şey anlatmak istiyorum. Geçen İstanbul’da vapur yolculuğunda yanıma bir arkadaş geldi, 30 yaşındadır en fazla. Artık kendimizle dalga geçiyoruz, ona ilişkin güzel bir örnek bence. Konuşurken dedi ki, ‘Başkanım beni en çok kim arıyor biliyor musunuz?’ dedi, ‘Ne anam ne babam ne sevgilim ne kardeşim; en çok bankalar arıyor beni’ dedi. Bankalar alacakları için arıyor, bankalar ‘Borcunu öde’ diye arıyor, bankalar ‘Seni icraya vereceğim’ diye arıyor. Düşünsenize ya, nasıl bir toplum olduk biz? İnsanlar çalan telefonu ‘Hangi alacaklı arıyor’ diye korkuyla açıyor. Peki niye anlatıyorum bunları biliyor musunuz? Çünkü şuna isyan ediyorum, bütçe yapılırken biz bunu anlattık; bütçe tartışmaları sırasında dedik ki ‘Bu bütçe yoksulu, emekçiyi, ezileni, emeğiyle alın teriyle yaşayan bu ülkenin namuslu onurlu insanlarını daha da zor duruma itecek bir bütçe olacak’. Biz bunu anlatırken AKP ne anlattı? ‘Türkiye çağı atlıyor, Türkiye çok zenginleşti, Türkiye şurada böyle büyüdü, orada rakamlar şöyle arttı, şöyle zenginleştik, şöyle servetimiz arttı’. Vallahi doğru; Türkiye zenginleşiyor, Türkiye’deki toplam servet artıyor. Zaten onun için isyan ediyorum; çalışıyoruz, üretiyoruz, alın teri döküyoruz, emek veriyoruz, bu ülkeye bir değer katıyoruz ve sonuçta toplamda bu ülke zenginleşiyor, ama o zenginlik bir avuç asalağa veriliyor, milyonlarca insan daha da yoksul hale geliyor. Biz bunu hak etmiyoruz. Bu ülke zengin, bu ülkeyi biz zenginleştiriyoruz, emekçiler zenginleştiriyor. İnsanlar canını veriyor, kanını veriyor ya üç kuruş ekmek kazanayım diye! O onu üretirken memleket zenginleşiyor, ya siz bu zenginlikleri niye hep kendinize alıyorsunuz kardeşim?
‘SMART SOLAR İŞÇİSİ KARDEŞLERİMİZİN YANINDAYIZ’
Alın size örnek, Birleşik Metal-İş Sendikası Smart Solar iş yerinde 85 gündür grev var. 85 gün, dile kolay. 85 gündür bu arkadaşlarımız emeklerinin karşılığını istiyorlar. Niye alamıyorlar biliyor musunuz? Patron AKP’ye yakın, teşvikler maşallah adrese teslim, sendikayı engellemek için iş kolu oyunları yapılıyor. Taşeronlar devreye giriyor, yurt dışındaki fabrikalar devreye giriyor. Yetmiyor, çevik kuvvet eşliğinde grev kırılıyor. Hani ‘Devlet tarafsız’ deniyor ya, devlet patrondan yana bütün gücüyle taraf olmuş, hakkını arayan işçiyle dövüşüyor. İşçi hakkını alamasın, işçi evine ekmek götüremesin, işçi çocuğunu okula gönderemesin; bunun için bütün güçler seferber edilmiş durumda. Çok açık söylüyorum: Eğer patronun parası varsa, arkasında siyasi iktidarın gücü varsa biz de net biçimde Smart Solar işçisi kardeşlerimizin yanındayız. Buradan onların o direnişini selamlıyorum hem de Birleşik Metal-İş Sendikası’nın hak aradıkları her yerde yanlarında olacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.
ADLİYE’DEKİ SİLAHLI SALDIRI: ‘AKP’NİN KADROLAŞMA POLİTİKASININ BİR ÜRÜNÜ’
Değerli arkadaşlar, kanayan bir yara olarak adaletten bahsediyorduk ya… Yine Türkiye’deki adaletsizliğin, Türkiye’deki hukuksuzluğun, Türkiye’deki adam kayırmacılığın, liyakatsizliğin, kadın düşmanlığının günlerce anlatsak anlatamayacağımız kadar çıplak bir örneğiyle karşı karşıyayız. Erkek bir hâkim kadın bir savcıya adliyede silahlı saldırıda bulunuyor. Gerçekten soruyorum, bakın herkese soruyorum. Eğer yanılıyorsam özür dilemeye de açığım, dünyanın neresinde böyle bir rezalet yaşanır ya? Üstelik bu savcı kadına karşı şiddeti önlemekle görevli. Ama çok açık söyleyeceğim, AKP’nin kadrolaşma politikasının bir ürünü. Bu iktidar döneminde hâkim yapılmış, savcı yapılmış; iktidara bağlılık dışında herhangi bir meziyeti olmayan insanlarla dolduruyorlar kamu kurumlarını ve adaletin tecelli etmesi gereken yerde, bir mahkeme salonunda, yani insanların haklarını arayacakları yerde, kadına karşı şiddeti önlemekle yükümlü, bu konuda özel olarak görevli bir savcı gidiyor kadına kurşun sıkıyor. Memleketteki adalete bakın, orada çaycılık yapan bir mahkûm tarafından öldürmesi engelleniyor. Gerçekten bakın bir düşünün arkadaşlar, böyle bir film izleseniz ‘çok absürt’ demez misiniz ya? İşte Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adalet mekanizması, işte Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kadına bakışı.
‘SAĞCI PATRONLARIN BAŞINI ÇEKTİĞİ BİR KARA DÜZEN BÜTÜN DÜNYAYA EGEMEN OLMAK İSTİYOR’
Dünyada bir kara düzen egemen olmuş durumda. Başını Trump’ın, Netanyahu’nun, işte o Elon Musk’ın, bunlar gibi ırkçı, sağcı patronların ve patron yalakalarının çektiği bir kara düzen bütün dünyaya egemen olmak istiyor. Arka arkaya biz bunun hamlelerini görüyoruz ve Tayyip Erdoğanlar da biraz gücünü bunlardan alıyor, meşruiyetini bunlardan alıyor. Dolayısıyla bir taraftan biz ülkedeki bu Saray Rejimi’ne karşı, bu adaletsizliklere, hukuksuzluklara karşı özgürlük için, adalet için, demokrasi için mücadele etmeye devam edeceğiz ama bir taraftan da tüm dünyadaki bu emperyalist saldırganlığa, bu faşist yönelişe karşı bir direniş hattını hep birlikte inşa etmemiz gerekiyor. Bakın geçen hafta Venezuela’yı konuştuk, Venezuela’daki haydutluğu konuştuk. Daha o defter kapanmadan geçtiğimiz günlerde Suriye’de daha önce maalesef üzülerek ifade ettiğimiz gelişmelerle karşı karşıyayız. Yani orada dışarıdan müdahalelerle rejimi değiştirmeye çalışan, Suriye halklarının gerçeğiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan, sadece bölgeyi dizayn politikalarıyla yeniden tesis etmeye çalışılan bir düzenin yerleşmeyeceği açık. Bu gerilimleri oradaki Kürtleri yok ederek, oradaki Kürtleri hedef haline getirerek çözmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız. Bakın tüm dünya için söylüyorum, Suriye için söylüyorum, Filistin için söylüyorum, Venezuela için söylüyorum: Halkların bir arada yaşama iradesi çok güçlüdür. Bu emperyalist manipülasyonların, bu kışkırtmaların, bu gözü dolardan, petrolden başka hiçbir şey görmeyen alçakların müdahaleleri olmadığı koşullarda, insanlık açısından çok kolay çözülebilecek sorunlar birer kangrene dönüşüyor ve her seferinde daha şiddetli, daha ağır sonuçlarla karşı karşıya kalıyoruz.
‘BİZİM TOPRAKLARIMIZ MASUMA AÇIKTIR AMA KATİLLERİN BU TOPRAKLARDA YERİ YOKTUR’
Bütün bu musibetin en önemli karargâhlarından bir tanesi NATO’dur. NATO tüm dünyada Amerikan egemenliğinin, Amerikan emperyalizminin dünyayı dizayn etme politikalarının en etkili enstrümanlarından bir tanesidir ve bu NATO, 2026 yılında Türkiye’de bir toplantı gerçekleştirmeyi planlamaktadır. Bu toplantıya Trump’ın gelmesi planlanmaktadır. O yüzden her hafta tekrar tekrar söyleyeceğiz: Dünyanın bu karanlık gidişatının, dünyadaki bu adaletsizliklerin, dünyadaki bu savaşların, bu baskının, bu şiddetin, bu petrol savaşlarının, bu dolar savaşlarının, bu insana hiç değer vermeyen, ‘Para kazanmak için her şey meşrudur’ diyen ahlaksız anlayışın nasıl sürdürülebileceğini bu ülkede tartışamayacaksınız! Bizim topraklarımız masuma açıktır ama katillerin bu topraklarda yeri yoktur. ‘Dünyayı nasıl kana bulayacağız’ sorusuna yanıt verilecek yer Türkiye değildir. Biz bu katillere karşı en güçlü biçimde sesimizi yükselteceğiz ve bu ülkede emekliler açken, çocuklar okulda yemek yiyemezken, ‘Bütçenin yüzde 5’ini NATO’ya silah harcamasına ayıracaksınız’ diyen Trump’a ‘Yok öyle’ diyeceğiz. Senin bu ülkedeki iktidarla bir dostluğun olabilir, siz birbirinize eğiliyor olabilirsiniz, siz birbirinizi mutlu etmek için insanların canıyla kanıyla oynuyor olabilirsiniz ama biz buna izin vermeyeceğiz. Bizim en büyük önceliğimiz tüm dünyada barışın egemen olmasıdır. Tüm dünyada barışın egemen olması için insanların adil, eşit, özgür yurttaşlar olarak yaşayabileceği bir dünyaya ihtiyacımız var. Biz bu ülkeyi hepimizin, yani öyle bir avuç zenginin, para babasının değil, tüm yurttaşların özgürce yaşayacağı eşit bir ülke haline getirmek konusunda son derece kararlıyız, bu mücadeleyi sürdüreceğiz.”



