Erkan Baş: 1 Mayıs’ta Türkiye’nin her yerinde ve Taksim Meydanı’ndayız!
Baş, haftalık basın toplantısında mücadele için yol haritasını açıkladı.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, İstanbul’da düzenlediği haftalık basın toplantısında 1 Mayıs kararlarını “Katiller elini kolunu sallayarak bu ülkede gezecek Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen Türkiye’de işçi sınıfı 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayamayacak… Bunu kabul etmiyoruz! 1 Mayıs’ta Türkiye’nin her yerinde ve Taksim Meydanı’ndayız” sözleriyle duyurdu.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, haftalık basın toplantısını bugün partisinin İstanbul İl Örgütü’nde düzenledi. İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarından bayram ikramiyelerine, enflasyondan Birleşik Tekstil İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in tutuklanmasına, 19 Mart’ın yıl dönümünden 1 Mayıs’a kadar çeşitli gündem başlıklarına değinen Baş, önemli değerlendirmelerde bulundu.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan sürecin bir yılını doldurduğunu kaydeden Baş, “19 Mart darbesine karşı özellikle İstanbul’daki bütün emekçileri Saraçhane’de gerçekleştirilecek kitlesel buluşmaya davet ediyorum. TİP olarak yarın Saraçhane Meydanı’na güçlü, kararlı, inançlı, teslim olmayan, inadı ve iradeyi temsil eden bir kortejle katılacağız” ifadelerini kullandı.
Temmuz ayında Ankara’da düzenlenecek olan NATO Zirvesi’ne değinen Baş, “Katiller elini kolunu sallayarak bu ülkede gezecek, istediklerini yapacak ama AYM kararına rağmen, AİHM kararına rağmen Türkiye’de işçi sınıfı 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayamayacak… Bunu kabul etmiyoruz! Türkiye İşçi Partisi, uzun bir mücadele dönemine yarın Saraçhane’de başlayacak, 4 Nisan’da NATO’nun kuruluş yıl dönümünde ülkenin değişik bölgelerinde emekçilerle buluşacak, 1 Mayıs’ta Türkiye’nin her yerinde ve Taksim Meydanı’nda, bu halkın katillere teslim olmayacağı iradesini sadece Türkiye’yi yönetenlere değil bütün dünyaya gösterecek. TİP, on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca yurttaşımızın bir araya geleceği 1 Mayıs çalışmalarına başlamıştır” şeklinde konuştu.
‘KOMŞUSU BOMBALANIRKEN TOK YATANLAR KİMDEN?’
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, basın toplantısında şunları kaydetti:
“AKP ve MHP malum her fırsatı değerlendiriyor, yine Meclis’i tatil ettiler bayram vesilesiyle. Daha bayram başlamadan hemen apar topar tatil edip kaçtılar. Bu vesileyle ben tüm yurttaşların Ramazan Bayramı’nı şimdiden kutlayarak başlayayım. Ama bir soru sormak gerekiyor, hangi koşullarda bayrama giriyoruz? Bunu konuşalım ki biraz bayram anlaşılsın. Örneğin, İsrail’in Filistin’de katliamları sürdürdüğü, komşumuz İran’ın saldırılar altında bayram kutlamak zorunda kaldığı günlerden geçiyoruz. Ben şu soruyu sormak istiyorum tüm yurttaşlara; hani adettendir, her Ramazan’da tekrar tekrar söylenir, komşusu açken tok yatan bizden değildir. Peki komşusu bombalanırken, komşusunda çoluk çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek demeden tüm yurttaşlar bombalanırken tok yatanlar kimden? Komşusu bombalanırken görmezden, duymazdan gelenler kimden? Yani komşusu aç yatarken tok uyumak ayıp ama komşusu bombalanırken katillerle iş tutanlara ne diyeceğiz sevgili yurttaşlar?
‘İSRAİL’E DEĞİL MERMİ, SU TAŞIYANLAR BİLE BU KATLİAMIN ORTAĞIDIR’
Dolayısıyla ben Filistin’de, İran’da bebekler bombalanırken onlarla ortaklık kuranların da bizden olmadığını söyleme ihtiyacı hissediyorum. Yani Amerika ve İsrail’in Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdiğini söylüyoruz; peki bu göle kimler su taşıyor? Kimler ticaret anlaşmalarıyla gemilerini yüzdürmeye devam ediyor? İsrail’i bombalayan Leonardo şirketiyle ortaklık anlaşmalarını benim damadım mı imzalıyor? Öyle ‘one minute’ diye ahkam kesiyorlar ama doğrudan o ahkam sırasında partisinde bakanlık görevi yapan Nihat Zeybekci çıkıyor, ‘Biz tabii ki İsrail’le ticaret anlaşmalarımızı devam ettireceğiz, biz oradan para kazanıyoruz’ diyor. ‘3 kuruş para kazanmak için katliamlara göz yumduklarını itiraf etti’ diyoruz; tek bir düzeltme, tek bir tekzip yayınlandı mı? Yok, çünkü gerçek bu.
Dikkat çekmek istiyorum, geçen hafta İstanbul İl Örgütümüz bir şirket önünde eylem gerçekleştirdi. ‘İsrail’e giden bombaları Türk şirket üretiyor’ dedik. Bakın bakalım o yandaş basına, tek satır yazabildiler mi? İtiraz edemiyorlar, bu çıplak gerçeğin üzerini örtemiyorlar ama mesele görülmesin, duyulmasın diye kırk takla atıyorlar. Hatta açık söyleyeyim, oradaki jandarma, emniyet bile aman olay sessiz sessiz bitsin diye açık, iki yüzlü, riyakar bir tavırla hareket ediyorlar. Hepimiz biliyoruz, en ufak bir eylemi TOMA ile gazla bastıran bu iktidar, sadece bu mesele konuşulmasın diye, sadece ‘Türkiye’de İsrail’e bomba pazarlanıyor’ haberleri görülmesin, daha az insan bunu duysun diye meselenin üzerini örtmeye çalışıyor. Ama ben buradan bir kez daha söylüyorum: İsrail’e değil mermi, su taşıyanlar bile bu katliamın ortağıdır. İsrail’e değil bomba, gofret taşıyanlar bile bu katliamların ortağıdır ve biz bu kanı memleketimize yakıştırmadığımız için sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.
‘SARAY EŞRAFI MONAKO’DA ISTAKOZ ZİYAFETİ ÇEKERKEN EMEKLİYE 4 BİN LİRA REVA GÖRÜLÜYOR’
Bayram, neşeyle kurulan sofralar, bir araya gelen aileler, dostlar ve dayanışma demektir bayram. Ama emekçiler için, işçiler için, emekliler için bu bayram unutuldu artık; bayramlar sadece buruk birer an olarak yaşanıyor. Eşine, dostuna, evine gelen misafire, akrabasına tatlı bile ikram edemeyecek olmanın, torunlarına harçlık veremeyecek olmanın, ağız tadıyla şöyle geleceği konuşamayacak olmanın burukluğuyla milyonlarca insan bayrama giriyor. Yıllarca alın teri dökmüşsünüz; fabrikalarda, madenlerde, atölyelerde çalışmışsınız, tarlanızı sürmüşsünüz, okullarda ders anlatmışsınız, hasta tedavi etmişsiniz ve sonra emekli olmuşsunuz ama bugün açlık sınırının dahi altında bir hayata mahkum edilmiş durumdasınız.
Neden? Çünkü saray eşrafı Monako’da istakoz ziyafeti çekiyor. Çünkü Saray’da ejder meyveli smoothieler tüketiliyor. Biz varsın bir kilo kıyma almaya gücümüz yetmesin; nasıl olsa koca koca kuzuları kestirip onları ziyafet olarak eşine, dostuna, akrabasına dağıtanlar, ‘kuzu kessin’ diye bize nasihat edenler var. Ama söz konusu biz olduğumuzda ancak 4 bin liralık bayram ikramiyesi; üstelik müjde diye anlatıyorlar. ‘Müjde, 4 bin lira bayram ikramiyesi bayramdan önce yatacak’ diyorlar. Gerçekten soruyorum; bu parayla torununuza harçlık verebilir misiniz? Bu parayla herhangi bir borç kapatılabilir mi? Bu parayla sofranıza bir bayram yemeği koyabilir misiniz? Açık bir hırsızlıkla karşı karşıyayız.
‘KİŞİ BAŞINA DÜŞEN MİLLİ GELİR YILLIK 18 BİN DOLARMIŞ, NEREDE BİZİM PARAMIZ?’
Bunu en rahat görebileceğimiz alanlardan bir tanesi geçen hafta Mehmet Şimşek’in yaptığı bir açıklama. Burada dikkatinizi çekmek istiyorum, Mehmet Şimşek diyor ki, kişi başına düşen yıllık milli gelir 18 bin doları aşmış. Bakın, kişi başına düşen milli gelir yıllık 18 bin dolar. Yani her yurttaşımız yılda 835 bin TL para alıyormuş. Payımıza düşen bu. Ortalama hesap edelim, 4 kişilik olsun ailelerimiz. Yıllık 3 trilyon 340 milyon TL. Aylık 278 bin 520 lira. Şimdi değerli yurttaşlar bakın, Mehmet Şimşek diyor ki eğer evinize ayda 278 bin 520 lira girmiyorsa siz toplam servetten payınıza düşeni almıyorsunuz. Yani bu iktidar size payınız olanı vermiyor. Yani bu iktidar sizin olanı, hak ettiğinizi çalıyor, gasbediyor. Şimdi bir tarafta bu söyleniyor. O zaman biz soruyoruz; ya şimdi bu para gelse yat alırsınız, kat alırsınız değil mi aylık bu kadar para girse? Ama bize ne düşüyor? 4 bin lira. Sadece 4 bin lira. O zaman şunu sormamız lazım: Nerede bizim paramız?
‘İKTİDAR 2 AYDA HER BİRİMİZDEN EN AZ 5 BİN LİRA DAHA ÇALDI’
Bu ülkenin zengin bir ülke olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Bizim ülkemiz yoksul bir ülke değil. Bizim ülkemiz zengin; bizim ülkemiz zenginlik üretebilen bir ülke. Ama bizim payımıza hak ettiğimizin düşmemesinin bir nedeni var, çünkü birileri çok zengin, birileri her gün daha zengin oluyor, birileri bizim hakkımız olanı gasbediyor. Öyle olmasa yıllık gelir 18 bin dolar olmuşken bayramda 4 bin lirayı müjde diye bize herhalde sunmazlardı. Bakın bir resmi rakam daha açıklandı onu da söyleyeceğim: Şubat gıda enflasyonu, resmi rakam 6,7. Yani diyor ki, sadece gıda odaklı düşünüyoruz, 2 ayda alım gücümüz yüzde 14 daha düşmüş durumda. Yani aslında 2 ayda iktidar her birimizden en az 5 bin lira daha çaldı. Yani zaten payımıza düşeni, zaten milli servetten almamız gerekeni alamıyoruz; bir de üstüne cebimizdeki 5 bin lirayı çalıp bayramda 4 bin lira diye müjde sunmaktan utanmayan bir iktidarla karşı karşıyayız.
İşte değerli yurttaşlar, bayramda soframızdan çalınanlar bunlar. Hani o torununa harçlık veremediği için üzülen babaanne, anneanne, dede; senin o harçlığı verememenin nedeni bunların hırsızlığıdır. O yüzden bu konuda ısrarla, inatla mücadeleye devam edeceğiz. Soframızdan çalınanı geri almak zorundayız. İşte o bizden çaldıklarını geri aldığımızda bu ülkenin zenginliği emin olun tüm yurttaşlarımızın refah içerisinde, huzurlu, mutlu, karnı tok bir hayat sürmesine fazlasıyla yeter.
‘İŞÇİNİN HAKKINI SAVUNANLAR TUTUKLANIRKEN KATLİAMCI PATRONLAR ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK GEZİYOR’
Şimdi bu gerçekler ortaya çıkmasın diye bir şey daha yaptılar. Hani hakkınız olan çalınıyor ya, buna karşı isyan ediyorsunuz, buna karşı anayasal hakkınızı kullanıyorsunuz, buna karşı yasal hakkınızı kullanıyorsunuz, sendikayı yolluyorsunuz, direniyorsunuz. O zaman da patronlar bir talimat veriyor. İşte Antep’te gördüğümüz gibi Birleşik Tekstil İşçileri Sendikası Genel Başkanı, arkadaşımız, dostumuz Mehmet Türkmen tutuklandı. Ben buradan bütün yurttaşlardan rica etmek istiyorum: Mehmet arkadaşımızın, Mehmet Başkan’ın tutuklanırken, adliyeden cezaevine götürülürken, ellerine kelepçe vurulurken yaptığı konuşmayı herkesin dinlemesi gerekiyor.
Diyor ki Mehmet, ‘Patronların emriyle tutukluyorsunuz; bari uyduruktan mahkemeler kurmayın’. Diyor ki ‘Evet, ben hak talep ettim. Ben işçinin ezilmesine karşı çıktım. Ben hakkını arayan işçinin yanında durdum, onun sözcüsü oldum. O yüzden sizin düzeninizde ben tutuklanmayı hak ediyorum, bu kelepçeyi hak ediyorum’ diyor. Ama soruyor, ‘Yahu arkadaş her gün bu memlekette işçiler ölüyor. Siz bir tane patronun yargılandığını, cezaevine atıldığını, kelepçeye vurulduğunu gördünüz mü arkadaş’. Üç kuruş daha fazla para kazanacak diye iş güvenliği önlemlerini almadığı için işçilerinin ölümüne sebep olan, iş yerinde mobbing uygulayan, iş yerinde taciz uygulayan patronların evinin basıldığını, gözaltına alındığını, tutuklandığını, yargılandığını gördünüz mü? Çünkü bu düzen patronların düzeni, zenginlerin düzeni.
‘FATMA NUR ÇELİK, YOKSUL VE ÇARESİZ OLDUĞU İÇİN HAYATINI KAYBETTİ’
Fatma Nur Çelik kızıyla beraber hayatını kaybetti. Hepimizin gözlerinin önünde hayatını kaybetti. Sadece yoksul olduğu için, çaresiz olduğu için, devlet ona sahip çıkmadığı için; kendi uğradığı tecavüz yetmiyormuş gibi tecavüzcüsüyle evlendirilmesi yetmiyormuş gibi öz babası tarafından taciz edilen kızının hayatını kurtarmak için, girdiği mücadelenin sonunda, adını da söyleyelim, Kur’an’a Hizmet Vakfı çatısı altında örgütlenen o yobazların baskısı, tehdidi, şantajı, susturma çabaları… Ayhan Şengüler isimli, zorla evlendirildiği failine isyan eden bir kadın ve nihayetinde hayatını kaybetmek zorunda kaldı. Bunu unutmayacağız. Geçtiğimiz hafta İstanbul’da o vakfın önüne gitmemizin nedeni buydu. ‘Nasıl olsa birkaç gün sonra unutulur, bu memlekette böyle çok şey oluyor’ diyenlere ‘Hayır; biz bu işin takipçisiyiz. İnsanların hayatı bu kadar ucuz değil’ demek için. ‘Bugün güç bizde, bugün iktidar bizden yana, bunların üzerini örttürürüz, gazetelerde yazdırmayız, televizyonlarda haber yaptırmayız, 3 gün sonra da nasıl olsa unutulur gider’ diye düşünenlerin karşısına dikildik. Aynı kararlılıkla devam edeceğiz.
‘HER YERDE KARŞILARINA DİKİLİYOR, İŞLEDİKLERİ SUÇLARIN HESABINI SORACAĞIMIZI SÖYLÜYORUZ’
Bu hafta sonu Türkiye İşçi Partisi’nin Parti Meclisi’ni topladık. Evet görüyoruz bazı haberler, bazı televizyonlar toplumu teslim almak için, yılgınlığı ve korkuyu yaymak için çok özel bir çalışma yürütüyor. Ama biz biliyoruz ki bizim de sokaklarımıza bayram gelecekse bu ancak ve ancak mücadeleyle olacak. Biz bunun için yan yana gelmeden, örgütlenmeden, kavga etmeden gerçekten hak ettiğimiz bayramları kazanamayacağımızı bir kez daha burada sizlerle paylaşmak istiyorum.
Şunu da söyleyeceğim: Hiç kimseye küsecek, darılacak, muhalefetin kendi içinde tartışmasıyla vakit geçirecek durumda da değiliz. Üzerimize düşen görev neyse, üzerimize düşen sorumluluk neyse bunu en iyi biçimde hayata geçirmek; bütün emekçileri, bütün onurlu insanları, bütün emeğiyle alın teriyle yaşayan namuslu insanları birleştirip bu iktidara karşı mücadeleyi büyütmek durumundayız. Bakın biz çok rahatız. İktidar temsilcilerini düşünün, sokağa çıkacak yüzleri yok, vatandaşın gözünün içine bakacak yüzleri yok. Kendi saraylarına, makamlarına sıkışmışlar; orada yüksek perdeden konuşuyorlar. Bizi tehdit ediyorlar, korkutmaya çalışıyorlar. Polisini, jandarmasını, mahkemesini, basının her şeyini devreye sokmuşlar. Peki biz ne yapıyoruz? İnadına gözlerinin içine baka baka konuşuyoruz. Meclis’te karşılarına dikiliyoruz. Burada İsrail’e bomba satıyorsanız kapınıza geliyoruz. O kendilerini korunaklı hissettikleri, ‘hizmet vakfı’ adını verdikleri tarikatların kapısına dayanıyoruz. Her yerde karşılarına dikiliyoruz. Gözlerinin içine baka baka teslim olmayacağımızı ve işledikleri bu suçların hesabını soracağımızı söylüyoruz.
‘BAĞIMSIZLIK, DEMOKRASİ, SOSYALİZM BÜTÜNLÜĞÜNDE BİR KARŞI SALDIRIYA GEÇMEMİZ GEREKİYOR’
Buradan tüm yurttaşlara Türkiye İşçi Partisi’nin önümüzdeki dönem için hazırlandığı mücadele dönemine etkin biçimde katılma çağrısı yapıyorum. Bakın, biz gerçekleştirdiğimiz konferansta demiştik ki, bu ülkede bütün sorunlar birbiriyle ilgili ve parça parça ele alamıyoruz. İktidar bunu yapmaya çalışıyor. Herkesi kendi sorunuyla baş başa bırakıp orada çaresiz, orada yenilgiye mahkum kılmaya çalışıyor. Oysa bizim bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm bütünlüğünde buraya bir karşı duvar örmemiz, bir karşı saldırıya geçmemiz gerekiyordu. Bunu kongremizde karar altına aldığımız bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesini büyütme kararlılığımızı şimdi çok somut bir takvime de bağlamış durumdayız.
‘YARIN AKŞAM SARAÇHANE’DEYİZ’
İlk durağımız, bakın ilk durağımız, çok önemli bir demokrasi mücadelesi veriliyor. Bugün şu anda biz bu açıklamayı yaparken Silivri’de bir kumpas davası devam ediyor. Günlerdir avukatlar, milletvekilleri hatta sanıklar girebilmek, konuşabilmek, savunma yapabilmek için bir mücadele veriyorlar. Ve bu kumpas davasının başlangıcının birinci yıl dönümünde, yani yarın 19 Mart darbesine karşı özellikle İstanbul’daki bütün emekçileri Saraçhane’de gerçekleştirilecek kitlesel buluşmaya davet ediyorum. Biz Türkiye İşçi Partisi İstanbul İl Örgütümüz, tüm hazırlıklarını yarın akşam Saraçhane’de en güçlü biçimde halkın sesini duyurmak için yapmış durumda. Yarın önce saat 19.30’da Yenikapı’daki metro istasyonunun önünde buluşuyoruz; oradan kortejlerimizle beraber Saraçhane Meydanı’na güçlü, kararlı, inançlı, teslim olmayan, inadı ve iradeyi temsil eden bir kortejle katılacağız. Bu seçme ve seçilme hakkının gasbedildiği, Anayasa’nın fiilen yok sayıldığı ülkede demokrasi mücadelesini hep beraber yükseltmek zorundayız. Ben bütün yurttaşlarımızı gerçek bayramlar yaşayabilmek için mücadeleye, önce yarın Saraçhane’deki büyük buluşmaya katılmaya çağırıyorum.
‘NATO’NUN KURULUŞ YIL DÖNÜMÜ OLAN 4 NİSAN’DA MEYDANLARDA OLACAĞIZ’
İkincisi, bağımsızlık. Bağımsızlık, ülkemizin emeği, ülkemizin kaynaklarının ve ülkemizin geleceğinin bir avuç zenginin kontrolüne bırakılmasına karşı durmaktır. Bağımsızlık demek gençlerin geleceğinin borç politikalarına ve ekonomik bağımlılığa teslim edilmemesi demektir. Bağımsızlık kendi kaderimizi kendi elimize almak demektir. İşte bu yüzden bağımsızlık mücadelesi aynı zamanda bir emek mücadelesidir, aynı zamanda bir demokrasi mücadelesidir. Ve bizim topraklarımızda bağımlılığın en önemli simgelerinden bir tanesi NATO’dur. NATO, Türkiye’nin bağımlılığının tescillenmesidir, bağımlılığının adıdır. Ama aynı NATO Ortadoğu’da savaş demektir, dünyada savaş demektir. NATO, bu memleketin kaynaklarının silaha, bombaya ayrılması; eğitime, sağlığa, gençlere, kadınlara, yurttaşlara aktarılması gereken kaynakların silahlanmaya aktarılması demektir.
Ve bu bununla da kalmazlar. Bir taraftan Suriye’de, Filistin’de, İran’da, hemen dört bir yanımızda halkı bombalarken, kurşunlar yağdırırken, katliamlar yaparken, temmuz ayında yüzsüzce Ankara’da bir NATO zirvesi toplamaya karar vermiş durumdalar. Biz burada açık ve net tarafız: Barıştan yana, kardeşlikten yana, özgürlükten yana tarafız ve ülkemizin yeni savaş planlarına, yeni işgal planlarına payanda edilmesini, bu topraklarda başka ülkelerdeki emekçilerin, başka ülkelerdeki yoksulların hayatlarının mahvedildiği planlar yapılmasına asla sessiz kalamayız. Bunun için NATO’nun kuruluş yıl dönümü olan 4 Nisan’da meydanlarda olacağız. 4 Nisan’da, ‘Siz Temmuz ayında burada dünyanın bütün katillerini toplayıp onlarla beraber yeni savaş planları yapmayı düşünüyorsunuz ya, bu ülkenin insanları size bunu yaptırmayacak’ demek için 4 Nisan’da NATO’nun kuruluş yıl dönümünde çeşitli eylemlerde ve etkinliklerde olacağız.
‘HEM TOM BARRACK HEM NATO BU ÜLKEDEN DEFEDİLENE KADAR DURMAK YOK’
Tom Barrack’ı unutmadığımızı söylemem lazım. Bakın farkındayız, Anadolu Ajansı eskiden Tom Barrack reklamları yapardı. Uyduruk röportajlarla Tom Barrack’ın ne kadar barış yanlısı, ne kadar bölge için çalışan bir insan olduğunu bize anlatmaya çalışan Anadolu Ajansı haberlerinin, yandaş medya haberlerinin bir anda ortadan kalktığını görüyoruz. Ama Tom Barrack hala Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi olarak görevine devam ediyor. Biz nasıl Trump’ın dünyayı kan gölüne çevirmesine, Trump’ın bu ülkenin topraklarına ayak basmasına karşı duruyorsak, onun adı Epstein belgelerinde geçen bu sapık temsilcisinin de ülkemizde büyükelçi olarak bulunmasından utanıyoruz. Buna izin vermeyeceğimizi söylüyoruz. Bu mücadeleyi emin olun sonuna kadar devam ettireceğiz ve hem Tom Barrack hem NATO bu ülkeden defedilene kadar bizde durmak, susmak, yılmak, teslim olmak asla olmayacak.
‘KATİLLER TÜRKİYE’DE KIRMIZI HALILARLA KARŞILANIRKEN AYM KARARLARI UYGULANMIYOR’
Sözlerimi bitireceğim ama bu mücadeleyi, dedik ya, bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm mücadelesi… Bu topraklarda işçi sınıfının hak mücadelesinin, sosyalizm mücadelesinin, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin en önemli günlerinden bir tanesi 1 Mayıs yaklaşıyor. Türkiye İşçi Partisi Parti Meclisi olarak biz bu 1 Mayıs’ı da temmuz ayında gerçekleşecek NATO zirvesine doğru giderken bir önemli basamak, önemli bir mücadele adımı olarak gündeme aldık. Bugün burada bir çağrıyı tüm onurlu insanlarla paylaşmak, bu çağrıyı hep beraber büyütmek için konuşuyorum.
Katiller geliyor, savaş tamtamcıları geliyor; çocukların ölüm talimatını, ölüm emirlerini veren NATO yöneticileri Türkiye’de istedikleri gibi gezecekler değil mi? Önlerine kırmızı halılar serilecek. Yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında günlerce burada bir taraftan keyif yapacaklar, bir taraftan yeni savaş planları yapacaklar. İktidar bundan çok mutlu; iktidar bunun bütün imkanlarını sağlamak için uğraşıyor. Bir tarafta bu var; diğer tarafta bu ülkede Anayasa fiilen askıya alınmış durumda. Bakın konuşuyoruz; seçilmiş belediye başkanları tutuklanmaya devam ediyor. Yargılamalar bile hukuksuz yapılmaya devam ediliyor. Bakın konuşuyoruz; Anayasa Mahkemesi kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmıyor.
‘1 MAYIS’TA TÜRKİYE’NİN HER YERİNDE VE TAKSİM MEYDANI’NDAYIZ’
Bir kez daha hatırlatayım: Türkiye Büyük Millet Meclisi, yani bu ülkede yasaların yapıldığı yer, yasama organı… Yasama organı başkanı, Anayasa Mahkemesi’nin kendisine gönderdiği ‘Can Atalay milletvekilidir’ kararını uygulayamıyor. Uygulayamıyor! Hangisi daha kötü bilmiyorum. Seçilmiş milletvekili cezaevinde tutuluyor; seçilmiş siyasi parti temsilcileri, milletvekilleri, genel başkanları, eş genel başkanlar cezaevine atılıyor. Belediye başkanları, belediye meclis üyeleri görevden alınıyor, yerine kayyumlar atanıyor. Bir taraftan da Meclis’te bir komisyon kuruluyor ve deniyor ki, ‘Anayasa Mahkemesi kararları uygulansın, AİHM kararları uygulansın, Anayasa uygulansın’.
Şimdi arkadaşlar, katiller elini kolunu sallayarak bu ülkede gezecek, istediklerini yapacak ama Anayasa Mahkemesi kararına rağmen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen Türkiye’de işçi sınıfı 1 Mayıs’ı örneğin Taksim’de kutlayamayacak… Bunu kabul etmiyoruz! Bakın çok açık ve net olarak ifade ediyoruz: Biz bunu kabul etmiyoruz! Dolayısıyla Türkiye İşçi Partisi, uzun bir mücadele döneminde, yarın Saraçhane’de başlayacak, 4 Nisan’da NATO’nun kuruluş yıl dönümünde ülkenin değişik bölgelerinde, alanlarda emekçilerle buluşacak. 1 Mayıs’ta Türkiye’nin her yerinde ve Taksim Meydanı’nda, bu halkın katillere teslim olmayacağı iradesini sadece Türkiye’yi yönetenlere değil bütün dünyaya gösterecek. TİP, on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca yurttaşımızın bir araya geleceği 1 Mayıs çalışmalarına başlamıştır.
‘DÜNYAYI BU NETANYAHU-TRUMP İTTİFAKINA, TÜRKİYE’Yİ DE TAYYİP ERDOĞAN’LARA BIRAKMAYACAĞIZ’
Bu çalışmaları aynı iradeyi paylaşan tüm emek ve demokrasi güçleriyle, tüm siyasi partilerle, sendikalarla, meslek odalarıyla ortaklaştırmayı da görevimiz olarak görüyoruz, vazifemiz olarak görüyoruz. Hep birlikte bu ülkeyi bu Anayasa tanımazlara, bu AİHM kararlarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını tanımayanlara, katillerin ayaklarına kırmızı halılar serip istediğiniz her yere gidebilirsiniz ama ‘Güç bende, sopa bende, o yüzden bütün mahkeme kararlarına rağmen Taksim’de 1 Mayıs kutlayamazsınız’ diyenlere bu ülkeyi bırakmayacağız. Tüm dünyaya, bizim ülkemizdeki emekçilerin, yoksulların, onurlu insanların, bu ülkenin NATO’nun karşısında; Trump’ın, Netanyahu’nun, bu kara düzen ittifakının karşısında en güçlü biçimde mücadeleye devam edeceğini göstermek için 1 Mayıs’ta Taksim’de olacağız. Bunu da tüm kamuoyuyla bugünden paylaşıyorum.
Hepimize kolay gelsin. Zor bir mücadele dönemi ama dünyanın içinden geçtiği süreç hepimizin omuzlarına yeni yükler bindiriyor. Dünyayı bu Netanyahu-Trump ittifakına, Türkiye’yi de onların dostu, arkadaşı, temsilcisi Tayyip Erdoğan’lara bırakmama kararlılığıyla mücadeleyi büyüteceğiz arkadaşlar. Hepimize kolay gelsin.”



