Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan: Üslerin ABD tarafından kullanımına izin verilmemeli
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırıları ve bölgesel-ekonomik sonuçlarına ilişkin basın toplantısı düzenledi. İstanbul’daki EMEP Genel Merkez İrtibat Bürosu’nda düzenlenen basın toplantısında konuşan Aslan, emperyalist-siyonist saldırganlığın bölgesel ve küresel hegemonya kurmak uğruna milyonlarca İranlı ve bölge halklarını savaş ve daha fazla yoksulluğa sürüklediğine dikkat çekti.

Saray rejiminin savaş karşısındaki sessizliğinin nedenini emperyalizm işbirlikçiliği ile açıklayan Aslan “Eğer Türkiye açık hedef haline gelirse, bu saray rejiminin emperyalist işbirlikçisi politikalarının sonuçları nedeniyle olacaktır. Üslerin hiçbir koşulda ABD tarafından kullanılmasına izin verilmemelidir” dedi.
Emperyalist saldırganlığın fotoğrafını gösterdi
Emperyalist-siyonist saldırıların üzerinden tam bir hafta geçtiğini hatırlatan Aslan, geçtiğimiz hafta boyunca hastane, okul demeden gerçekleştirilen saldırılarda 150’den fazlası çocuk, büyük bölümü kadın ve yoksul emekçiler olmak üzere 1000’in üzerinde İranlının hayatını kaybettiğini hatırlattı.
Okula dönük saldırıda hayatını kaybeden çocuklar için yan yana kazılan mezarların fotoğrafını gösteren Aslan, “Emperyalist barbarlığın kanlı yüzü bir kez daha gözler önüne serildi” dedi.
‘ABD Çin ve Rusya’nın ticari etki alanlarını daraltmak istiyor’
Emperyalist tekeller ve politik temsilcilerinin; emekçi halklar açısından daha fazla yoksulluk, ölüm, sürgün, göç anlamına gelen savaşı yağma, kaynaklara çökme ve ele geçirme amacıyla siyasal bir araç olarak kullandığını ifade eden Aslan, İran savaşının gerekçelerini şöyle açıkladı: “İran dünyada kanıtlanmış petrol rezervleri sıralamasında üçüncü, doğalgaz rezervinde ikinci sırada. Çinko, bakır, demir, uranyum, kurşun, krom, manganez, kömür, sülfür ve altın gibi madenler bakımından zengin bir ülke. İran, ABD tekellerinin çökecekleri enerji ve maden kaynaklarının yanı sıra, 90 milyonluk nüfusuyla işçilerin ve emekçilerin emeğinin ucuza sömürüleceği açık bir pazar olarak görülüyor. ABD emperyalizminin bölgesel siyasi ve stratejik hedeflerinden biri ise Çin ve Rusya’nın ticari etki alanlarını daraltarak gelecekteki hesaplaşmaya hazırlanmak. Ortadoğu’da dizginsiz güç olmayı hedefleyen İsrail ise İran’da rejim değişikliğiyle siyonist yayılmacılığın önündeki engel ve tehditleri ortadan kaldırmak istiyor.”
Irak’tan Suriye’ye ‘demokrasi ve özgürlük’ vaadi
ABD’nin İran’a dönük saldırısına “demokrasi ve özgürlük” vaadini gerekçe yapmaya çalıştığını ifade eden Aslan, aynı vaatle emperyalist müdahalelerin ve işgallerin gerçekleştiği Irak, Suriye, Afganistan ve Libya’yı hatırlatarak “2003’teki Irak işgalinden ve diktatör Saddam yönetiminden geriye; mezhepsel çatışmalar, yakılıp yıkılan kentler, intihar eylemleri, IŞİD ve benzeri kanlı cihatçı örgütler, el konulan petrol kuyuları, siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklarıyla beraber emperyalizme göbekten bağlı işbirlikçi yönetimler kaldı. ABD, 11 Eylül saldırılarını bahane ederek işgal ettiği Afganistan’ı Taliban’a teslim etti. İngiltere, siyonist İsrail ve ABD eliyle devrilen Esad sonrası Suriye cihatçılara teslim edildi. Cihatçıların ilk icraatı Dürzileri, Alevileri ve Kürt halkını katletmek oldu” ifadelerini kullandı.
Demokrasi ve özgürlük vaadinin işgallerin bahanesi olduğunu vurgulayan Aslan, “ABD ve siyonist İsrail amaçlarını gizlemiyor. Amaçları açık; kaynaklara çökmek, Molla rejimi yerine İran’da yeni bir işbirlikçi yönetim oluşturmak” dedi.
‘Saray rejimi ABD ve İsrail’in tarafındadır’
İran’a dönük saldırıların kısa sürede bölgesel bir savaşa dönüştüğünü vurgulayan Aslan, “ABD ve İsrail yalnız değil. İngiltere, Almanya, Fransa, Yunanistan, İtalya, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kıbrıs Rum Kesimi savaşta aldıkları pozisyon ve yaptıkları açıklamalarla adı konulmamış bir ittifakın parçası oldular. Yaşanan katliamlardan sorumludurlar” dedi.
Türkiye’nin pozisyonuna da değinen Aslan, “Saray rejimi, ABD ve siyonist İsrail saldırganlığa karşı utangaç bir üslupla masaya dönme çağrıları yaparken, İran’a saldıran ABD-Siyonist İsrail değilmiş gibi davranıyor. Türkiye’deki NATO üsleri İran’a yönelik saldırıda istihbarat, keşif vb. amaçlarla kullanılıyor. Yaşanan bu durum saray rejiminin, ABD ve İsrail’in tarafında olduğunun göstergesidir” ifadelerini kullandı.
‘26 kentte 31 NATO ve ABD üssü var’
“Sırada Türkiye var” propagandasının da yalandan ibaret olduğunu söyleyen Aslan, Saray rejiminin bu propaganda ile iç cepheyi tahkim etmek ve faşist rejim inşasını hızlandırmak istediğini vurguladı. Türkiye’nin 26 kentinde 31 ayrı NATO ve ABD üssü bulunduğunu hatırlatan ve Türkiye haritası üzerinde işaretlenmiş üsleri gösteren Aslan, “Eğer Türkiye açık hedef haline gelirse, bu saray rejiminin emperyalist işbirlikçisi politikalarının sonuçları nedeniyle olacaktır. Üslerin hiçbir koşulda ABD tarafından İran’a karşı kullanılmasına izin verilmemelidir” diyerek emperyalist ülkelerin Türkiye’deki askeri faaliyetlerinin durdurulması gerektiğini ifade etti.
İncirlik Üssü’ndeki hareketliliği görüntüleyen gazetecilerin gözaltına alınıp serbest bırakılmasını da eleştiren Aslan, “Gazetecilik suç değildir, basın özgürlüğü mücadelesinin, halka gerçekleri ulaştıran gazetecilerin yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.
1 Mart hatırlatmalı mücadele çağrısı
İran’a dönük emperyalist saldırıların faturasının Türkiyeli işçi ve emekçilere de çıkarılacağını söyleyen Aslan, “Savaşa bağlı katlanan petrol fiyatları Türkiye’de elektrik faturalarına, akaryakıta ve temel tüketim maddelerine zam olarak yansıyacaktır” dedi.
Emek örgütleri ve demokrasi güçlerinin 2003’te verdiği mücadele ile 1 Mart tezkeresini durdurduğunu hatırlatan Aslan, “O gün 1 Mart tezkeresine geçit vermeyen işçi ve emekçiler bugün de başta İran’a dönük emperyalist müdahalelere geçit vermemelidir. Tüm dünyayı tehdit eden bu saldırganlığa karşı çıkış çok açık: Emperyalizme karşı dünya halklarının, işçi ve emekçilerinin enternasyonalist mücadelesi” çağrısında bulundu.
‘Aile Yılı propagandası yapılırken 180 kadın evinde katledildi’
Basın toplantısında 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin de çağrıda bulunan Aslan, 2025’te 294 kadının katledildiğini, 297 kadının ölümünün ise şüpheli bırakıldığını; bu yılın ilk iki ayında ise 45 kadının katledildiğini, 29 kadının ölümünün aydınlatılmadığını söyledi.
İktidarın “Aile yılı” propagandası yaparken katledilen kadınların 104’ünün evli olduğu erkek, 32’sinin eskiden evli olduğu erkek, 28’inin akrabası tarafından öldürüldüğünü, yine 180 kadının evinde katledildiğini vurgulayan Aslan, “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” diyen Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızını; bıçaklanarak öldürülen Öğretmen Fatma Nur Çelik’i hatırlatarak “Tüm kadınları sömürüye, işyerlerindeki ayrımcı uygulamalara, baskı politikalarına karşı, güvenceli iş, eşit işe eşit ücret ve şiddetin önlenmesi için saray rejimine karşı mücadeleye çağırıyoruz” dedi.
‘9 Mart’ta Silivri’deyiz’ Basın toplantısının sonunda 9 Mart’ta Silivri’de görülecek İBB davasını parti heyetiyle birlikte izleyeceklerini ifade eden Aslan, “AİHM ve AYM kararları uygulanmıyor. Bildiğiniz gibi Kobani tutsakları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ; Gezi davası tutsakları Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Osman Kavala rehin tutuluyor. 19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve diplomasının iptal edilmesiyle başlayan süreç, tutuklanmasına kadar uzandı. Belediyelere yapılan operasyonlar sonucunda tutuklamalar oldu ve bazı belediyelere kayyımlar atandı. Tüm demokrasi güçlerini 9 Mart’ta Silivri’de görülecek davaya katılmaya çağırıyoruz” dedi



