Barış.. Ama Nasıl Bir Barış? Arap Baharı Memleketime Hoş geldin!

Gürsel Karaca

Gözlem

Yazmanın ve düşündüğünü ifade etmenin her geçen gün ağırlaştığı ülkemde yazıyorum bu yazıyı. Sansürlenen, kalemi elinden alınan, düşündüğünü ifade ettiği için yargılanan, tutuklanan herkese selam olsun…
Kim istemez “İmralı sürecinde yürütülen görüşmeleri Türkiye’de evrensel ölçütlerde demokrasiyi tesis etme, milletin refahını yükseltme penceresinden” değerlendirebilmeyi!
Kim istemez “bu süreci demokrasinin içselleştiği, cem evinin ibadethane olarak kabul edildiği, insanların silahlarını bıraktığı, kadının çalışma ve özel hayatında şiddete maruz kalmadığı, işçilerin gerçek sendikal haklara ve çalışma koşullarına kavuştuğu, hakim ve savcıların ayrı erklere bağlandığı, seçim, partiler, ihale yasalarındaki garabetlerin ortadan kalktığı, tercih ve yönelimlerinden dolayı kişilerin aşağılanmadığı, yasa dışı dinlemelerin suç olduğu, bürokrasinin belli grup ve cemaatlerin tahakkümünde olmadığı, milletin değerlerine hürmet edildiği bir ülke hedefiyle” kurgulayabilmeyi.
Kim istemez “Sakarya’nın Fırat’la kardeş” olmasını. Kim istemez “Zağros ve Toros dağ eteklerinde” çocukların gülerek oynamasını. Kim istemez “Kaçkar’ın Cudi’yle dost olmasını.” “Halay ve Delilo’nun Horon ve Zeybek’le hısım akrabalığını” kim inkar edebilir. Kız alıp vermişiz çünkü yüzyıllarca..Tavuklarımız karşı komşunun tavuklarıyla birbirine karışmış, aldırmamışız..Fukaralıktan değil, alışmamış elimiz pasaporta, bundandır!
Kim istemez “kaldırın duvarları yıkın gitsin hepsini” türküsünü hep bir ağızdan söylemeyi. Kim istmez “kış yüzünü bahara dönerken, memleketime de gerçek anlamda bahar gelmesini.” Kim istemez “çoğu Türk, çoğu Kürt çocuklarının yüzlerinde iyimser bir gül açmasını.”
Yıllardır acıyla yoğrulmuş Anadolu topraklarının yeni bir güne merhaba der gibi, yeni bir sayfadan bakıp, “unutmak değil belki ama, hatırlamamak mümkün” diyebilmeyi kim istemez.
Yalnız bugünkü “barış sürecine” baktığımız zaman, süreç Fethullah-Apo-Erdoğan tarafından yürütülmektedir. Görüşmelerdeki amaç, terörü durdurmak amacıyla alınması gereken önlemler mi, Kürt sorunumu, yoksa Apo’yu serbest bırakıp, Başkanlık sistemini getirip Erdoğan’ı başkan mı yapmak? Bu konuda ciddi soru işaretleri bulunmaktadır. Önümüzde yeni Anayasa çalışmaları ve çok önemli ve çok kritik üç tane seçim olduğunu göz önüne alırsak bu soru işaretleri ve şüpheler hiçte yersiz değildir.
Basına sızan İmralı tutanaklarından da anlaşılıyor ki Başkanlık sistemi masada pazarlık konusudur. Erdoğan Başkanlık sistemini getirebilmek için daha önceki “Apo’yu asarım”, “PKK’yla kucaklaşan BDP vekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırırım” gibi milliyetçi söylemlerden, yüzünü Apo’ya ve BDP’ye dönmüştür. Çünkü olası bir Başkanlık sistemi referandumu için AKP’nin tek başına meclisteki sandalye sayısı yeterli sayısı yoktur. Bunun için BDP ittifakı şarttır.
Apo’nun İmralı tutanaklarında ve Nevruz mesajında kullandığı dini söylemler Erdoğan’ın ve Dışişleri Bakanı A.Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik kitabında yazdığı söylemlerle örtüşmektedir. Marksist felsefeyle kurulan ve buna inanan Apo, dini söylemleri ağır basan ve bu söylemlerle iktidara gelen Erdoğan’la ve Fethullah’la hangi ortak noktada nasıl buluşmuştur? Birbirine taban tabana zıt bu iki söylem nasıl bir ittifak kurabilmiştir, bu da bugün anlaşılması güç bir konudur.
Erdoğan ve Fethullah’ın buradaki amacının, Başkanlık sistemiyle “tek adamlık” ve ABD’nin “ılımlı İslam projesi”ne uygun bir devlet yaratmak olduğunu görmemek için kör olmak gerekir. Bunun karşılığında Apo’ya özgürlük, yerel yönetimlerin yetkilerinin arttırılması, vesayetin azaltılması, valilerin seçimle iş başına gelmesi ve bölgesellik kavramını geliştirmek, verilmektedir. Yeni çıkan Büyükşehir Belediyesi yasası bunun bir ön adımıdır. İkinci adım olarak bölgeselleştirmedir. Böylece ABD’deki Başkanlık sistemi tarzındaki bir yönetime ve federalizme geçiş kolay olacaktır.
Bugün Kürt sorununa sadece kendi iç sorunumuz gözüyle bakamayız. Yine İmralı tutanaklarından ve Apo’nun Nevruz mesajından anlaşılacağı üzere, Apo’nun “barış sürecine” dair çağrısı sadece Türkiye’deki Kürtlere değil, Suriye-İran-Irak Kürtlerine de bir çağrıdır. Bugün Ortadoğu’da Arap Baharı rüzgarları eserken ve sınırlar yeniden çizilirken bu çağrı dikkate alınmalıdır. İsrail’in Mavi Marmara olayı nedeniyle Türkiye’den tam bu sıralarda “özür dilemesi” de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Nihai hedef olan, Türkiye-Suriye-İran-Irak topraklarında oluşacak olan otonom veya federal bir “Kürt Bölgesi”ne, ABD’nin Ortadoğu’da “ebedi” dostu Türkiye ve İsrail tarafından “hamilik” yapması planlanmaktadır. Bu nedenle bölgede, Türkiye ve İsrail’in bugün ve gelecekte “barış ve işbirliği” ABD çıkarları için son derece hayati önemdedir.
Bugün ki sürece ister “Kürt açılımı”, ister “barış süreci”, ister “çözüm süreci” diyelim. Soruna “demokrasi sorunu” gözüyle bakmadığımız sürece, Türkiye tam demokratikleşmeden Kürt sorununa bir çözüm getirmek olanaksızdır.
Türkiye’nin demokrasi sorunu vardır. Ekonomiyi, siyasal, sosyal süreci, kalkınmayı, planlamayı içine alarak tümünü kapsayacak bir demokrasi süreci başlatılmalıdır. Demokrasi sorununu çözdüğümüz zaman onun türevi olan Kürt sorunu da çözülür. Çağdaş standartlardaki demokrasinin tüm ülkede, tüm boyutlarıyla kurumsallaşması PKK’nın toplumsal tabanını ve desteğini yitirmesini de sağlayacaktır.
Bugünkü “barış süreci” bu bağlamda ele alınmaz ve değerlendirilmezse, Fethullah-Apo-Erdoğan bağlamında yürürse “Arap Baharı memleketime hoş geldin!” demek kalıyor geriye.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir