Türkiye'yi bekleyen büyük tehlike

Türkiye bir zamanlar Ortadoğu’nın abisi, ABD’nin müttefiki, AB’ye sadık aday ülkeydi. Başbakan Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti iktidarıyla Türkiye’nin 11 yılda önemli ölçüde yol katettiği bir gerçek. Zaman’ın derlediği habere  11 yıl boyunca Ortadoğu’nun abisi, ABD’nin en yakın müttefiki, AB kapılarını zorlayan vazgeçilmez üye adaylığı yolunda atılan adımlarla dünyanın parlayan ülkesi yolunda ilerliyordu. Ancak son birkaç yılda atılan adımlar, verilen yeni anayasa sözünün tutulmamış olması, AB rotasının Şanghay’a çevrilmesi, yargıya müdahale, birtakım özgürlük ve eşitliklerin kısıtlanması, temel hakların adeta bir ‘lütuf’ gibi verilmesi, tek adamlığı öncüleyen yasaların çıkarılması, 2013 yılına damgasını vuran ve 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet iddiası operasyonlarıyla 11 yıl öncesine geri dönüldüğünü söylemek mümkün. Financial Times Gazetesi yazarlarından David Gardner, ‘Otoriter Erdoğan cazip olmayan bir emsal sunuyor’ (2 Nisan 2014) yazısında, ’ın ‘tek adam’lık girişimlerini uzun uzun sıralayıp ardından Erdoğan ile Irak’taki Nuri el-Maliki ve Mısır’daki Abdülfettah el-Sisi arasındaki ortak noktalara yer veriyor. Yazıdan Türkiye’nin adının artık Avrupa ülkeleriyle değil de Rusya ve Ortadoğu ülkeleriyle, Türk liderlerin adının ise demokratik isimlerle değil, ‘tek adam’ modelleriyle karşılaştırıldığını gösteriyor. Bir zamanlar Ortadoğu’ya örnek, ABD’ye müttefik, AB’ye aday parmakla gösterilen, ‘komşularla sıfır sorun politikası’ ile adından söz ettiren vazgeçilmez Türkiye’nin bugün geldiği nokta itibarıyla diğer dünya ülkelerinin gözünden nasıl göründüğü doğal olarak merak ediliyor. Bugün Türkiye’nin uluslararası arenadaki nasıl bir intiba uyandırdığını, AB ülkelerinin, ABD, İngiltere, Mısır, Kore, Rusya’nın gözünden Türkiye’nin şimdilerde nasıl göründüğünü, bölgelerde bulunan stratejistler, Türkiye uzmanları ve gazeteciler anlattı. Yapılan değerlendirmelerden en ilginci ise şüphesiz Rusya’dan Türkiye’nin nasıl göründüğüydü.”Türkiye, ABD için idare edilmesi gereken bir müttefik”İlhan Tanır (Gazeteci-ABD): Amerikan halkı gözünden bakınca Türkiye, son yıllarda ismi sürekli Suriye ile anılan bir ülke durumunda. Geçen haziran ayından itibaren ise Türkiye’nin Amerikan haber kanallarıyla gazetelerine haber konu oluş nedeni, Gezi protestoları ve bu protestolara güvenlik kuvvetlerinden yapılan sert müdahaleler. Özellikle son zamanlarda yolsuzluk iddiaları ve Twitter başta olmak üzere sosyal medya yasakları söz konusu. ABD’dekiler için Ankara giderek Batı ailesinin bir ferdi değil, idare edilmesi gereken bir müttefik gibi görünüyor. Bir taraftan artan otoriterliği, diğer taraftan yolsuzluk iddialarıyla boğuşan, demokratik standartlarda sürekli geriye gidiyor izlenimi veren bir ülke. Bütün bunların üstüne de, komplo teorilerinde ABD’nin ve büyükelçisinin ısrarla hedeflenmiş olması, en azından hükümet yetkililerinden bu tür söylemlere önceki yıllarda alışık olmayan Washington için bir başka kötü sürpriz oldu. Kısacası, Washington’ın Türkiye halkalarındaki AKP hükümetine yönelik olarak ilk yıllarındaki olumlu bakış ve iyi niyeti, son 10 ay içinde tersine döndü. Bunun yanı sıra sosyal medyayla birlikte, artık iç politik söylem diye bir bahane geçersiz. Bundan dolayı da, son on aydır önde gelen hükümet yetkililerden duyulan yakıcı, yıkıcı, polarize edici ve hatta bazen nefret aşılayan söylemler dışarıda gözlerin bazen fal taşı gibi açılmasına neden oluyor ve ülkede kaos yaşandığı izlenimi veriyor. İçeride yapıcılıktan uzak ve halkına saygı dilinden yoksun bir idare, dışarıda da yapıcı bir aktör olarak kendini kabul ettirmekte ve saygı kazanmakta normalden çok daha büyük bir güçlük yaşıyor.”Siyasi figürler hükümete destek verdikleri için pişman”Serdar Yeşilyurt (TUSKON Brüksel temsilcisi-Belçika): Türkiye geçtiğimiz 10 yılda gerek demokrasi gerekse ekonomi alanında katettiği mesafe açısından belki de en çok Brüksel’de takdir edildi. 2011 seçimleri sonrasında parlamentoda ciddi bir çoğunluk, bir sonraki seçimlere kadar başta yeni anayasa olmak üzere Avrupa kamuoyunda Türkiye’nin siyasal ve ekonomik anlamda güvenirliğinin artmasına yönelik beklenti içine girdi. Buna mukabil Türkiye’den gelen sinyaller ise tam tersi istikamette yol alındığı izlenimi uyandırdı. Özellikle 2013 yazında Gezi hadiseleri ve hükümetin verdiği tepkiler karşısında bazı düşünceler aleyhe dönüştü. Bu resme Mısır darbesinde Türkiye’nin bölgedeki ağırlığını da kaybettiği algısını ekleyince güçlü, istikrarlı ve müttefik Türkiye’nin yerine baskıcı, güven erozyonuna uğramış ve öngörülemeyen bir tutumla yönetilen bir ülke ortaya çıktı. Türkiye’ye Brüksel’de en güçlü desteği veren siyasi ailelerin dahi bu desteği geri çektikleri ve önemli siyasi figürlerin Türkiye’ye çağrı yapmaktan vazgeçtiğini söymek mümkün. Hatta hükümete verdikleri desteğe pişmanlık duyduklarını ifade etmeleri, Brüksel’i bilenler için uzun vadede Türkiye-AB ilişkilerinde geri dönüşü imkânsıza yakın yaralar açıldığını gösteriyor. Türkiye’nin 2013 yılında demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, ifade hürriyeti kavramları etrafında aldığı eleştirilerin ve kırılan imajının tekrar doğru adımlar atılarak bile düzeltilmesi çok uzun zaman alacak. Ayrıca üyelik müzakerelerinin tekrar rayına oturmasının çok zor olduğu da unutulmamalı.”17 Aralık’tan beri AKP öncülüğünde darbe yaşanıyor”Prof. Dr. Ali Kazancıgil (Siyaset bilimci ve Türkiye uzmanı-Fransa): Türkiye’nin Ortadoğu’daki diğer ülkeler için model olacağı söyleniyordu. AB ve ABD’nin anlayamayacağı şekilde birden üçüncü dünya ülkesi haline gelmeye başladı. AKP iktidarı ileri seviyeye taşıdığı Türkiye’yi birden gerileterek aldığı noktaya geri taşıdı. Şu an çoğu AB ülkesinde, “Bu ülke Avrupalı olamaz” diyorlar. Türkiye, yıllarca askeri darbe baskısı altında yaşadı, 17 Aralık’tan beri de AKP öncülüğündeki bir sivil darbe içinde yaşıyor. Biri demokratım dediğinde bundan çok az sapsa bile, 180 derece dönmesi mümkün değil. Ama bırakın Erdoğan ve demokratlığı, şu an diktatörden de beter otokrat bir imaj hâkim. Avrupa’daki çoğu stratejist ve siyasetçideki hâkim düşünce ‘Türkiye için şu an AB’ye girmek söz konusu bile değil.’ Türkiye’nin iç siyasetindeki yolsuzluk ve rüşvet iddiaları, Suriye’ye giden ve Adana’da durdurulan MİT kamyonunun El-Kaide cihatçılarına yardım intibası özellikle ABD’yi ve AB’yi çok endişelendiriyor. Dünya şu anda demokrat geçinen ama her şeye, TV dizilerine bile, müdahale eden bir lideri izliyor. Bu halleri meselenin siyasi değil psikolojik olduğunu gösteriyor. Çünkü Erdoğan, paranoyak bir tutum sergiliyor. Bir Başbakan düşünün, ona muhalif herkese karşı tek söylemi paralel ve vatan haini. Paralel devlet iddiasını yurtdışında kimse ciddiye almıyor. Buradaki siyasiler Gülen Hareketi’nin siyasetle ilişkisiz sivil bir hareket olduğunu ve tüm meselenin AK Parti ve parlamenter sistemin zayıflığı olduğunun farkında.”Erdoğan ile politik sistem, tek adam yönetimine daha yakın”Dr. Bill Park (İngiliz Ortadoğu uzmanı-İngiltere): Türkiye ile ilgili sadece İngiltere’de değil, Avrupa’nın tamamında ve Amerika’da Türk dış polit
ikasındaki ve ülke içindeki son gelişmeler ışığında çok büyük bir hayal kırıklığı var. Washington, Türkiye’nin Suriye, Batı ve İsrail politikası, Riccardione’ye davranış tarzı, Çin füzesi teklifi anlaşması ve benzeri tutumlarından memnun değil. Türkiye stratejik olarak Avrupa ve Amerika için önemli. Washington kızgın. Avrupa uzlaşmacı bir dil kullanıyor ama görülebilir gelecekte Avrupa hayali ölü. AKP’nin ilk döneminde Türkiye için büyük bir umut vardı ilk başta. Fakat şu anda görülüyor ki Türkiye, artık AKP iktidara gelmeden öncesinden daha demokratik değil. Hukukun egemenliği, ifade ve basın özgürlüğü, kurumların bağımsızlığı gibi ‘Batılı’ demokrasi için tüm bu önemli kriterler ilerlemedi. Dahası, Erdoğan ile birlikte politik sistem şu anda tek adam yönetimine daha yakın. Devletin birimleri dışlanıyor veya MİT ve yargıda olduğu gibi tamamen Erdoğan ve çevresindeki birkaç kişinin kontrolü altına alınıyor. Başbakan, kendi düşüncesine muhalif ve engel olarak gördüğü herkesi yok etmek istiyor. Benim gibi Türkiye’den daha iyi şeyler bekleyen Batı’daki insanlar, Türkiye’nin eski olduğu yerde olmasından büyük hayal kırıklığına uğradı.”Kaos varsa bile Türkiye-Rusya ilişkisini etkilemez”Alexander Sotnichenko (Rus Türkolog ve Ortadoğu uzmanı-Rusya): Türkiye, Rusya’nın müttefiki, ucuz ve kaliteli yaz turizmiyle gelişmiş büyük bir devlet. Özellikle son 2-3 yıl içinde İstanbul, Rusların tatil ve alışveriş merkezi oldu. Rusya’da, Türkiye’yi Kafkaslardaki terörizmin destekçisi ve NATO üyesi olduğu için düşman olarak bilen bir düşünce görülebilir ama buna artık sık rastlamak mümkün değil. Türkiye, kaybetme noksanlığından ve siyasi krizden çıktı. Sokak devrimi akımı bekliyordum ama Türk kararlılığı sadece kaosa sebep oldu. Rusya’dan bakınca Türkiye iç siyasetine dair bir kaos görünmüyor. Kaos varsa bile bu Türkiye–Rusya ilişkilerini etkilemez. Suriye konusunda bile etkilemedi.”Çoğunluğun egemenliği demokrasinin zayıflığıdır”Dr. Jang-Ji-Hyang (Ortadoğu ve Kuzey Afrika Politikaları Araştırma Enstitüsü-Kore): Son 10 yılda Türkiye uluslararası aktivizm sorumluluğuna sahip, kararlı bir yükselme ve başarılı demokratikleşme adımlarıyla örnek bir ülkeydi. Bunda Başbakan Erdoğan’ın etkisi de büyük. Ancak bugün ona oy vermeyen yüzde 50’yi dikkate almadan, kendinden aşırı emin biri olarak görünüyor. Erdoğan, ilk iki döneminde Kürt sorununu, AB üyeliğini, sivil–asker ilişkilerini kapsayan hamleler yaptı. Bu arada tekelinde topladığı gücü, bölünmüş seküler rakipleri ve kaybetmesi mümkün olmayan kredisi vardı. Ama Başbakan ve onun partisi olan AKP, bu on yıl içinde güçlü pozisyonlarıyla kemikleşti. Başkanlık sistemine geçerek rol kapma isteği açık bir otoriterlik arzusu göstergesi. Oysa şu anda Erdoğan, popülist politikalar yerine çoğunluğun egemenliğinin temsilci demokrasinin zayıflığı olduğunu aklında tutmalı. Artık bu saatten sonra çok ünlü ‘Türk modeli’ ikinci aşama olarak çoğulcu politika ve demokratik katılımın değerini yükseltmek zorunda.”Gücü tekelleştirme gibi totaliter uygulamalar var”Galal Nassar (Haftalık Al-Ahram  dergisi Genel Yayın Yönetmeni- Mısır): AKP propaganda makineleri sürekli olarak AKP’nin haricinde bir partiye oy vermeyi, ülkeyi geçmişteki kötü yönetime ve kronik ekonomik krizlere geri götüreceği mesajını iletiyor. Ayrıca farklı bir partinin camileri ve dini eğitimi tehdit edeceğini pompalıyorlar. Suriye ile ilgili ses kayıtlarının hesabını sorması gerekirken, politik rakipleri ve sosyal ağları işbirliğiyle suçladı. Karizmatik liderliğinin unsurlarını kullanarak gücü tekelleştirme gibi totaliter uygulamalar var. Fakat dikta rejimlerinden önemli bir fark görülüyor. Dünya bu tehlikenin farkında ve Türkiye’deki birçok kesim böyle bir gidişatın ülkeye demokrasiyle kazanılan her şeyi kaybettireceğinin bilincinde. Şimdilik bazı yolsuzlukların ve hukuksuzlukların üzeri örtülmüş olabilir ama hesap defterleri sonraki seçimde veya ekonomik bir krizde yeniden açılmak üzere her zaman bekliyor olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir