TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Trump, 21. Yüzyılın Hitler’idir!

Example HTML page

Baş, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı hakkında sessiz kalan Erdoğan’ı sert sözlerle eleştirdi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis’te düzenlediği haftalık basın toplantısında Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Venezuela’ya yönelik saldırısı ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ABD güçleri tarafından kaçırılmasına ilişkin konuştu. Baş, “Trump 21. Yüzyılın Hitler’idir. Bu sadece Venezuela’ya verilmiş bir gözdağı değil, bütün dünyaya bir mesaj veriyorlar” ifadelerini kullandı.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Asgari ücret tartışmaları ve derinleşen yoksulluk gündemi hakkında konuşan Baş, Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) istifa eden Hasan Ufuk Çakır, Demokrasi ve Atılım Partisi’nden (DEVA) istifa eden İrfan Karatutlu ile bağımsız milletvekili İsa Mesih Şahin’in AKP’ye katılmasına da değindi.

Konuşmasının önemli bir kısmını ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı ve Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun ABD güçleri tarafından kaçırılmasına ayıran Baş, “Trump, 21. Yüzyılın Hitler’idir” sözlerinin altını çizdi.

Baş, söz konusu gelişmeler karşısında iktidarın ve AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sessizliğini de gündeme getirerek, “Daha düne kadar ‘dostum’ dediğin kişi Amerika tarafından kaçırılmışken, üstelik başka bir ‘dostun’ tarafından kaçırılmışken… Ağzını aç be adam! Hani dünya beşten büyüktü?” sözleriyle Erdoğan’ı sert sözlerle eleştirdi. “Yıllarca sömürdükleri, ‘din kardeşimiz’ dedikleri Filistin’i satan Venezuela’yı zaten satar” diyen Baş, iktidarın yalanlarına ve ikiyüzlülüğüne öfkeli olduğunu dile getirdi.

‘TAKVİMLER DEĞİŞİYOR AMA MEMLEKETTE YOKSULLUK YERLİ YERİNDE DURUYOR’

TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın açıklamaları şöyle:

“Yeni yılın ilk basın toplantısına tüm yurttaşlarımızın yeni yılını kutlayarak başlamak istiyorum. Umuyorum yeni yıl hepimiz için sağlıklı, mutlu, geleceğe güvenli ve umutla baktığımız günler getirsin. En azından biz bunun için mücadele etmeye devam edelim.

‘Yeni yıla girdik ama ülkede pek yeni bir şey yok’ desem herhâlde kimse itiraz etmez. Memlekette takvimler değişiyor ama yoksulluk yerli yerinde duruyor; hukuksuzluk, adaletsizlik aynı devam ediyor. Bağımlılık bütün hızıyla sürüyor. Memleketin üzerindeki kara bulutlar varlığını sürdürüyor. Tabii yeni yıl, yeni umutların iktidar tarafından yıkıldığı bir biçimde başladı, asgari ücretten bahsediyorum, en düşük emekli aylıklarından bahsediyorum, asgari ücret alan insanların sayısındaki inanılmaz artıştan bahsediyorum, neredeyse memlekette olağan ücret hâline geldi. En düşük emekli maaşı alan emeklilerin sayısı her geçen gün artıyor. Eskiden tartışıyorduk, ‘Yoksulluk, açlık’ falan diyorduk; bunlar artık sefalet ücretleri. Bunlar kelimenin tam anlamıyla kölelik ücretleri. İktidar diyor ki bu memleketteki milyonlarca işçiye, emekçiye, yıllarca emek vermiş milyonlarca emekliye, ‘Siz sadece nefes alıp verin. Nefes alıp vermekten ibaret bir yaşam sürmeye çalışın. Bizim size verecek hiçbir şeyimiz yok’. Ama bunu söyleyen iktidar, öbür yanda bir avuç zengini daha zengin etmeye, uluslararası tekelleri Türkiye’de en iyi biçimde ağırlamaya, yerli ve yabancı para babalarını mutlu etmeye devam ediyor.

‘2025 YILINI ÇOCUKLARIN AÇLIKTAN OKULLARDA BAYILDIĞI BİR YIL OLARAK HATIRLAYACAĞIZ’

Değerli arkadaşlar, ‘2025 yılını nasıl hatırlayacağız derseniz’, okullarda çocuklarını aç bırakan bir ülke olarak hatırlayacağız. Okullarda çocukları su içemeyen, açlıktan evlatları okullarda bayılan bir ülke olarak hatırlayacağız. Biz bu iktidarı çocukların tedavi edilebilir hastalıklar varken, paraları olmadığı için tedavi edilemediği bir ülke yaratan iktidar olarak hatırlayacağız. Biz bu iktidarı Yenidoğan Çetesi ile hatırlayacağız. El kadar bebekleri para kazanmak için katleden bir idareciyi Sağlık Bakanı yapan iktidarı hatırlayacağız. Turizm patronundan, Kartalkaya’da onlarca insanımızın hayatını kaybetmesine neden olan bir Turizm Bakanı yaratan iktidar olarak hatırlayacağız. Biz bu iktidarı, bu ülkede ‘En ucuz maliyet kalemi işçi canıdır’ diyen bir iktidar olarak hatırlayacağız. Bunları asla ama asla unutmayacağız. Bu haksızlıklara karşı, yavrularımızın MESEM adı verilen sömürü yuvalarında katledilmesine ses çıkarmayan, bunu teşvik eden, 13-14-15 yaşındaki çocukları sermayeye ucuz iş gücü olarak pazarlayan bir iktidar olarak hatırlayacağız. 2025 bizim aklımızda böyle kalacak. Hiç kuşku yok, bu haksızlıklara, hukuksuzluklara, yoksullaştırmaya karşı mücadele eden insanların olduğu bir ülke olarak hatırlayacağız Türkiye’yi.

Türkiye tarihinin en ağır gelir adaletsizliğini yaşıyor. Bir avuç insan her gün servetine servet katarken milyonlarca insan hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Bakın, asgari ücret daha ele alınmadan açlık sınırının altında kalmış durumda. Bu rekor Tayyip Erdoğan’a ait. Daha önce asgari ücret ilan edildiğinde bu kadar rezil bir tablo olmuyordu. Emekli her gün aynı soruyu soruyor, ‘Bugün acaba hangi öğünü atlasam? Bugün kahvaltı mı yapmasam? Bugün öğlen mi yemek yemesem? Bugün yürüyerek mi gitsem?’. Yaşayabilmek için ‘Hangi öğünü atlamalıyım’ sorusunu sorduran bir memleket yarattılar. Gençler artık ‘Ne yaparım da yaşarım’ diye bile sormuyor, ‘Nasıl giderim’ diye soruyor. Bu da bu iktidarın başarısı!

‘TRUMP, 21. YÜZYILIN HİTLER’İDİR’

Değerli arkadaşlar, bugün Türkiye’de yaşanan şeyin adı bir karşı devrimdir ve tüm dünyaya egemen olan bu karşı devrimci sürecin, bu kara koalisyonun Türkiye’deki ortağıdır Recep Tayyip Erdoğan. 2026’nın ilk günlerinde Venezuela’da yaşananlar bunun en açık örneğidir. Karşı devrim dediğimiz şey, Amerikan emperyalizminin artık kılıf aramaya bile ihtiyaç duymamasıdır. Venezuela’da yaşanan şey bir diplomatik kriz değildir, bu bir gerilim değildir; bu düpedüz haydutluktur. Bir ülkenin devlet başkanı, başka bir ülkenin askerleri tarafından gece yarısı evinden kaçırılmıştır. Donald Trump’ın bu ‘çılgınlıklarının’ normalleştirilmesini kabul etmiyoruz. Bu vurdumduymazlığı, bu haydutluğu, bu kanun tanımazlığı herkes tarafından bilinen Donald Trump’ın aynı zamanda geçmişinde pek çok suç iddiası bulunan bir patron olduğunu hatırlatmak istiyorum. Emlaktan eğlenceye başkalarının hakkını çiğneyerek servet edinmiş bir hayduttan söz ediyoruz, kaybettiği seçimden sonra Kongre binasının basılmasına cevaz vermiş bir hayduttan söz ediyoruz.

Yani şimdi dünya tartışıyor, birtakım kılıflar uydurmaya çalışan unsurlar çıkıyor. Ya bu adam kaybettiği seçimden sonra gücü yetse iktidarı bırakmayacak birisi olduğunu zaten ilan etmişti, bugün de bize aynı şeyi söylüyor. Şimdi ne yapıyor? Amerikan devletinin sahip olduğu emperyalist kuvveti tüm dünyaya dehşet saçarak kullanıyor. İşte Elon Musk gibi başka bir kan emici patronla, Netanyahu ile birlikte bir iş ortaklığı kurmuşlar; adam açık açık çıkıyor diyor ki, ‘Biz oradaki petrol kaynaklarımızı yöneteceğiz’. Başka bir ülkede bulunan, kendisine ait olmayan petrol kaynaklarını gasbedip zorla el koyacak ve bunları yönetecek, bunu da çıkıyor açık açık söylüyor. Şunu bilelim; Trump’ın yaptığı şey tarihte maalesef defalarca kez örneğini gördüğümüz bir yoldur. Güce dayanıyor, silaha dayanıyor, hukuku eziyor. Arkadaşlar açık söylüyorum: Trump 21. yüzyılın Hitler’idir. Aynı zihniyet. Dünyayı kana bulayan o zihniyetin bugünkü temsilcisidir. Hitler de böyle diyordu, ‘Ben güçlüyüm, istediğimi yaparım. Güçlüysem haklıyım’ diyordu. Trump da aynısını söylüyor, ‘Ben güçlüyüm, petrol benim, o ülkeyi ben yönetirim, onu ben indiririm, itiraz ederim, ezerim’. Şunun altını özellikle çiziyorum, bu sadece Venezuela’ya verilmiş bir gözdağı değil. Bütün dünyaya bir mesaj veriyorlar. Ama bunun nasıl yıkıcı sonuçları olabileceğini düşünmediklerini sanmıyorum.

‘BİR EMPERYALİST HAYDUTLUKLA KARŞI KARŞIYAYIZ’

Eğer siz ‘Benim gücüm varsa istediğimi yaparım’ derseniz, dünyanın dört bir yanındaki Amerika’nın ortakları, Amerika’nın askerleri, Amerika’nın vatandaşları orada gücü olan başkaları tarafından başka muamelelere maruz kalır. Siz ‘Benim gücüm var istediğimi yaparım’ derseniz, sizden daha güçlü birisi gelir ve size istediğini yapar ve bu dünyada en büyük güç her zaman dünyanın ezilen halkları olmuştur. Gerekirse bunu bir kez daha Amerika Birleşik Devletleri öğrenecektir.

İşin bu kısmına dair aslında söylenecek çok fazla bir şey yok. Tartıştığımız şey, egemen bir devletin sınırlarından içeriye yabancı askerlerin girmesi ve o ülkenin seçilmiş devlet başkanını kaçırmasıdır. Yeter artık ya! Aynı şeyi İsrail Filistin’de yapmadı mı? Aynı barbarlığı, aynı vahşeti, aynı terörü orada izlemedik mi? Aynı şey Irak’ın parçalanması sırasında yaşanmadı mı? Aynı şey Suriye’de yaşanmadı mı? Ama bu sefer olan doğrudan, hiçbir meşruiyet arayışına girmeden, hiçbir uluslararası hukuk normunu tanımadan, ahlaki ve insani değerleri bir kenara bırakarak bir emperyalist haydutlukla karşı karşıyayız, nokta. Bütün dünya buna karşı en güçlü biçimde sesini çıkartmak zorunda.

ERDOĞAN’A SESLENDİ: ’65 DAKİKA KONUŞUYORSUN, ABD KELİMESİ GEÇMİYOR!’

Peki bunlar olurken, bunlar olurken Türkiye’de ne oluyor? Yani maalesef hatırlatmam lazım; bizde yerli ve milli olduğunu iddia eden bir iktidar var, değil mi? Yeri gelince dünyaya meydan okuduğunu söyleyen bir iktidar var. Yandaşları tarafından ‘dünya lideri’ olarak lanse edilen bir Cumhurbaşkanı var, doğru mu? Ne oldu arkadaşlar? Biz dünyadaki bu emperyalist haydutluğa karşı ne dedik? Ne yapıyorlar? Ne yapıyorlar biliyor musunuz? Açıkça söyleyeceğim; susuyorlar, korkuyorlar. Çok sıkışınca, muhalefet biraz bastırınca da kaçak dövüşüyorlar. Yarım saat kadar önce, bir saatten fazla Tayyip Erdoğan’ı dinledim. 65 dakika konuştu. 65 dakika konuşan Tayyip Erdoğan neler neler anlattı, muhalefeti eleştirdi bolca, kendilerinin bu ülkeyi nasıl kalkındırdığını uzun uzun anlattı. Rakamlar verdi; şunu yaptık, bunu yaptık, bunu başardık, şöyle yaptık, şöyle devam ediyoruz. Ya bakın inanamayacaksınız; 2025 yılında kaç sporcunun hangi madalyaları aldığına kadar saydı yani, her şeyi saydı. Ama bu 65 dakikalık konuşmada söylediklerinin bence hiçbir önemi yoktu. Önemli olan söylemedikleri. Yahu dünya lideri, yerli ve milli iktidar; 65 dakika konuşuyorsun, ABD kelimesi geçmiyor! Trump’ın adını anmıyor! Maduro diye birisi yok! Venezuela diye bir ülkede sanki hiçbir şey yaşanmamış!

‘‘DOSTUM’ DEDİĞİN KİŞİ BAŞKA BİR ‘DOSTUN’ TARAFINDAN KAÇIRILMIŞKEN AĞZINI AÇ BE ADAM!’

Değerli arkadaşlar çok açık ifade edeceğim; izlerken bu kadar utandığım çok az şey olmuştur hayatta. Yani bu kadar çok konuşup bu kadar hiçbir şey söylememek, hele dünya böylesi bir emperyalist saldırıyı, haydutluğu yaşamışken, daha düne kadar ‘dostum’ dediğin kişi Amerika tarafından kaçırılmışken, üstelik başka bir ‘dostun’ tarafından kaçırılmışken… Ağzını aç be adam, ağzını aç ya! Arkadaşlar bakın, 10 sayfa konuşma. Size soruyorum; ya bugün dünyanın herhangi bir yerinde, bırakın Cumhurbaşkanını, herhangi bir siyasi kişilik basının karşısına geçip şu olaydan bahsetmeden cümle kurabilir mi ya? Hiç mi utanmadınız? O metni yazanlar hiç mi utanmadı? Arkadaşlar peki baktım daha önce ne olmuş diye, girdim Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sayfasına, bakın lütfen. Dünyada bir haydutluk yaşanıyor, bir devlet başkanı kaçırılıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin internet sayfasında konuyla ilgili tek açıklama, Tayyip Erdoğan’ın Trump’la el ele gülen yüzlü fotoğrafı, telefonla görüşmüşler. Ne demiş? Aynen okuyorum arkadaşlar: Türkiye ile ABD arasındaki ikili siyasi ilişkiler, savunma sanayi alanında iş birliği, iki ülke arasındaki ticaret hacmi hedeflerine ulaşmak için atılacak adımlar konuşulmuş, Gazze ve Venezuela başta olmak üzere bölgesel konular ele alınmış. Arkadaşlar bakın budur bu. Öyle lafa gelince anti-emperyalizm, yok yerlilik, yok millilik, yok bağımsızlık… Buyurun beyler, busunuz işte siz!

‘HANİ DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜ?’

Özür dilerim, gerçekten öfkeleniyorum, ülkem adına üzüldüğüm için öfkeleniyorum. Bu ülkeyi böyle bir zihniyet dünyada temsil ettiği için üzülüyorum. Kendisine ‘dünya lideri’ diyor ama tek kelime etmiyor. Bu suskunluk, buradan bütün yurttaşlarımız bilsin, bu çok üzücü ama bu gerçeği herkesin bilmesi lazım: Bu suskunluk aslında bir itiraftır. Bu suskunluk aslında ‘Ben bu suçun bir parçasıyım, ben bu suçun ortağıyım’ demektir. Başka bir anlamı olabilir mi? ‘Venezuela’ dese ‘ABD’ demek zorunda kalacak, ‘ABD’ dese ‘Trump’ demek zorunda kalacak, ‘Trump’ dese aradaki dostluk ilişkisini anlatmak zorunda kalacak. O yüzden ne yapıyor? Madalyaları sayıyor. Soruyorum ya, hani dünya beşten büyüktü Tayyip Erdoğan? Öyle atıp tutuyordunuz ya. AKP’liler, bize yerlilik, millilik dersi veriyordunuz! Hani dünya beşten büyüktü? Bir Trump’ın karşısında dik duramadınız. Bu haydutluğa ‘haydutluk’ diyememek, bu alçaklığa ‘alçaklık’ diyememek, bu mu dış politika? Bu Türkiye’ye yakışıyor mu?

‘YILLARCA SÖMÜRDÜKLERİ, DİN KARDEŞİMİZ DEDİKLERİ FİLİSTİN’İ SATAN VENEZUELA’YI ZATEN SATAR’

Sesimin ulaştığı tüm yurttaşlara soruyorum; daha düne kadar ‘dostum’ dediğimiz bir ülkenin devlet başkanı haydutça bir biçimde kaçırılıyor. Dünyanın pek çok yerinde, bu ülkenin pek çok noktasında yurttaşlar bu duruma tepki gösteriyor. Ülkeyi yönetenler muhalefet biraz bastırınca bir açıklama yaptılar. İfadeye bakın, ‘müessif hadise’. Ne demek ya? Tabii ki Tayyip Erdoğan’ın, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin zaten bugünler için bu koltuğa oturtulduğunu biliyorum. Zaten bu ülke emperyalizme tam bağımlı hale gelsin diye bu iktidarın yerleştirildiğini biliyoruz, bunlara ilişkin bir tartışmamız yok. Ama o kadar yalan söylediler ki bu konuda, o kadar Türkiye halkının ülkeye bağlılığını, bu ülkeye olan sevgisini sömürdüler ki bu iki yüzlülükleri böyle açığa çıkınca o bugüne kadar söyledikleri yalanlar nedeniyle öfkeleniyorum. Yoksa bana sorarsanız, bu zihniyet yıllarca ‘Filistin, Filistin, Filistin’ dedi. 3-5 milyon dolar kazanacağız diye İsrail Filistin’i bombalarken ticaret anlaşmasına devam etti. Bana sorarsanız, yıllarca sömürdükleri din kardeşimiz dedikleri Filistin’i satan Venezuela’yı zaten satar. Ama bu yalanlara öfke, bu iki yüzlülüğe, bu riyakarlığa öfkem; bu korkaklığa öfkem ya! Açık söylüyorum, bu korkaklığa öfkem!

‘TRUMP TÜRKİYE’YE GELECEK, ANKARA’DA KIRMIZI HALILARLA KARŞILANACAK’

Değerli arkadaşlar, bir adım daha ileri gideceğim. Ne dedim? Trump Hitler’in 21. yüzyıldaki temsilcisidir. 21. yüzyıl tarihi yazılırken bugünlerin Hitleri olarak Trump yazılacak. Peki arada ne oluyor arkadaşlar? Arada ne oluyor biliyor musunuz? Bakın NATO’nun resmi internet sitesinden aldım. NATO’nun resmi internet sayfası 2026 Temmuz’unda NATO Liderler Zirvesi’nin Ankara’da yapılacağını yazıyor. NATO Liderler Zirvesi Ankara’da! Yani Trump Ankara’ya gelecek. Buradan Türkiye’de yaşayan her yurttaşa sesleniyorum, bütün siyasi partilerin sorumlu makamlarında bulunan arkadaşlarıma sesleniyorum: Şimdi herkes tarafını belli etmek zorunda. Şimdi dünyayı kana bulayan bu cani, bu faşist Trump Türkiye’ye gelecek, Ankara’da kırmızı halılarla karşılanacak. NATO toplantısı yapılacak. Dünyanın neresinde hangi hainlikler gerçekleştirilecek, bu planlar tüm NATO üyesi ülkelere onaylatılacak ve biz de buna sessiz kalacağız öyle mi? Değerli arkadaşlar, bunu kabul etmiyoruz. Dünyayı kan gölüne çeviren, dünyadaki hukuksuzlukları sürdürmekle görevli NATO’nun toplantısının Türkiye’de yapılmasını, bir uluslararası savaş suçlusu olması gereken Trump’ın Türkiye’de kırmızı halılarla karşılanmasını, burada halkımızın gözünün içine bakarak yalanlarını tekrar etmesini istemiyoruz, istemiyoruz, istemiyoruz!

‘BİZ NATO’YA KARŞIYIZ, TÜRKİYE’NİN NATO ÜYELİĞİNE KARŞIYIZ’

ABD başka bir ülkeye gitmiş orada devlet başkanını kaçırmış, ‘bu haydut’. Yurttaşın duygusu bu. Peki bu haydutların niye Türkiye’nin içinde üsleri var arkadaşlar? Türkiye’de niye Amerika’nın üsleri var? Türkiye’de niye Amerika’nın kullandığı NATO üsleri var? Türkiye niye NATO üyesi? Türkiye niye bu katillere ev sahipliği yapıyor? Bunları sormayacak mıyız? Bunlara karşı sesini yükseltmemek bu suçların ortağı olmak anlamına gelmeyecek mi? Biz emperyalist savaşların karargahı olacak bir ülke değiliz. Bu ülke haydutların ağırlanacağı bir ülke olmaz, olmayacak. Ben açık söylüyorum: Biz NATO’ya karşıyız, Türkiye’nin NATO üyeliğine karşıyız. Bu toplantının Türkiye’de yapılmasına karşıyız. Faşist bir saldırganın, Trump’ın Türkiye’de kırmızı halılarla karşılanmasına karşıyız. Türkiye’nin ABD üsleriyle doldurulmasına, Türkiye ABD üsleriyle doluyken göstermelik de olsa ‘ABD haydutluğuna karşıyız’ diyemez. O yüzden bu iki yüzlülüğün, bu yalanın karşısına bu memleketin tüm onurlu insanlarının dikilmesi lazım. Bu memleketin tüm namuslu insanlarının, emeğiyle alın teriyle yaşayan herkesin bu alçaklığın karşısına dikilmesi lazım.

‘EMPERYALİZME VE FAŞİZME KARŞI OLAN İNSANLARIN BİR ARAYA GELİP ‘DUR’ DEMESİ GEREKİYOR’

Arkadaşlar bakın, bu Trump emretti, NATO’da karar haline geldi ve biz yoksul köylüye, işçiye, emekliye, okuldaki aç öğrenciye, gence vermediğimiz parayı NATO’ya veriyoruz, silahlanmaya ayırıyoruz. Sadece Trump Efendi öyle istiyor diye, Trump Beyaz Saray’da rahat rahat otursun diye, Trump istediği yerde istediği operasyonu yapsın diye asgari ücret yerlerde, emekli sefalette, çocuklar okulda aç; bu ülkede milyonlarca emekçinin alın teri, anasının ak sütü kadar helal olan hakkı bu katil sürülerine veriliyor. Bunları konuşmayacak mıyız? Artık gerçekleri konuşmayalım mı? Yani söylenecek çok söz var değerli arkadaşlar ama gerçekten çok öfkeliyiz. Dünyanın bu haydutluğa teslim olmaması için başta tüm dünyadaki emekçiler, dünyanın dört bir yanındaki işçiler, emekçiler, devrimciler, sosyalistler; sonra dünyanın bütün onurlu halkları bu hukuksuzluğa, bu adaletsizliğe karşı, barıştan yana, emperyalizme ve faşizme karşı olan tüm insanların bir araya gelip ‘dur’ demesi gerekiyor. Aynı filmi bir kez daha izlememek için, dünyanın bir kez daha Hitler gibi bir faşist hegemonyasına geçmemesi için hep birlikte sesimizi yükseltmemiz gerekiyor.

‘ERDOĞAN HER ŞEYİN ÇOK GÜZEL OLDUĞUNU İDDİA EDİYOR, HATAY’DA 5 GÜNDÜR ELEKTRİK YOK’

Değerli arkadaşlar, dünyanın durumu bu, ülkenin durumu ortada. Tayyip Erdoğan yine Beştepe’de, herhalde sarayında ona izletilen pembe filmleri izleyip her şeyin çok güzel olduğunu iddia ediyor. Gerçekten kulaklarıma inanamadım söylediğim gibi konuşmasını dinlerken. Dedi ki, ‘2025’te önceliğimiz depremdi, Hatay’da şunu yaptık, bunu yaptık’. Herkes bilsin arkadaşlar; Hatay’da 5 gündür elektrik yok. Hatay’da insanlar bir dakika olsun elektrik almadan 5 gün yaşamak zorunda bırakıldılar. Deprem bölgesinde hala konteynerlerde yaşayan insanlar var, hala temel hizmetlere erişilemiyor. Yollar eksik, okullar eksik, hastaneler eksik… Bakın geçen hafta depremde hayatını kaybeden insanların aileleri, anneleri, babaları şu Meclis’in önüne gelip seslerini yükseltmeselerdi bu iktidar deprem suçlularını salmak için yasal düzenleme yapıyordu, depremde binlerce insanın ölmesine neden olan katiller az daha serbest bırakılıyordu.

AKP’YE KATILAN 3 MİLLETVEKİLİNİ HATIRLATTI: ‘MEMLEKETE TEK FAYDALARI DÜZEN SİYASETİNİN BİR VE BÜTÜN OLDUĞUNU GÖSTERMELERİ OLACAK’

Bütün bunlar olurken arkadaşlar çok tamamlayıcı bir şey daha var bugün; AKP grup toplantısında 3 milletvekili daha AKP’ye katıldı. Yani memleketin halini görüyorsunuz. Bu 3 milletvekili hatırlayacaksınız, Adalet ve Kalkınma Partisi’nden bu ülkeyi kurtarmak isteyen yurttaşların oylarıyla seçildi. AKP’ye karşı oluşan ittifakın adayları olarak seçildiler. Türkiye’yi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen bu ucube sistemden kurtarmak isteyen yurttaşların verdikleri oylarla seçildiler. Sonra sırayla, artık neyin karşılığında olduğunu bilmiyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisi saflarında yerlerini alıp bir de yüksek perdeden ‘Vatan, millet, Sakarya’ konuşmaları yapmaya utanmıyorlar. Ama bence tam da bugün fotoğrafı tamamlayan bir görüntüydü o milletvekillerinin katılımı. Aynı zamanda Türkiye siyasetiyle ilişkili de hep tekrar etmemiz gereken, hepimizin mutlaka sürekli hatırlaması ve hatırlatması gereken bir gerçeği önümüze koydu: Bu iktidara karşı düzen içinde, bu iktidara karşı sınırı bu iktidar tarafından belirlenmiş bir muhalefet anlayışıyla başarı elde etme şansımız yok. Bu iktidara karşı net bir programa, net bir siyasal çerçeveye, kararlı bir duruşa ihtiyacımız var.

Türkiye İşçi Partisi bu karşı devrimci saldırılar karşısında bütün yurttaşlarımızın birbirinden asla ayrılmayacak, koparılmayacak bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde güçlerini birleştirmeye çalışıyor. Bu ülkeye eşitliği, adaleti, özgürlüğü, barışı, demokrasiyi, bağımsızlığı, hak ettiğimiz tüm değerleri getirmenin yolu bu düzenin tam karşısında, bu düzenden tümüyle bağımsız işçilerin, emekçilerin, alın teriyle yaşayan onurlu insanların kendi gücünü ortaya koymasıdır. Eğer biz bunu ıskalarsak, kötüler arasından bir tanesini tercih edersek o kötüler tekrar aslında geri dönüyor. Bugün bunu bir kez daha bize hatırlattıkları için AKP’ye katılan bu 3 milletvekiline teşekkür ediyorum. Zaten bugüne kadar hiçbir işe yaramadılar; memlekete tek faydaları düzen siyasetinin bir ve bütün olduğunu göstermeleri olacak.

Example HTML page

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir