Ali Turan: Barolar ve “Aydın” Çelişkisi
Barolar ve “Aydın” Çelişkisi…
Türkiye’nin en temel açmazı, modernite ile milliyetçi-devletçi refleksler arasındaki o keskin ve aşılmaz fay hattıdır. Kendini Batılı, çağdaş ve ilerici bir söylemle konumlandıran aydın profili ile bu kesimin bilinçaltında taşıdığı faşizan ve içe kapanık milliyetçi hat arasındaki çelişki, ülkenin siyasi ve toplumsal iklimini esir almış durumdadır.

Sosyal demokrasinin temelinde kimlikler, inançlar ya da ezberlenmiş hamasetler değil; evrensel haklar ve sosyal sınıflar vardır. Ancak ülkenin en eğitimli, en aydın kesimleri olarak bilinen profillerin kritik eşiklerde tercihlerini milliyetçi-otoriter figürlerden yana kullanması, bu topraklardaki ezberleri bir kez daha yüzümüze çarpıyor.
En eğitimli kesimlerin, baro kürsülerinde ya da metropol salonlarında sergilediği bu refleks, toplumsal çürümenin ya da yönelim bozukluğunun aslında en tepe noktadaki özeti. İzmir’in, İstanbul’un entelektüel havzalarından, baro seçimlerinden çıkan tablolara bakalım: Kendine solcu, sosyal demokrat diyen kitlelerin dahi Ümit Kocasakal gibi figürlere oy vermesi, kongre salonlarındaki sembolik ve otoriter hareketler… Bu tablonun, eleştirilen diğer ucun ritüellerinden ve zihniyet dünyasından ne farkı var?
Aydın dediğimiz, hukuku ve evrensel değerleri savunması gereken kesimler bu savrulmayı yaşarsa, Diyarbakır-Bursa maçını izleyen sokaktaki taraftar ne yapsın?
Hangi dönüşümü ya da demokratikleşmeyi bekleyebiliriz?
Bu hafta sonu gerçekleştirilen baro seçimleri, mesleki bir tercihin çok ötesinde, Türkiye’deki muhalif ve “aydın” akılların içler acısı krizini gözler önüne serdi. Söylemde özgürlükçü, pratikte ve bilinçaltında ise fazlasıyla ulusalcı-faşizan bir hatla örülü bu kısır döngü kırılamadığı sürece, Türkiye kendi demokratik geleceğini inşa edemez. Çünkü evrensel hukuk da sosyal demokrasi de cübbelerin arkasına gizlenmiş milliyetçi reflekslerle değil, ancak cesur bir zihniyet devrimiyle mümkün olabilir.
Sizce bu çelişki nasıl aşılır?



