Özgür Özel: Bugün kurduğumuz sandık, Türkiye’nin ihtiyacı olan büyük sandığın öncüsüdür… Her biriniz tarihe geçiyorsunuz

https://askidafatura.ibb.gov.tr/

İl başkanları, il, ilçe başkanları ve çok sayıda partilinin katılımıyla gerçekleştirildi. Salona sığmayan çok sayıda katılımcı, toplantıyı Genel Merkez koridorlarındaki ekranlardan izledi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan toplantıda, sırasıyla; CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke,
İmamoğlu ve Özel birer konuşma yaptı.


“47 YIL SONRA TÜRKİYE’NİN BİRİNCİ PARTİSİ”


“Partimiz 47 yıl sonra, Türkiye’nin birinci partisi oldu” diyen CHP Genel Başkanı Özel, şu ifadeleri
kullandı:
“O gün bu salonda, bu kürsüden verdiğimiz ilk sözü tutmanın, Gazi’nin partisini girdiği ilk yerel
seçimde birinci parti yapmanın gururu ile milletimize hitap etmiştim. Bugün, değişim sürecinin,
Türkiye’yi değiştirecek sürecin, o önemli adımından sonra bugün en nihai adım için çıkılan bir
yolculukta yeniden tarihi bir günde karşınızdayım, o kürsüdeyim. O gün konuşurken bunun bir zafer
değil ödev olduğunu, bunun bir son değil başlangıç olduğunu, bu yürüyüşte kibre, bu yürüyüşte
atalete, bu yürüyüşte kazanmanın verdiği hislere değil sorumluluğun yüklediği duygulara ihtiyaç
olduğunu söylemiştim. Görevi aldığımızı, bundan sonra da hedefe ulaşana kadar hep beraber
yapmamız gerekenleri o gün de konuştuk, bu salondaki belediye başkanlarımızla da konuştuk,
grubumuzla da konuştuk, örgütümüzle de konuştuk. Bugün geldiğimiz nokta, aynı sorumluluğun kritik
dönemeçlerinden bir tanesidir.”


“MİLLET, ESAS KARAR VERİCİNİN KENDİSİ OLDUĞUNU UNUTMAZ”


“Bu kürsüden o günlerde yaptığım bir değerlendirmeyi tekrar etme ihtiyacı duyuyorum. O da bu
milletin devletini sevdiği… Çağırdığında askere gider, istediğinde vergisini verir. Gerekirse evladını
şehit verir. Bu devletine sahip çıkar, ihanet etmez. Ama bir gün birileri ellerindeki yetkiyle; bu bazen
askeri bir darbedir, bazen denetimsizce hor kullanılan yetkilerdir. Devleti, milletin karşısına
dikerseniz, orada devlet ile milleti yarıştırmaya kalkarsanız, her zaman olduğu gibi yine millet kazanır.
Millet, devleti sever. Ama devletin kendisi için olduğunu, o devleti kendisinin kurduğunu, esas karar
vericinin kendi olduğunu hiçbir zaman unutmaz. 12 Eylül’de Kenan Evren’in ‘Seç’ dediğine karşı sivil
bir adayı seçerken de 15 Temmuz’da ne istediyse verilenlerin altına verilen tanklarla, uçaklarla Meclis
bombalanırken, milletin üstüne giderken çıplak ellerle de milletin karşısına devlet dikildiğinde millet
kararlılığından geri adım atmaz. Gerçek belirleyicinin kendi olduğunu asla unutmaz. 31 Mart seçim
süreci devletin milletin karşısına dikildiği bir diğer örnek olmuştur.”


“DEMOKRASİ TOKADINDAN DERS ALMADILAR”


“Savaş meydanlarından doğru haber versin diye kurulan Anadolu Ajansı, bir ittifakın ajansı. Hepimizin
vergileri ile kamu yayıncılığı yapması gereken TRT’miz, bir partinin televizyonu. Kaymakamlardan ilçe
başkanı, valilerden il başkanı performansı istenmişti. Maalesef şanlı ordumuzun hiçbir zaman orada
yaşamamış ve yaşamayacak neferleri, bir parti belediye seçimi kazanabilsin diye hiç gitmedikleri
yerlere taşınıp, oralarda oy kullandırtılmıştı. O gün devlet ile millet karşı karşıyaydı. Yine o gün millet
kazandı. Biz tarihin tüm dönemeçlerinde olduğu gibi Cumhuriyet Halk Partisi olarak doğru yerdeydik.
Milletin yanındaydık, milletimizle beraberdik. Bugün de aynı sürecin bir devamındayız. Biraz önce
Ekrem Başkanımız, yaşananlardan ders alınmadığını, iptal edilen seçimden sonra İstanbul’a 23
Haziran’da Osmanlı tokadı atmaya koşanların nasıl demokrasi tokadı ile terbiye edildiklerini ama
milletin bu uyarıcı şamarından ders almadıklarını, aynı yanlışları nasıl tekrar ettiklerini gayet güzel bir
şekilde özetledi.”
“Bir yandan Maliye’ye ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na verilen talimat, bir yandan İstanbul’a atanan
aparat eş zamanlı olarak Cumhuriyet Halk Partili belediyelere, onlara kayyum atayarak, onları hapse

atarak, onları sabah 04.00’te sırf taciz olsun diye, gözaltına alarak, tutuklayarak, belediye meclis
üyelerimizi kriminalize ederek, oradan bütün belediye başkanlarına, bütün bir şehre, bütün bir ülkeye
tedirginlik, korku yayarak bir şey yapmaya çalışıyor. İşi sona bırakmamaya, sayıma bırakmamaya,
seçim sonrasına bırakmamaya, işi şimdiden sıkı tutup, hiçbir zaman yenemediği… Hatta kendi
hayatında hep övünür, şu kadar yıldır seçim kaybetmemekle. Sonuncusunu da kaybetmişti, öncesinde
de defalarca seçim kaybetmişti. Hem kendisine karşı hem de bugüne kadar girdiği hiçbir seçimi
kaybetmemiş olan bir rakipten kurtulmak için kurduğu planı, kumpası görüyoruz. Bugünden
başlayarak, buna itirazımızı yükseltiyoruz.”


“HER YERDEN HER ŞEKİLDE SALDIRIYORLAR”


“İş; yargı eliyle, bakanlıklar eliyle hem belediyelerimizi, başkanlarımızı itibarsızlaştırmak, hem de adım
adım attığı adımlarla bir adaydan bir rakipten kurtulmak, kendi rakibini belirlemeye çalışmak, hatta
mümkün olsa rakipsiz kalmak. Diyor ya ‘Elbette biz de bu koltuktan bir gün gideceğiz. Hak baki olunca
ayrılacağız.’ Yok onu da yapmasaydın, koltuğa mumyalasaydık seni. Böyle bir anlayışla karşı karşıyayız.
Anayasa’daki düzenlemelere rağmen, Meclis’teki duruma rağmen, milletin haline rağmen halen daha
temel meseleyi kendisinin koltuğunu koruması, o koltuğu bırakmaması olarak gören birine karşı
oturduğu koltukların tadını çıkarmak, işine bakmak yerine bu memleketi topyekun kurtarmak üzere
motive olmuş, makamları, mevkileri değil; görevi, oturulacak yeri, kullanılacak unvanı değil; yapılacak
ödevi, koşulacak yolu, bu mücadelenin kendisini önemseyen fedakar insanların bir birlikteliği için
bugün buradayız. Her yerden her şekilde saldırıyorlar. Saldırmaya devam edecekler.”


“GAZİNİN PARTİSİNİN GENEL BAŞKANI’NI DA TEK ÜYESİNİ DE KORKUTAMAZSIN”


“Gencecik teğmenleri, sırf kendisine sekiz gün boyunca tarikatlardan çeşitli mecralardan ordunun
içindeki birkaç odaktan gelen telkinlerden sonra. Sekiz gün önce elini sıktığı, selamını aldığı, yüzüne
güldüğü, hatırını sorduğu, tarihin ilk kadın birincisine sekiz gün sonra bir saldırı yaparak ve bu
saldırının devamında onları hedef göstererek ve hepimizin vicdanlarını yaralayacak şekilde. Mustafa
Kemal’in askerleri, 20-22 yaşında gencecik teğmenlerin ordudan atılmasına gösterdiğimiz tepkiyi,
bakanlığı ayırarak, Genelkurmay’ı ayırarak kimin bu işi istediğini, kimin köpürttüğünü ve bunu
bildiğimizi, buna şerh koyanlara nasıl mobbingler yapıldığını söylediğimiz için çıkmış bize diyor ki,
‘Ayağını denk al, yoksa biz denk aldırmasını biliriz.’ Ben kendisine soruyorum ‘Ne yapacaksın? Partinin
önüne tank mı yollayacaksın? Bize topla tüfekle mi saldıracaksın? Yoksa ilişki içinde olduklarının, ilişki
içinde olduğu mafyaları üzerimize mi salacaksın? Beyefendi, ikimiz de birer koltukta oturuyoruz.
Oturduğunuz koltuk, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı koltuğudur. Değerlidir, ne kadar değerini
bildiğiniz, o koltuğu ne kadar hak ettiğiniz, o koltuğu ne hallere getirdiğiniz ortadadır. Ama bir diğer
koltuk, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin Genel Başkanlık koltuğudur, onun
koltuğudur. Tanktan, toptan değil ilmekten, ölüm fermanından, hakkında verilen idam fermanından
korkmadan, tek başına yola çıkan; bir memleketi kurtaran, bu Cumhuriyet’i kuran Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’ün partisinin genel başkanını da bir üyesini de korkutamazsın. Hodri meydan.”


“BÜTÜN TÜRKİYE’YE UMUT OLACAK”


“O yüzden bu salon gibi Türkiye’de kampanyayı başlattığımızda 1,5 milyondu, şimdi 1 milyon 600 bin
hedefine ulaştığımız bütün üyelerimiz ayaktadır. Önümüzdeki 23 Mart günü hep beraber erkenden
kalkacak, sandıklara koşacak, tarihte görülmemiş ilk kez yapılan Cumhurbaşkanlığı ön seçimini, yani
ülkeyi yönetecek kişiyi bugünkü Anayasaya göre belirlemek üzere ön seçime koşacak milyonlar, bütün
Türkiye’ye umut olacak. Umuda, bütün korkuların kırılmasına, umudun yeşermesine o gün hep
birlikte sahip çıkacaklardır. O gün oyları ile arkalarında duracakları ve o gün cisimleşecek olan
Cumhurbaşkanı adayımız, biraz önce ifade ettiği şekliyle görevi, Atatürk’ün emanetine sahip çıkmak
için hepimizde olan vazifeyi, hepimiz adına yapacak kişidir. Bundan sonra ona saldırmak, onu

engellemeye çalışmak, onu siyasetten men etmek, hapsetmek… Bunları engellemek artık Cumhuriyet
Halk Partisi’nin, bu ülkenin kurucu partisinin milyonlarca üyesinin on milyonlarca bu memleketin
evladı adına üstlenecekleri bir sorumluluk, verecekleri görevdir. Arkasında duracak da gelecek
dönemde Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında yapılacak ilk seçimde Gazi’nin koltuğunu devralacak bir
Cumhuriyet Halk Partilidir.”


“GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAYACAK, GELECEK İÇİN KUCAKLAŞACAK”


“Onun için biz, 23 Mart günü adayımızı belirlediğimizde yoksul çiftçiye, ‘Al ananı da git’ diyen,
sonuncusuna benzeyen değil; ‘Çiftçi, köylü milletin efendisidir’ diyen, birincisini örnek alan bir
cumhurbaşkanı seçmeye gidiyoruz. Seçimden önce ‘Gerekirse yılda dört kez asgari ücreti güncelleriz’
deyip, o oyları aldıktan sonra asgari ücretliye bir yıl boyunca bir kuruş zam yapmayıp onu sefalete
sürükleyen değil; emekçinin hakkını kendi evlatlarının hakkı gibi gözetecek bir cumhurbaşkanı adayı
belirlemeye gidiyoruz. Atatürk’e zerre muhabbet besleyen, ‘Ne ölüme, ne dirime gelsin’ diyen adama,
dirisinde bizzat gidip, cenazesine beş bakan yollayan bir cumhurbaşkanı değil; Atatürk’e, kurucu
değerlerine, onun emanetine yürekten bağlı bir cumhurbaşkanı adayı belirlemeye gidiyoruz.
Edirne’deki esnafa sınırdan geçip de gelirler diye bekleyip, öğle saatlerinde leva ile siftah yaptıran,
pandemide verdiği kredi faizini milyarderler için sabit tutarken, kendisi için üç katına çıkaran, o gün
verdiği krediye bugün faiz artıran bir cumhurbaşkanı değil; kendisi de esnaflıktan gelen, kendisi de
sokaktan gelen, esnafın derdini bilen, yoksulun derdini bilen, veresiye defterini bilen, gözünün içine
baktığında karşısındakinin halinden anlayan bir cumhurbaşkanı adayı belirlemeye gidiyoruz.”
“‘Bekar kadınların sahiplendirilmesi’ lazım diyenlerle iktidarı için ittifak yapan değil; ilk atacağı imzayla
İstanbul Sözleşmesi’ni tekrar Meclis’e yollayacak bir cumhurbaşkanı adayı belirlemeye gidiyoruz.
Rakiplerini mertçe, cesaretle yarışarak yenmeye çalışacak, rekabet edecek, kazanırsa mertçe
kazanacak, kaybederse olgunlukla karşılayacak bir cumhurbaşkanı aradığımız için, rakiplerle karşı
savcılar, aparatlar görevlendiren, rakiplerinin yoksula içirdiği çorbanın, yeni doğan çocuğun altına
bağladığı bezi veren belediye başkanlarının parasını haciz eden değil; bu milletin dertlerini bilen, bu
dertleri çözmek için partizanlık yapmayan, geçmişle hesaplaşmak değil, gelecek için hangi siyasi
görüşten olursa olsun tüm Türkiye ile kucaklaşabilecek olan, beş yıl önce kendisine oy vermemiş
muhafazakar kadınların beş yıl sonra Sultangazi sokaklarında arabanın önüne atlayıp cebinden anne
kart çıkartıp, bebesi bir kolunda, çantası bir kolunda kendisi de kalp yapabildiği birini cumhurbaşkanı
yapmak için sandık başına gidiyoruz.”


“HEP BİRLİKTE BÜYÜK YOLCULUĞA DAVET EDİYORUZ”


“Bugün kurduğumuz sandık, Türkiye’nin ihtiyacı olan o büyük sandığın öncüsüdür. Ama o sandığı
getirecek olan da o sonucu doğuracak olan da bizlerin kararlılığıdır. Bu yolculukta ben de tüm
milletimize, tüm gençlerimize bir kez daha seslenmek istiyorum. Cuma günü akşam saatlerine kadar
partilerimiz, 973 ilçede açık. Yetiştiremediğimiz üye kayıtlarına devam ediyoruz. Online kayıtlardaki
40 kata yakın artıştan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Cuma günü akşamına kadar bize
katılmalarını, bizimle birlikte bu büyük yolculuğa katılmalarını bekliyoruz. Ancak 28 Şubat‘tan sonra
da bu partiye telefonlar geliyor, ‘2 Mart doğumluyum ne yapabilirim?’ 28 Şubat‘tan sonra da hem
yaşı gelenleri, hem de bugünlerde eli ermeyip, ‘Bu demokrasi şöleninde ben de olmalıydım’ diyenleri
baba ocağına katılmaya devam etmeye çağırıyoruz. Çünkü bizim süreçlerimiz, alacağımız kararlar,
bundan sonra milletimizin önüne ne sunacaksak hiçbirisi bütün üyelerimizin hep beraber ayağa
kalktığı, okullara koştuğu, görev yaptığı ve sahip çıktığı bu güçlü süreçten farklı olmayacak. Onun için
biz baba ocağının kapısını açık tutmaya, bize katılanlarla birlikte hatta katılamayanların da temsilcileri
olarak o katılmış olanları, hep birlikte bu büyük yolculuğa davet ediyoruz. ‘Bu yolculukta sen de bize

katıl, CHP’ye üye ol, Türkiye’nin aydınlık yarınları için 23 Mart‘ta gel, seç, sen de hep birlikte tarihe
geç’ diyoruz.”


“HER BİRİNİZ TARİHE GEÇİYORSUNUZ”


“Bugün burada Cumhuriyet Halk Partisi’nin çok tarihi bir sürecinin, çok önemli bir kavşağında 81 il
başkanımız, bu süreçlerde nerede ama nerede onlara ve örgütümüze ihtiyaç duyulduysa ayağa
kalkarak, partilerine dimdik sahip çıkarak, örgütlerini en doğru şekilde motive ederek yaptıkları
görevlerden bir yenisini yapmak üzere eksiksiz koştular, buradalar. Partinin yönetimi olarak
buradayız. 31 Mart‘ın kahramanlarının temsilcileri, belediye başkanlarımız buradalar. Ve
cumhurbaşkanı adayımızı çok yüksek sayıda bir imzayla öneren grubumuz, o günden sonra da
arkasında hep birlikte duran ve bugün eksiksiz olarak değerli genel cumhurbaşkanı adayımızla yaptığı
sabah toplantısında kucaklaşan grubumuz buradalar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 23 Mart’a
giden bu yolda, devamında iktidarı devralmak üzere çıktığımız bu yolda, hep birlikte olmaktan, kol
kola olmaktan, omuz omuza olmaktan ve kendimize değil memlekete dair hedeflerini hayata
geçirmek için inançlı ve kararlı olmaktan dolayı onurluyuz, gururluyuz. Her birinize ayrı ayrı teşekkür
ediyorum. Her biriniz tarihe geçiyorsunuz. Sizi saygıyla selamlıyorum. Tüm üyelerimize haydi gel, seç
ve tarihe geç çağrımızı tekrarlıyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Biz başaracağız. Cumhuriyet Halk
Partisi başaracak. Cumhuriyet Halk Partililer başaracak. Bir Cumhuriyet Halk Partili cumhurbaşkanı
100 yıl önceki devrimi kaldığı yerden sürdürecek, yokluğu ve yoksulluğu bitirecek, özgürlüğü yeniden
getirecek, bu ülkeyi ayağa kaldıracak. Ona inanıyoruz, her birinize güveniyoruz. Sağ olun, var olun.”


İMAMOĞLU’NDAN “BEYKOZ” TEPKİSİ: “UTANÇ VERİCİ”


Katılımcıların ayakta alkışları ve “Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz” tezahüratıyla
kürsüye gelen İmamoğlu’nun tarihi konuşmasının tam metni şöyle oldu:
“Değerli yol arkadaşlarımız, bugün tarihi bir gündür. Bugün, partimizin, Türkiye tarihinde ilk kez,
dünyada çok az, cumhurbaşkanı adayını bir partinin üyeleri seçsin diye yola çıkışının ilk günü, ilk
duyurusu. Böyle tarihi bir anda, farklı duygularla konuşmama başlamayı isterdim. Ama ne yazık ki,
yine bu sabah, aylardır ülkemizde yaşatılan utanç verici, hepimizin başını öne eğdiren ve gerçekten
insanlarımızın yaşamlarıyla ilgili dahi tereddüde düşürten uygulamalardan birisini daha yaşamanın
utancı içerisindeyiz. Beykoz’da, 65 yıllık Paşabahçeli, iyi eğitimli, daha önce de belediye başkanlığı
yapmış̧, devlet adabını bilen, insanlarla iyi diyalog kurmuş, kendini sevdirmiş, daha önceki dönemi
90’lı yıllarda olmasına rağmen hala insanların evinde, barkında hizmetinin sesini duyduğumuz Beykoz
Belediye Başkanımız Alaattin Köseler, sabah 04:00 sıralarında, evine eşi uyurken, polis baskınıyla
gözaltına giriliyor, arama yapılıyor ve gözaltına alınıyor. ‘Hakkındaki itham her neyse, ifadeye
çağrıldığında koşa koşa gitmekten tereddüt etmeyecek bir belediye başkanına, ev baskını yapmak
nasıl bir iddia, nasıl bir kişisel bir hırs ve öfkenin yansımasın anlaşılır bir şey değil’ diyebilirsiniz.”


“İŞ AYYUKA ÇIKINCA, KÖTÜ PLANIN SAHİBİ…


“Ama ben, bu öfkeyi ve hırs yansımasının neden olduğunu biliyorum. Bu öfke, 1 hafta öncesine
dayanıyor. Biliyorsunuz, yine gecen hafta akşamüstü Beykoz Belediyemize polisler geldi. Ellerinde de
bir savcı imzalı belge vardı. Ne oldu biliyor musunuz? O savcının bundan haberi bile yoktu. Belgede
imzası görülen savcının, o belgeden haberi bile yoktu. Doğal olarak imzası da yok. Ben o belgeden
anlamam, ama o belge barkoda tutulduğunda, o barkoddan hiçbir şeye ulaşılamıyor ve görülemiyor.
Ortalık karıştı. Bu iş ayyuka çıkınca, kötü planın sahibi, o akşam bu iş uygulanmayınca, belli ki çok
öfkelendi. Kişisel husumete işi döker gibi, sabah saat 4’te Belediye Başkanının evine baskın yapıldı.
Utanç verici. Utanç verici. Bu normal işler değil. Bunlar gerçekten bu ülkede asla görmek
istemeyeceğimiz, hiç kimsenin başına gelsin istemeyeceğimiz, bir kişinin dahi yaşamasını

istemeyeceğimiz ayıp şeyler, kötü işler. Ve ne yazı ki, Belediye Başkanımız şu anda İstanbul’da, Vatan
Caddesi’ndeki polis merkezinde. Tabii Türkiye’de bunlar, çok kötü işlere bizleri alıştırmak istiyorlar. Ne
yaparlarsa yapsınlar, bunun sürdürülemez olduğunu görecekler. Hepsine bunu sürdüremeyeceklerini
biz göstereceğiz. Bu salondaki insanlar ve onların yoldaşları gösterecek.”


“SİYASETİ DİZAYN ETMEYE ÇALIŞAN CUMHURBAŞKANI VE BU YÖNETİM ANLAYIŞI O GÜN
ANLAYACAKLAR Kİ…”


“Türkiye’de her şey çok hızlı değişir. O sandık eninde sonunda milletin önüne gelecek. Siyaseti dizayn
etmeye çalışan, başta Cumhurbaşkanı ve bu yönetim anlayışı, o gün anlayacaklar ki, bu milletimizin,
bu dahi milletimizin, Türk milletinin o kafasında hiçbir şeyi dizayn edememişler. Tarihin neyini
yaşayacaklar biliyor musunuz? Tarihin en büyük hezimetini yaşayacaklar. Birkaç sene çabuk geçer.
Zannediyorlar ki, karşılarında pes edecek bir insan grubu var. Asla yok. Tarihin en büyük hezimetini
onlara yaşatacak olan, buradaki insanların temsil ettiği on milyonlarca insanım var. Buradan net
olarak ifade etmek isterim. Onlara ‘güle güle’ demeyi, onları göndermeyi dört gözle bekliyorum. Bu
hukuksuz uygulamaların, bu kötü uygulamaların, tekrar ifade edeyim ki, 86 milyon insanımızdan, ‘Şu
bir kişinin de başına gelsin’ diyecek hiç kimse bu salonda yok. ‘Bir kişinin bile başına gelmesin’ diyecek
insanlar burada. O bakımdan biz, hukukun üstünlüğüne inanıyoruz ve bu yolda mücadelemizi
vermeye devam edeceğiz.”


“TARİHİMİZİN ÖNEMLİ BİR KAVŞAĞINDAYIZ”


“Partimizin, bu büyük çatının bize verdiği sorumlulukla çıktığımız bu yolculukta çok derin, çok büyük
sorumluluklarımız, zorluklarımız, meşakkatli bir yolculuğumuz olacak. Hepimiz bir kavşaktayız.
Tarihimizin önemli bir kavşağında. Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında, geleceğin rotasını tayin etmenin
eşiğindeyiz. 102 yıl önce, büyük bir yıkımın ardından, bitap düşmüş bir memleketin ekonomisini,
adaletini, birliğini inşa etme sorumluluğuyla karşı karşıya olan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının
iradesine, azmine, kararlılığına hep birlikte bugün yine ihtiyacımız var. Kıymetli yol arkadaşlarım;
bugün yine, yeniden, hep birlikte yola çıkıyoruz. Dünya yeniden kurulurken, biz de Türkiye’nin bu yeni
dünyada nasıl yer alacağına karar vereceğiz. 102 yıldır en önemli kavşaklarda, en hayati kararları CHP
verdi. 1923’ten beridir, yasalar önünde herkesin bir diğeriyle eşit vatandaş olduğu bir Cumhuriyet’te
yaşıyor olmamızda bizim imzamız var, partimizin imzası var. Millet iradesine dayanan bir devletin ve
vatandaşlık esasına dayalı bir milletin inşa edilmesinde de CHP’nin iradesi var. 1923’te İzmir İktisat
Kongresi’nde, 1929’da dünya ekonomik bunalımında doğru tepkiler vererek, milli bir ekonominin
kurulmasında da bizim imzamız var. Ülkede sermayenin çok kıt olduğu koşullarda kurulan ulaşım alt
yapısında, temel ihtiyaçların üretimi için açılan fabrikalarda, bankalarda, iktisadi teşekküllerde de
bizim imzamız var.”


“YENİLDİĞİ RAKİBİNE OLGUNLUKLA İKTİDARI TESLİM EDEN DE BİZ OLDUK”


“İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetinden, 80 milyon kişinin öldüğü o büyük küresel yıkımdan, CHP
yönetiminin diplomatik ferasetiyle hasarsız çıkmayı da partimiz başardı. Türkiye’nin çok partili
demokrasiye geçişini de biz sağladık. Yenildiği rakibine olgunlukla, sorumlulukla iktidarı teslim eden
de biz olduk. Cumhuriyetin ilk çeyrek asrının her anına damgasını vuran CHP, 1950’den sonra
iktidarda olmadığı dönemlerde de ülke siyasetine yön verdi. 1970’lerde bütün dünyada eşitlik ve
özgürlük dalgası yükselirken biz de ‘ortanın solu’ dedik, sosyal demokrasi dedik. ‘Toprak işleyenin su
kullananın’, ‘ne ezilen ne ezen, hakça düzen’ diyen de biz olduk. 1970’lerde rahmetli Necmettin
Erbakan’ın liderliğindeki Milli Selamet Partisi’yle koalisyon kurarak, farklı toplum kesimlerinin aynı
ideal etrafında buluşabileceğini, ulusal meselelerde ayrışma yerine birleşmenin mümkün olabileceğini
de biz gösterdik. 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı yaparak hem müttefiklerimize hem de hasımlarımıza
güç ve kararlılık gösteren devletimizin direksiyonunda yine CHP vardı.”

“MİLLETİN KABAHATİNDEN DEĞİL, KENDİ EKSİKLİKLERİMİZDEN İKTİDAR OLAMADIK”


“600 yıllık bir imparatorluk çökerken, 1923 şartlarında dünyanın en devrimci hareketlerinden birini
yaratarak, tüm ezilen halklara ilham veren CHP, 1960’larda ve 1970’lerde dünyanın ve Türkiye’nin
değişimine ayak uydurarak da doğruyu yapmıştı. Ne var ki, 1980’den sonra aynı kabiliyeti
gösteremedik. Milletin kabahatinden değil, kendi eksikliklerimizden iktidar olamadık. Biz iktidar
olamayınca, Türkiye, sosyal hukuk devleti olmaktan ve demokrasiden uzaklaştı. Yıllar içinde daha da
otoriterleşen ve ülkemizi krizlerden koruyamayan iktidarların eline düştü. Uzun yıllardır iktidar
olamadığımız için, Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, köklü kurumları zayıflamış bir devletle, işlevsizleşmiş
bir meclisle, liyakati sorgulanan bir bürokrasiyle, çökmüş bir adalet sistemiyle, demokratik dünyadan
uzaklaşmış bir ülkeyle, yarısı yoksulluk sınırının altında bir nüfusla girdik. Vatandaşlarımızı ‘yerli ve
milli olanlar’ ve ‘olmayanlar’ diye ayrıştıran, muhalefete tahammülsüz, adaleti paramparça etmiş,
eğitimi çökertmiş, ülkemize eşi benzeri görülmemiş bir hayat pahalılığı yaşatan bu iktidarla girdik
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına.”


“BUNA BİR SON VERMEK ZORUNDAYIZ”


“Buna bir son vermek zorundayız. Bu hali kabullenemeyiz. İşte bu yüzden, vatandaşları eşitlikte
birleştirmiş, hep birlikte millet olma fikrinde, kader ortaklığında buluşturmuş Mustafa Kemal
Atatürk’ün iradesi; ülkemizi çok partili demokrasiye geçirmiş, kaybettiği seçim yarışından sonra
iktidarı olgunlukla teslim etmiş İsmet İnönü’nün feraseti; sosyal demokrasi geleneğini topraklarımıza
eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle taşımış Bülent Ecevit’in yenilikçi heyecanı yolumuzu aydınlatıyor. Bu
irade, bu feraset, bu heyecanla milletimizi yeniden devletin sahibi kılma yolculuğuna çıkıyoruz. İki yıl
önce, ‘Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç bekleyemeyiz, değişmemiz gerekir. CHP’nin de Türkiye’nin de
değişeceğine inanıyorum’ demiştim. Çünkü biliyordum ki, CHP değişirse Türkiye değişir. CHP silkindi,
değişti, 2023 kurultayında ölü toprağını üzerinden attı. 31 Mart 2024’ten beri Türkiye’nin birinci
partisiyiz. Şimdi sıra Türkiye’yi değiştirmekte. Bugün, bu yola çıkıyoruz. Devletimizi demokratik ve
güçlü, toplumu zengin ve huzurlu, vatandaşlarımızı eşit ve özgür, siyasi rekabeti çoğulcu, adil ve
medeni kılma yolundayız artık.”


“ADAY BELİRLEYECEĞİMİZ İÇİN, BÜYÜK BİR KORKUYA KAPILDILAR”


“Sevgili yol arkadaşlarım; yine bir karar vereceğiz. Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyecek ve büyük ve
kutlu bir yolculuğu başlatacağız. Partimiz, aday belirleme kararı verdi. Genel Başkanımız, bu kararı
duyurduğundan beri, toplumda büyük bir heyecan oluştu. Halkımız, bu iktidarın rakipsiz olmadığını,
bir seçeneğinin olduğunu gördü ve umutlandı. Rakibimiz ise büyük bir panik yaşıyor. Çünkü onlar,
kendilerini rakipsiz zannettiler. Rakiplerini kendileri belirleyebilir zannettiler. İktidarlarını sonsuz
zannettiler. CHP’yi birliğini sağlayamaz, kendi iç gerilimlerinde boğulur, siyaset sahnesini onlara
bırakır zannettiler. Aday belirleyeceğimiz için, büyük bir korkuya kapıldılar. Bu milletin onlara verdiği
yetkiyi, sonuna kadar istismar etmeye başladılar. Benim hakkımda 25 yıla varan hapis cezalarını bir
şekilde kurguladılar ve istiyorlar. Siyasi yasak getirmek istiyorlar. Partimizin kurultayını iptal etmek,
partimize kayyım ataması için süreç takibi yapıyorlar. Gözleri o kadar kararmış ki, bu milletin
kararından yılmadığını, yaptığı seçimleri, tercihleri asla zalimlerin zulmüne kurban etmediğini, asla
seçme yetkisinin elinden alınmasına asla izin vermediğini unutmuşlar.”


“ŞU SALONDA KAÇ TANE İMAMOĞLU VAR BİLİYOR MUSUN?”


“Sanıyorlar ki, ellerindeki geçici yetkilerle milletin kararına el koyabilirler. Sanıyorlar ki,
mahkemelerde halkın partisini durdurabilirler. Zavallılar. Çaresizler. Acizler. Onlara hatırlatalım; CHP,
halkın kendisidir. Halktır, halk. Halkın partisidir. Halkı durduramazsın, engelleyemezsin, kapatamazsın.
Ekrem İmamoğlu da bu halkın, bu milletin oğludur, evladıdır. Onu, milletin elinden alamazsın.

Sanıyorlar ki, Ekrem İmamoğlu’nu aday yapmazlarsa, kurtulurlar. Şu salonda kaç tane İmamoğlu var
biliyor musun? Görmüyorlar, işitmiyorlar. Yahu hepimizi yasaklasan ne olur? Bu memleketin her bir
şehrinden, her bir ilçesinden, beldesinden, köyünden bir Ekrem İmamoğlu karşına dikilir,; buradaki
her bir milletvekili, her bir CHP il başkanı, her bir kadın kolları başkanı, gençlik kolları başkanı, her bir
CHP neferi bizim Cumhurbaşkanı adayımızdır. İcraatçı ve halkçı CHP’li belediyelerin büyük başarısının
mimarı kıymetli başkanlarımızın her biri adaydır, bizim adayımızdır. Ekrem İmamoğlu, bu yolculukta
kendi adına aday değil. Diyeceksiniz ki bütün dostlarım, bütün arkadaşlarım, ‘Ha İmamoğlu aday ha
ben adayım.’ Bu inançla bakmak zorundasınız. Bu inanca dönük bir yol haritası var. Bu inanca dönük
bir yolculuğa büyük bir davet var. Yani yıldırıp, sindirip, korkutup milletin seçimini, tercihini, iradesini
yüzüstü bırakacağımızı sanıyorlar. Bu kararlı gözlerden ve buradaki kararlılığı o gözlerden şunu
görebilirsiniz: O bir çift mavi gözdeki kararlılığı görebilirsiniz. Bizim gözümüze, o gözümüzün içine
baktıkça, size o çaresizliğinizi hatırlatmaya devam edeceğiz. Sizlere acizliğinizi, korkunuzu
hatırlatmaya ve göstermeye devam edeceğiz.”


“BU YOLA KAPRİSLE, KOMPLEKSLE, EGOYLA ÇIKILMAZ”


“Bizim tek derdimiz, tek hayalimiz var: Bir avuç insanın yerle bir ettiği devlet yapısını, hukuk sistemini,
demokrasiyi, ekonomiyi, eğitimi, sağlığı yeniden inşa etmek. Devleti bir avuç insanın değil, milletin
çıkarlarının, güvenliğinin, geleceğinin bekçisi haline getirmek. Yüce Türk milleti, devlet geleneğimizi iyi
bilir: İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın. Bu amaç; her şeyden önce makama değil, mücadeleye
odaklanmayı gerektiriyor. Bu mücadele, milletin onayını almayı, seçim kazanmayı ve ülkeyi iyi
yönetebilmeyi gerektiriyor. İşte bunun için yola çıkıyoruz. Bu yola kaprisle, kompleksle, egoyla
çıkılmaz. Bu yola tek başına çıkılmaz. Bu yolda ortak akıl var, iş bölümü var, rol dağılımı var. Ben, bu
yola mücadele için, üstüme düşeni bir nefer sorumluluğuyla yerine getirmek için, siz yol
arkadaşlarımla birlikte çıkıyorum. Bu yola kendime güvendiğim kadar, size güvendiğim için çıkıyorum.
Bu yolda birlikte olduğumuz için güvendeyim. Bütün engelleri, bütün badireleri, bütün bedelleri
birlikte göğüsleyeceğimiz için rahat, huzurlu ve mutluyum. Bu yolda dalga dalga büyüyeceğimize,
çoğalacağımıza, umudu sarsılmış, hayalleri tarumar edilmiş, gelecek kaygısı içindeki bütün
vatandaşlarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı yanımızda göreceğimize yürekten inanıyorum.”


“HALKSIZ SİYASET HEVESLERİNİ KURSAKLARINDA BIRAKACAĞIZ”


“Bugün bu salondan çıkacağız, memleketin dört bir yanına dağılıp, üyelerimizin her biriyle tek tek
buluşacağız. Birliğimizi, dirliğimizi cümle aleme göstereceğiz. Aday belirleme kararımızdan telaşlanan
bir avuç siyasi elit, ön seçim yapacağımızı duyunca, daha da büyük panikledi. Çünkü kendi tabanları
da ön seçim ister diye korktular. Çünkü demokrasiye alışık değiller. Çünkü kendi teşkilatları da üyeleri
de ‘bizim de sözümüz kararlara ortak olsun’ der diye telaşlandılar. Partimizin aday kararı, bu baskıcı
iktidara rakipsiz olmadığını, gündemi de rakiplerini de kendilerinin belirleyemeyeceğini gösterdi.
Partimizin ön seçim kararı, Türkiye siyasetinde ilk defa gerçekleşen bir demokrasi devrimine yol açtı.
Türkiye’ye tek adamcı, tepeden inme siyaseti dayatmak isteyen zihniyet ön seçimden çok korktu.
Çünkü onlar, ülkeyi seçimsiz, sandıksız yönetme hevesleri kuruyorlar. Ama biz, onlara bu fırsatı
vermeyeceğiz. Demokrasi tarihimizin bu çaptaki ilk büyük ön seçimini en yüksek katılımla, en doğru
ve en güzel şekliyle tamamlayacağız. Gerçek bir demokrasi şöleni yaşayacağız ve yaşatacağız. Halksız
siyaset heveslerini kursaklarında bırakacağız.”


“MİLLETİMİZ, DEVLETİN EFENDİSİDİR; MİLLET NE DERSE O OLUR”


“23 Mart’ta birliğini, dirliğini sağlamış bir CHP olarak iktidar yoluna çıkıyoruz. Kurucumuz, önderimiz
Mustafa Kemal Atatürk’ün, ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesine yürekten bağlı bir parti
olarak, ilk adımı üyelerimizin çizeceği yol haritasına uygun olarak atacağız. Üyeler partilerin,
vatandaşlar ülkenin sahibidir. Onlar ne derse o olur. Milletimiz, devletin efendisidir. Millet ne derse o

olur. Cumhuriyet, herkes bu duyguyu, bu özgüveni hissetsin, yöneticiler vatandaş karşısında hadlerini
bilsinler diye kuruldu. Demokrasi bunun için var. 23 Mart’ta ülkenin dört bir yanında
gerçekleştireceğimiz demokrasi şöleni milletin umudu, sandık korkusu yaşayanların kabusu olacak. Biz
CHP’liler, bu bozuk düzeni değiştirme kararlılığımızı göstereceğiz, sonra gerisi çığ gibi gelecek. 23
Mart’ta önseçim sandığından çıkacak, tüm üyelerimizi de arkamıza alıp, memleketin dört bir yanında
toplumun tüm kesimleriyle buluşacağız. Partizanlık yapmayacak, hep birlikte kurtuluş mücadelemizi
çoğalta çoğalta, büyüte büyüte milletin Türkiye’yi ayağa kaldıracak iktidarını kuracağız.”


“ŞAFAK SÖKÜYOR”


“Buradan aziz milletimize de seslenmek isterim. İsraf, iş bilmezlik ve kibrin sebep olduğu ekonomik
krizden, yaşanan derin yoksulluktan, her gün kriz yaratan siyasetten, giderek artan toplumsal
çürümeden, adalet, eğitim ve sağlık sistemlerimizdeki çöküşten, her yere üşüşmüş olan mafya ve
çetelerden, iş kazasında, yangında, depremde ihmal sebebiyle yaşanan ölümlerden ve sonu hiç
gelmeyecekmiş gibi duran bu karanlıktan yorulmuş, bitap düşmüş olan büyük milletimize
sesleniyorum: Müsterih olun, içinizi ferah tutun. Şafak söküyor. Uzun ve zahmetli bir yola çıkıyoruz.
Bu düzeni değiştirmek, umudu ve güveni yeniden inşa etmek, artık bu karanlıktan yorulan milletimizi
iyileştirmek, Türkiye’yi dünyada hak ettiği noktaya yükseltmek için hep birlikte büyük bir yola
çıkıyoruz. Bir derdimiz, bir davamız, bir hayalimiz var. Derdimiz Türkiye’dir. Davamız devleti güçlü,
demokratik ve adil, milletimizi huzurlu ve özgür kılmaktır. Hayalimiz, ülkemizi dünyanın en güçlü ve
en zengin ülkeleri arasında görmektir.”


“YÜKÜ OMUZLAMANIN VAKTİ GELMİŞTİR”


“Kardeşlerim, yükü omuzlamanın vakti gelmiştir. Omuz omuza, kol kola çıkılacak yolculuğun vakti
gelmiştir. Sorumluluk almak için hazırız. Kendimize güveniyoruz. Çünkü, yalnızca büyük bir davaya,
büyük bir sevdaya değil, aynı zamanda da sağlam bir plana ve bu planı hayata geçirebilecek güçlü
kadrolara sahibiz. Milletimiz umuda muhtaç, bir büyük Türkiye hayaline açken; aklın, bilimin ve
devletimizin tarih, tecrübe ve birikiminin yolundan ayrılmadan, çalışmaktan yorulmadan, hizmette
geri durmadan, mazeret değil, marifet üreterek, sorun değil, çözüm üreterek, Allah’ın verdiği aklı
milletin geleceği için kullanarak, milletimiz için, milletimizle beraber, büyük bir yolculuğa çıkmanın
vakti gelmiştir. Çok çalışacağız, akılla çalışacağız, aşkla çalışacağız. Allah’ın izniyle, milletimizin gücü ve
iradesiyle hep beraber bir Türkiye mucizesi gerçekleştireceğiz.”


“BİZ BU YOZLAŞMANIN VE ÇÜRÜMENİN PENÇESİNDE NEFES ALMAYA ÇALIŞIRKEN…”


“Hep birlikte görüyoruz; biz bu yozlaşmanın ve çürümenin pençesinde nefes almaya çalışırken, dünya
hızla ilerliyor ve değişiyor. Yeni bir döneme giriyoruz. Dünya ekonomisi ve siyaseti büyük bir değişim
yaşıyor. Küresel ve bölgesel olarak yeni ittifaklar kuruluyor. Bölgemizin dört bir yanında savaşlar ve
çatışmalar yaşanıyor. Maalesef artık barıştan çok savaşı, iş birliğinden çok tek başına hareket etmeyi,
paylaşmaktan çok daha fazla kazanmayı konuşan bir dünya var. Yapay zekâ çağıyla birlikte, teknoloji
hiç olmadığı kadar hızlı bir biçimde değişiyor. Bu yeni çağ, ülkelerin kaderini belirliyor. İleri
teknolojilerin, sanayinin, tarımın ve insanımıza yapılan yatırımın büyük öneme sahip olduğu yeni bir
döneme giriyoruz. Küresel kurumların zayıfladığı, ülkelerin giderek içine kapandığı, üretimin ve
kendine yetebilen bir ülke olmanın önem kazandığı yeni bir döneme giriyoruz. Önümüzdeki yüzyılda
hayati öneme sahip olan ticaret yollarının ve enerji hatlarının değiştiği yeni bir döneme giriyoruz. Bu
yeni dönemde, üreten, akılla yöneten, hukuk düzeni güçlü, vatandaşının refahına önem veren ve yeni
nesilleri çok iyi yetiştiren ülkeler kazanacak.”


“TÜRKİYE’NİN ARTIK KOLTUĞUNU KORUMAK İÇİN ÜRETİLEN SİYASİ ÇATIŞMALARLA BOŞA
HARCAYACAK ZAMANI YOK”

“Türkiye, fırsatların da tehlikelerin de tam ortasındadır. Vaktimiz yok. Dünya bu hızda ilerlerken, biz
yerimizde sayıyoruz. Artık taş üstüne taş koyamıyoruz. Bu yeni döneme, milleti yoksullaştırılmış,
adaletten uzaklaşmış, demokrasinin içi boşaltılmış ve ekonomisi güçsüz bir ülke olarak giriyoruz. Ve
bu ülkeyi yönetenler, bu durumdan zerre kadar utanmıyorlar. Utanmıyorlar ki, her gün yeni bir
hukuki veya siyasi ayak oyununa muhatap oluyoruz. Buradan sesleniyorum: Türkiye’nin artık bu tarz
siyasi oyunlarla, hukuki baskılarla, koltuğunu korumak için üretilen siyasi çatışmalarla boşa
harcayacak zamanı yok. Yok, çünkü ülkemizle dünyanın güçlü ülkeleri arasındaki fark, her geçen gün
daha da açılıyor. Yapay zekâ çağının şafağında, dünyanın gelişmiş ülkeleri, tüm insanlık tarihinin en
büyük sıçramasına hazırlanıyorlar. Önümüzdeki 15- 20 yıl içerisinde, insan medeniyetinin bugüne
kadarki tüm değişimlerinden çok daha kuvvetli bir değişim yaşanacak. Bu çağ tamamlandığında
insanlık, ‘eski insanlık’ ve ‘yeni insanlık’ olarak ikiye bölünecek. Bu çağ tamamlandığında milletler
‘hâkim milletler’ ve ‘köle milletler’ olarak ikiye bölünecek. Eğer Türkiye olarak bu treni
yakalayamazsak, batı medeniyetleri ile aramızdaki mesafe, bir uçuruma dönüşecek. Aramızdaki gelir
farkı 10 katın üstüne çıkacak. İşte bu yüzden sıçrayarak kalkınmak, milli endüstri stratejimizi hayata
geçirmek zorundayız. Başka türlü bu farkı kapatmamız mümkün değil.”


“ÜLKEMİZ ARTIK, YORGUNLUĞU, YOZLAŞMAYI VE YAŞANAN ÇÜRÜMEYİ KALDIRAMIYOR”


“Ülkemiz artık, yorgunluğu, yozlaşmayı ve yaşanan çürümeyi kaldıramıyor. Yeni, genç, dinamik ve
akılla hareket eden bir yönetimle ülkemizi umuda kavuşturmamız gerekiyor. Biz, bu güzel milleti
umuda kavuşturmanın, Türkiye’yi yeniden ayağa kaldırmanın ve hızla ilerleyen dünyayı yakalamanın
yolunu biliyoruz. Planımız, programımız hazır. Emaneti teslim almaya, 86 milyona hizmet etmeye
hazırız. Biliyor ve görüyoruz; milletimiz, yapılan bütün yanlışları sessiz ve sakin bir biçimde hafızasına
kaydediyor, kimin ne yaptığını not ediyor. Milletimiz, son sözü söyleyeceği günü bekliyor. Birilerinin
koltuk ihtirasları ve yargı kumpasları varsa, bizim insanımızın da vicdanı ve hafızası var. Ben, hiç
bugüne kadar bu milletin hafızasının yanıldığını, vicdanının haksız çıktığını görmedim. Biliyor ve
inanıyorum ki, milletimiz, egemenliğin gerçek sahibi olduğunu gösterecek, önündeki tüm engelleri
güçlü iradesiyle kaldıracaktır. Şimdi soruyorum: Niçin bizim gündemimizde sürekli hukuksuzluk,
yoksulluk, yolsuzluk, enflasyon ve hayat pahalılığı var? Niçin akşam haberleri izlediğimizde, en fazla
adliye ve emniyet binalarını görüyoruz? Niçin sürekli evde, işte, dışarıda sürekli hayat pahalılığını,
geçim sıkıntısını, kimlerin tutuklandığını ve kimlerin yargılandığını konuşuyoruz?”


“CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN, BU KOSKOCA ÜLKEYİ KENDİ BAŞINA YÖNETEMEDİ”


“Bütün bunların bir sebebi var. 23 yıllık iktidarın kibrine kapılmış, zamanı dolmuş, milletin dertlerine
çare olamayan ve artık sebep oldukları durumu bile görmekten aciz bir yönetimle karşı karşıyayız.
Bugün Türkiye, milletin istikbalini değil, kendi istikbalini önceleyen; milletin derdini değil kendi
derdini düşünen bir iktidarın tasallutu altındadır. Ancak milletin hesabı, tüm şahsi hesapların
üzerindedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle birlikte Türkiye, hukuk devleti olmaktan uzaklaştı,
milletimiz yoksullaştı ve demokrasimiz büyük bir gerileme yaşadı. Seçilmişlerin gücü, yani millet
iradesinin gücü zayıflatıldı. Türkiye’deki bütün yönetimin sorumluluğu, tek kişinin, Cumhurbaşkanının
sırtına yüklendi. Ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu koskoca ülkeyi kendi başına
yönetemedi. Cumhurbaşkanı adına, sorumsuzca yetki kullanan bürokratik bir oligarşi oluştu. Türkiye,
seçilmişlerin değil, atanmışların yönettiği bir ülke oldu.”


“YAŞADIĞIMIZ ÇÖKÜŞ, BÜTÜN GÜCÜ ELİNDE TOPLADIĞINI ZANNEDEN SAYIN
CUMHURBAŞKANI’NIN, 2018’DEN BERİ ÜLKEYİ NASIL YÖNETEMEDİĞİNİN GÖSTERGESİ”


“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi devreye girdiğinden beri yaşadığımız çöküş, bütün gücü elinde
topladığını zanneden Sayın Cumhurbaşkanı’nın, 2018’den beri ülkeyi nasıl yönetemediğinin
göstergesidir. İster hayat pahalılığına bakın, ister demokrasimizin standardına, ister adalet

sistemimize bakın, ister eğitimin durumuna, ister kişi başına gelirimize bakın, ister nüfusumuzun
azalmasına, ister kontrolden çıkmış gıda fiyatlarına bakın, ister ev kiralarına… Dengimiz sayılan ülkeler
arasında dünyanın en yüksek enflasyonu bizde.
Dünyanın en yüksek faizi bizde. Dünyanın en yıkıcı hayat pahalılığı bizde. Hangi göstergeyi alırsanız
alın, ciddi anlamda bir geriye gidiş olduğunu görürsünüz. Çünkü Türkiye iyi yönetilmiyor. Çünkü bu
iktidar, demokrasiyle ilişkisini koparmış durumda. Çünkü bu iktidar, adaletle ilişkisini koparmış
durumda. Hepsinden önemlisi, bu iktidar asgari ücretliyle, kiracıyla, emekliyle ve çalışanlarla ilişkisini
koparmış durumda. Bu iktidar, Türkiye’nin ezici çoğunluğunun ne ekonomik sıkıntılarını ne de
demokratik sıkıntılarını anlayacak durumda.”


“BİR ÜLKEDE SAVCILARIN İSİMLERİNİ İNSANLAR GÜNLÜK KONUŞMALARINDA KULLANACAK KADAR
BİLİYORSA, ORADA ÇOK BÜYÜK BİR SORUN VAR DEMEKTİR”


“Bir ülkede yargıçlar ve savcılar, siyasilerden daha fazla konuşuluyorsa, çok önemli bir sorun var
demektir. Bir ülkede savcıların isimlerini insanlar günlük konuşmalarında kullanacak kadar biliyorsa,
orada çok büyük bir sorun var demektir. İktidara ve Sayın Cumhurbaşkanı’na buradan seslenmek
istiyorum: Bakın; bu isimlerin konuşulması, sadece muhalefet için bir sorun değildir, sizin için de
büyük bir sorundur. Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetme sorumluluğu sizde. Millet bu yetkiyi size
verdi, atanmış yargı mensuplarına değil. Türkiye gibi büyük bir ülke böyle yönetilemez. Türkiye,
atanmışlar tarafından yönetilemez. Türkiye, milleti temsil etmeyen bakanlar tarafından yönetilen bir
ülke olamaz. Türkiye, meclisinin güçsüz ve sözünün kıymetsiz olduğu bir ülke olarak devam edemez.
Türkiye’yi seçilmişlerin yönettiği bir ülke yapmak zorundayız. Türkiye’yi bir an önce parlamenter
demokrasiye kavuşturmak zorundayız. Türkiye’yi millet iradesinin iktidara, devlete ve meclise sahici
bir şekilde yansıdığı bir ülke yapmak zorundayız. Türkiye’yi yönetmek için, denge ve denetimin
yerleştiği demokrasiden, hukuk devletinden başka bir yol bulunmamaktadır. Türkiye’nin kaderi,
mahkeme salonlarında değil, Millet Meclisi’nde, milletin iradesinin tecelli ettiği yerlerde çizilmek
zorundadır.”


“PLANLARIMIZ NET, KADROLARIMIZ HAZIR”


“Tekrar ifade etmek isterim: Davamız, Türkiye’yi hak ettiği yere yükseltme davasıdır. Davamız, bize
dayatılan bu makus talihi yenme davasıdır. Davamız; güçlü, demokratik, adil ve müreffeh bir Türkiye
davasıdır. Türkiye’yi dünya ölçeğinde zengin, devletimizi küresel ölçekte güçlü ve itibarlı bir devlet
haline getirmek; zenginliğimizi ve gücümüzü adaletli bir biçimde paylaştırarak, tüm yurttaşlarımızı,
hukukun üstünlüğüne dayalı, tam anlamıyla demokratik bir toplum düzeni içerisinde, refah, huzur ve
mutluluk içinde yaşatmak siyasi varlığımızın en büyük hedefidir. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın; ortaya
koyduğumuz büyük vizyona ve hedeflere nasıl ulaşacağımızı açık ve net bir biçimde biliyoruz.
Planlarımız net, kadrolarımız hazır. Bizi hedeflerimize ulaştıracak kadrolarımız, milletimizin sinesinden
çıkmış evlatlarıdır.
Bizi hedeflerimize ulaştıracak planlar, milletimizin ihtiyacına göre ve ülkemizin geleceği adına
yapılmıştır.”


“MİLLETİMİZİ, BİRLİKTE YAZACAĞIMIZ BİR HİKAYEYE, HAK ETTİĞİMİZ BİR GELECEĞE, CUMHURİYET
HALK PARTİSİ’NDEN DAVET EDİYORUZ”


“Şundan adımız kadar eminiz: İktidara doğru yürüyüşümüzde, bize yeni kadrolar katılacak. Bugün
yozlaştırılmış devlet aygıtı içerisinde sıkışıp kalmış, milleti için bir şeyler yapamıyor olmanın acısını
yaşayan çok değerli bürokratlar, çok değerli devlet çalışanları davamıza sahip çıkacaklar. Adaletin
mekanizmasının bugün getirildiği yerden büyük bir utanç duyan savcılarımız, hakimlerimiz; eğitimin

çökertilmesinden acı duyan öğretmenlerimiz, akademisyenlerimiz; geleceği çalınan pırıl pırıl
gençlerimiz; ülkemizin büyük yetenekleri ve kıymetini bilmediğimiz dâhilerimiz davamıza sahip
çıkacaklar. Hülasa; hep birlikte büyük bir yolculuğa çıkıyoruz. Milletimizi, birlikte yazacağımız bir
hikayeye, hak ettiğimiz bir geleceğe, buradan, Cumhuriyet Halk Partisi’nden davet ediyoruz.”


“CUMHURİYET HALK PARTİSİ BAŞARACAK, TÜRKİYE KAZANACAK”


“Bugün itibariyle bu yola çıkan herkesi, özellikle partimizin yöneticilerini, memleketimizin dört bir
yanında sandık kurarak, en yüksek katılımla bu sisteme, bu rejime ve bu yönetime karşı ortaya
koyacakları, oylarını en yüksek oy oranıyla, en yüksek katılımla Türkiye’ye göstermesini diliyorum. Bu
yolculuğu, burada bulunan herkese emanet ediyorum. Ve milletimizi birlik olmaya, bu zamanı dolmuş
iktidarı değiştirmeye, adaleti sağlamaya davet ediyoruz. Milleti, umuda ve refaha çağırıyoruz, huzura
çağırıyoruz. Milletimizi geleceğe çağırıyoruz. Ve buradan insanlarımıza sesleniyoruz. Kıymetli
milletimiz, çok kıymetli partililerim, partimin çok kıymetli yöneticileri; kurtuluş yok tek başına, haydi
şimdi hep birlikte görev başına hep beraber görev almaya, hep birlikte yol almaya. Bu yolumuzun
uzun olduğunu hepimiz biliyoruz. Allah’ın izniyle başaracağız. Kararlıyız. Türkiye’nin her bir yanını
gezmeye başlayacağız. Bir yandan görev yaparken, bir yandan ülkemizi geleceğe hazırlayacağız. En
hızlı şekilde sandığı milletimizin önüne getireceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi başaracak, Türkiye
kazanacak.

Example HTML page

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir