Faik Öztrak, MYK gündemine dair açıklamada bulundu

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine dair Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün MYK’da Moskova’da imzalanan İdlib mutabakatını, yurttaşlarımızın artan ekonomik sıkıntılarını, Türkiye’yi yönetme ehliyetini kaybettiği görülen iktidarın içeride artan tehdit dili ve baskılarını, bunlara karşı hangi önlemlerin alınabileceğini değerlendiriyoruz.

TÜRKİYE’DE KADIN OLMAK DAHA ZOR
Dün, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk: “Şuna inanmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir” diyor. Hayat veren, yaşamı dönüştürüp anlamlı kılan, dünya üzerindeki her güzellikte emeği olan tüm kadınlara bir kez daha minnetlerimizi, şükranlarımızı ifade ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak zor ama bu ülkede, Türkiye’de kadın olmak daha da zor. Kadın olmanın zorluğuna ekonomik, sosyal, siyasal yani yaşamın her alanında yakından şahitlik ediyoruz.

DEVLET, KADINA ŞİDDETTE ERKEKLERDEN GERİ KALMIYOR
Resmi istatistiklere göre 2019 Kasım döneminde, kadın işsizlik oranı yüzde 16,6. Ama kadınlarda gerçek işsizliğe baktığımız zaman bunun yüzde 30’a yaklaştığını görüyoruz. Dahası, bu rakamlara ev işleriyle meşgul olduğu için çalışma hayatına dahil olamayan 11,7 milyon yani 12 milyon kadın da dahil değil. Diğer taraftan, Dünya Ekonomik Forumu’nun, “küresel cinsiyet uçurumu” Raporu’na göre Türkiye; Küresel Cinsiyet Uçurumu Endeksi’nde 153 ülke içerisinde maalesef 130. sırada. Türkiye’nin bu ligdeki rakipleri Burkina Faso, Papua Yeni Gine gibi ülkeler. Yine, ülkemizde kadına yönelik şiddet de ciddi bir sorun olarak varlığını sürdürüyor. Sivil toplum kuruluşları tarafından yayımlanan verilere göre 2019’da 474 kadın, cinayete kurban gitti. 2020’nin ilk 2 ayında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 49. Bu arada devlet de kadına şiddet uygulama konusunda maalesef erkeklerden geri kalmıyor. Dün, Taksim Meydanı’nda yürümek isteyen kadınlarımıza yapılan sert polis müdahalesini buradan kınıyoruz dedi.

VİCDANI KURUYANLAR, KALBİ TİTREMEYENLER
İdlib’de son bir ayda 59 Mehmetçiğimizi şehit verdik. Vicdanı kuruyanlar, şehitlerimizi “birkaç tane” diye sayabilir. Kalbi titremeyenler için şehitlerimiz sıradan rakamlar gibi görülebilir. Ama her bir şehidimiz; babalarının aslan parçaları, analarının kınalı kuzuları, Yavukluların eşleri, nişanlıları, sevgilileri, evlatların babaları, yeğenlerin dayıları, amcaları. Her biri ailesinin bir tanesi, her biri milletimizin bir tanesi, her biri ayrı bir can, her biri ayrı bir insan. Son bir ayda 59 gencecik hayat; ülkesine, ailesine çok şeyler verebilecek kahramanlarımızı, sınırlarımızın dışında, İdlib topraklarında kaybettik.

KÜFÜR ETMEDEN CEVAP VERİN
Ülkeyi yönetenlere sorduk soruyoruz: Neden? Nasıl? Niçin? Ne uğruna 59 Mehmetçiğimizi İdlib’de kaybettik? Milletimiz adına bu sorularımıza makul, mantıklı bir cevap bekliyoruz. Ama lütfen terbiye sınırlarını aşmadan, küfür etmeden, bağırmadan, çağırmadan. Milletimize söyleyecek makul bir söz bulamadığınızda da partimize yalan yanlış yüklenmeden. “Mehmetçiğimizin tek bir tırnağı; İdlib’den, Suriye’den, Libya’dan daha değerlidir” dedik. “Millet İttifakının iktidarında şehitler tepesi boş kalacak” dedik. Dün, bunu dedik diye partimize, Genel Başkanımıza etmedik hakaretleri bırakmayanlar, bugün, Moskova dönüşünde “Ateşkese en çok CHP üzülecek” diyebildiler. Ülkeyi yönetenler, yalanı gerçek gibi anlatan müflis bezirgân siyasetine kendilerini öyle bir kaptırdı ki, vatandaşımız bu ikiyüzlülüğü görmez sanıyor.

AK PARTİ KREMLİN’DE SINIFTA KALDI
Bu arada, Erdoğan’ın konuşmasında defalarca tekrarladığı “ateşkes” sözünü, biz mutabakat metninde göremedik. Biz “askerimizin ayağına taş değmesin” dedik. Onlar “yansın Suriye, yıkılsın İdlib” diye nutuk attılar. Putin çağırınca da koşa koşa Moskova’ya gittiler. Putin’in kapısında dakikalarca bekletildiler. Rus haber ajanslarına eğlence malzemesi oldular. Sonra da adama, kendilerini kabul ettiği için bin bir teşekkür ettiler. Osmanlı toprağı Kırım’ı ilhak eden Çariçe II. Katerina’nın heykeli altında, heyet olarak kıyama durdular. AK Parti heyeti, Kremlin Sarayı’nda ülkemizi temsilde sınıfta kalmıştır. Bu bir değildir, bu iki değildir. Bu yönetime “Dış politikada bize yaşattığınız zilletin sorumluluğunu yerine getirin” diyeceğiz ama oralı dahi olmayacaklarını da biliyoruz.


CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK FİYASKOSU
5 Mart 2020’de Kremlin Sarayı’na kadar giden süreç cumhuriyet tarihinin en büyük fiyaskosudur. Bu fiyaskoda sevinilecek tek şey, daha fazla şehit vermemek adına, sahada askeri faaliyetlerin durdurulmasıdır. Silahlar patlarken, sözler duyulmaz. Bir an evvel kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını, silahların susmasını ve askerlerimizin sağ salim evlerine kavuşmalarını gönülden diliyoruz. 

ERDOĞAN BU SORULARI PUTİN’E SORAMADI
Moskova’ya giderken, Erdoğan’ın Putin’in gözlerinin içine bakarak dört soru sormasını istemiştik:
1-Askerlerimizin bulunduğu noktalar Rus yetkililere bildirilmesine rağmen, neden hava saldırısı gerçekleştirdiniz?
2-İlk saldırıdan sonra Rusya’yı bir kez daha uyarmamıza rağmen, saldırıya neden devam ettiniz?
3-Yaralı askerlerimizin tahliyesi için İdlib hava sahasını helikopterlerimize neden açmadınız?
4-Savaş hukukunda olmamasına rağmen, yaralılarımızı almaya gelen ambulanslarımızı bile neden vurdunuz?
Biz bu soruları sorarken, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın 28 Şubat tarihindeki beyanatını esas aldık. Erdoğan bu dört soruyu Putin’e soramadı.

KAPIDA “TWO MINUTES” BEKLEDİ, “ONE MİNUTES” DİYEMEDİ
Ama Putin kameralar önünde “askerlerinizin nerede olduğunu bilmiyorduk” dedi. Putin’in kapısında “two minutes” bekletilen Erdoğan, Putin’e bir “one minutes” çekemedi. Salona boş boş baktı. Putin’in önünde kıyama duran tüm heyet ise “dut yemiş bülbül” gibi sustu. Biz Putin’den özür beklerken, AK Parti heyeti Putin’in bir taziyesine bayram etti.

AKAR HAKKINDA HANGİ İŞLEM YAPILDI?
Şimdi soruyoruz: Kim yalancı? Eğer Putin, kameraların önünde, Erdoğan’ın gözünün içine baka baka yalan söylediyse, milletimizin hukukunu korumak için Erdoğan bu yalana neden bir cevap veremedi? Yok eğer millete doğru söylemeyen Savunma Bakanı Hulusi Akar ise, Erdoğan, Akar hakkında hangi işlemi yaptı? 36 askerimizin, 36 şehidimizin canı bu kadar mı ucuz? Bu hesap verilecek. Kimse milleti kör, alemi sersem sanmasın.

GÖZLEM NOKTALARIMIZ ETRAFINDAKİ KUŞATMA AĞIRLAŞTI
Her askeri operasyonun mutlaka bir stratejik hedefi olur. Erdoğan Şubat’ın başından itibaren yaptığı konuşmalarda dört kere, “Şubat sonuna kadar rejimi gözlem noktalarının dışına çıkarmakta kararlıyız” dedi durdu. Peki, İdlib’de 59 şehit verdikten sonra, Suriye Arap Cumhuriyeti ordusu gözlem noktalarımızın olduğu bölgenin dışına çıkarıldı mı, çıkarılmadı mı? Çıkarılmadı. İdlib’de Soçi ve Astana süreçlerinde belirlenen 6 bin kilometrekarelik çatışmasızlık bölgesinin 2 bin kilometrekaresi, artık Suriye Arap Cumhuriyeti’nin kontrolüne geçti. 59 şehit ve onlarca yaralıdan sonra, 9 gözlem noktamız etrafındaki kuşatma hafiflemedi tersine daha da ağırlaştı.

ANLAMANIZ İÇİN PUTİN’İN Mİ SÖYLEMESİ LAZIM
Peki, bu durumda: Askerimiz ne için ve ne uğruna şehit oldu? Askere bile gitmemiş havuz medyası kalemşorları, bedelli askerlik yapmış maaşlı troller, “Yansın Suriye, yıkılsın İdlib” naraları atıyorlardı, şimdi baktık aynı naraları atanlar ateşkes oldu diye bayram ediyorlar. Erdoğan da mikrofonu kapıp, cami avlusunda cuma namazı kılmaya gelen yurttaşlarımıza hitap ediyor, “Müslüman’ın Müslüman ile böyle bir savaşı yapması da bitmiş oldu” diyor. Böyle bir vaaz veriyor. Peki, Müslüman’ın Müslüman’la savaşmaması gerektiğini biz size defalarca söyledik. Sizin bunu anlamanız için illa Putin’in huzuruna kabul edilmek mi gerekiyordu?

YALANCI ÇOBAN
Biz “barışa giden en kestirme yol Ankara ile Şam arasındadır” dediğimizde ne dediniz, “Esad’la siz konuşun, ben konuşmam” dediniz. Ama Kremlin Sarayında Çavuşoğlu ve Lavrov’a dönüp, “Şu anda Esad ile konuşuldu değil mi?” diyen de yine sizsiniz. Böylece kapalı kapılar ardında, Rusya aracılığıyla Esad’la konuştuğunuzu dünya aleme beyan eden de siz oldunuz. Saray iktidarının ikircikli tavırları, içeriye başka dışarıya başka sözleri; iktidarı maalesef sözüne güvenilmeyen yalancı çoban durumuna düşürüyor. Bu da ülkemizin itibarına Ortadoğu’da çekinilen şanlı ordumuzun caydırıcılığına büyük zararlar veriyor.

BİZ SORMAYALIM DA KİM SORSUN
Oysa biz bunlar olmasın diye iktidarı defalarca uyardık. 4 Şubat’ta, 59 şehit vermeden önce, kendilerine beş maddelik bir yol haritası verdik. O gün bizim söylediklerimize küfürle cevap veren Erdoğan, geçtiğimiz hafta Moskova’da, Putin bizim dediklerimizi söyleyince beş maddenin çoğunu kabul etti. Şimdi “59 kahraman askerimiz İdlib’de neden şehit oldu?” diye biz sormayalım da kim sorsun? Biz bu önerileri getirince ağız dolusu hakaretle karşılık verenlere tekrar soruyoruz; İdlib’de hava kontrol ve üstünlüğü sağlanmadan veya Putin’in dediği doğruysa, hava sahasını kontrol eden Rus yetkililere askerlerimizin koordinatlarını vermeden, Mehmetçiklerimizi sahaya neden sürdünüz, kim sürdü? Onlarca yiğidimizin göz göre göre şehit olmasına neden göz yumdunuz?

ANKARA’DA ORTAK DEVRİYE ATIYORUZ DİYE CAKA SATARLARDI
Devletimizin kurucu harcı Lozan’ı beğenmeyen bu kifayetsiz muhteris zihniyet ve bunların maaşlı klavye amigoları, İdlib üzerinden kendilerince yeni bir Kurtuluş Savaşı destanı yazacaklarını zannediyorlardı. Kurtuluş Savaşı vermek kim, bunlar kim? Bir de Büyük Önderimiz Atatürk’ün adını ağızlarına alıp, “O da böyle yapardı” deme cüretinde bulundular. Büyük Atatürk, böyle ehliyetsiz, liyakatsiz bir kadroyu, Kurtuluş Savaşı’nda elbette hiçbir zaman yanında tutmaz ve hele Lozan’a hiç göndermezdi. Çünkü bilirdi ki bunları Lozan’a gönderse, bunlar başkentimizi Kayseri’ye taşır; bir de utanmadan “Ankara’da Yunan ve İngiliz ordularıyla ortak devriye atıyoruz” diye millete caka satarlardı.

SAHADA DENGELER KIRILGAN
Konuşmamın başında da söyledim. İdlib’de silahların şimdilik susmasını olumlu buluyor ve önemsiyoruz. Ancak sahadaki dengelerin son derece kırılgan olduğunu da görüyoruz. Defalarca tekrarladık, bir kez daha tekrarlıyoruz: Mehmetçiğimizin kesip attığı tek bir tırnak, İdlib’den, Suriye’den, Libya’dan çok daha değerlidir. Suriye Arap Cumhuriyeti unsurlarının gerisinde kalan 9 gözlem noktamız, vakit geçmeden, lojistik desteğin rahat yapılacağı daha güvenli yerlere çekilmelidir.
İkinci olarak Türkiye, Moskova’da imzaladığı metinle, Birleşmiş Milletler’in terörist saydığı silahlı unsurlarla savaşma yükümlülüğünü teyit etmiştir. Bu teröristler, tamamen kırılıncaya kadar; Rusya’nın da mücadelede ısrarcı olduğu görülmüştür. Askerlerimizin sahadaki konumunu tehlikeye düşürmeden, teröristlerle mücadele Rusya ve Suriye Arap Cumhuriyeti güçlerine bırakılmalıdır. 7 günlük süre 15 Mart’ta bitiyor. Heyetlerin yapacağı ve müzakereler sonunda varılacak mutabakatı göreceğiz.

ANLAŞMANIN ÖMRÜ KISA OLABİLİR
Biz uyarılarımızı şimdiden yapalım. Önce Cahar Dudayev’in sözlerini iktidara hatırlatalım: “Rus ile yaptığın anlaşmanın ömrü, mürekkebi kuruyana kadardır.” Bu anlaşmanın ömrünün de kısa olabileceğini düşünerek; “askerlerimizin güvenliğini sağlayacak tedbirleri hızla alın” diyoruz. Beştepe’ye yerleşenlerin, Suudi Kralına Sevda Tepesi’ni tahsis edenlerin, damadı Kanal İstanbul manzaralı tepe kapatanların, milletin evlatlarını Şehitler Tepesi’ne doldurmaya, bir de bununla caka satmaya kalkmasını açık söyleyeyim içimize sindiremiyoruz.

SURİYELİLER PAHALILIKTAN VE İŞSİZLİKTEN ÜLKEMİZDEN KAÇIYOR
27 Şubat’ta 36 askerimizi şehit verdikten sonra, gözümüz, kulağımız İdlib’e çevrildi. İdlib’le yattık, İdlib’le kalktık. Ama ülkede bir yandan da ağırlaşan ekonomik buhran milletimizi perişan etmeye devam etti. Ensar-muhacir diyerek 9 yıldır baktığımız, 40 milyar dolar harcadığımız, “gerekirse bir 40 milyar dolar daha harcarız” dediğimiz Suriyeliler bile, hayat pahalılığı ve işsizlikten şikâyet ederek ülkemizden kaçmaya başladılar. Hem de Yunanistan sınırında olmadık eziyetleri, işkenceleri göze alarak… Ama bu memleket bizim. Bizim gidecek başka yerimiz yok.

GELİR DÜŞTÜ, İŞSİZLİK VE BORÇ ARTTI
2019’da tek bir yılda milli gelirimiz 35 milyar dolar eridi, 754 milyar dolara düştü. Oysa 2008’de milli gelirimiz 777 milyar dolardı. Gelirimiz 11 yıl öncesinin bile altında. Kişi başına gelirimiz ise 12 yıl öncesinin altına indi. Buna rağmen saray, şehitlerimizi unutup, yüzde 1’in altında gelen büyüme için bayram yapmaya kalktı. Diğer tarafta işsizlik çığ gibi büyüdü. Gerçek işsizlerimizin sayısı 2019’da 1 milyon 40 bin kişi arttı, 6 milyon 747 bin oldu. Üniversiteli işsiz sayımız tarihimizde ilk kez 1 milyonu aştı, 2019’da 1 milyon 122 bin üniversite mezunu işsizimiz var. Milletin geliri düştü, bir de üstüne işsizlik aşağı gidince vatandaşlarımız borcun altında ezilmeye başladı. Bankaların takipteki alacakları 2019’da, 54 milyar lira artarak, 151 milyar liraya ulaştı.

TOPLUMSAL VE SOSYAL DENGELER TEHDİT ALTINDA
Bilim Platformumuzun Başındaki Genel Başkan Yardımcımız ve arkadaşları, önemli bir çalışmaya imza attılar. Bu çalışmanın bulgularına göre: Son üç yılda psikiyatri kliniğine başvuranların sayısı 8 milyonu bulmuş. Toplumda anti-depresan kullanımı hızla artmış. İşsiz gençlerimizin yüzde 60’ı geleceğinden umutsuz. 2002-2018 arasında geçim sıkıntısı nedeniyle yaşamına son verenlerin sayısı 5 bin 485’e ulaşmış. 2019’da ilk kez toplu intiharlar yaşanmış. Millet kendini meclis ve valilik kapılarında yakmaya başlamış. Ekonomik zorluklar ve ağırlaşan geçim sıkıntısı toplumsal cinneti tetiklemiş. Toplumsal ve sosyal dengelerimiz tehdit altında. Saray iktidarı bunların konuşulmasını önlemek için elinden geleni ardına koymuyor. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla, havuz medyasının tozpembe manşetleriyle, hamasetle, gerçek ötesi müflis bezirgân söylemiyle milletin gerçek gündeminin üstünü örtmeye çalışıyor.

DAHA ÖNCE GÖRÜLMEMİŞ BİR KRİZE DOĞRU GİDİYORUZ
Bu arada, küresel ekonomi Korona Virüsü’nün tetiklediği yeni bir türbülansa doğru gidiyor. ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşlarının yaraları daha henüz sarılmadan, ABD ve Rusya arasında petrol savaşları yaşanmaya başlandı. Küresel üretim ve değer zincirleri kopuyor. Üretim duruyor. Küresel büyüme üzerindeki riskler ağırlaşıyor. Petrol fiyatları, küresel borsalar ve küresel faizler dibe oturuyor. Dünya daha önce hiç görmediği bir krize doğru hızla ilerliyor.

BÜYÜK RESMİ KAÇIRMAMALIYIZ
Olağanüstü zamanlar, olağanüstü tedbirleri gerektirir. Küresel iş birliği ve dayanışmanın önemli olduğu bir dönemden geçiyoruz. Hiç kimse yaklaşan küresel ekonomik türbülansa karşı bağışıklığa sahip değil, nasıl ki Korona Virüsüne değilse. Petrol fiyatlarındaki ve faizlerdeki düşüşe sevinip, büyük resmi kaçırmamak gerekir. Özellikle üretimi ithalata bağımlı ve borca batmış, şirketleri ve aileleri borca batmış bizim gibi ekonomiler, ciddi bir arz şokuyla karşı karşıya kalabilir. Bu buhranı, şirketleri ve vatandaşları daha fazla borçlandırarak aşamazsınız. Çünkü borç sizin sorununuz. Merkez Bankası kaynak ve imkanlarıyla bu türbülansı artık karşılayamazsınız. Kısacası aspirin tedavisiyle, pansumanla bu buhranı çözemezsiniz. İktidar ve ekonomi yönetimi bir an önce bir kriz masası oluşturmalı, küresel ekonomideki bu yeni süreci an be an izlemeli, gerekli tedbirleri derhal almalıdır.

SARAY YÖNETEMEDİKÇE SERTLEŞİYOR
Ülkemiz ortak akla en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçiyor. Ancak dış politikada ülkemizi karaya oturtan, ekonomimizi batıran, toplumsal huzuru yok eden saray iktidarı ülkeyi maalesef yönetemiyor. Ülkeyi yönetme kabiliyetini yitirdikçe de içeride daha da sertleşiyor. Hukuk ve kural tanımadan, toplumsal muhalefet üzerinde baskı ve tehditlerini artırıyor. Zevali giderek yaklaşan iktidarın, zulmü de artıyor.

YALOVA’YA BAŞKA, URLA’YA BAŞKA, POZANTI’YA BAŞKA
Seçimle alamadıkları belediyelerimize, yargıyı kullanarak el koyuyorlar. En son Yalova’da yolsuzluğu bulup çıkaran Belediye Başkanımıza, İçişleri Bakanı emriyle görevden el çektirdiler. Yetmedi, kendi partilerinden bir başkanvekilini de AK Parti ve ortağının çoğunlukta olduğu Belediye Meclisi’ne seçtirdiler. Yalova’da milletin iradesini gasp ettiler. Sonra da Erdoğan dün çıktı mızıkçılıkla Yalova’yı nasıl gasp ettiklerini, ballandıra ballandıra anlattı. Peki Yalova’da yaptığınızı neden Urla’da yapmadınız? Urla’da görevden aldıkları Belediye Başkanımız için nedense aynı prosedürü uygulamadılar. Orada Belediye Meclisi’nde çoğunluk bizde diye, Kaymakamı Belediye’ye kayyum atadılar. Urla’da Başkanımız FETÖ üyeliğiyle suçlandı diye, hakkında kesinleşmiş herhangi bir yargı kararı yokken görevden alındı. Ama Adana Pozantı’da FETÖ’den 2 yıl 1 ay ceza almış kişiyi, Belediye Başkanı olarak koltukta oturtmaya devam ediyorlar.

ÖZKOÇ HAKKINDAKİ SÜREÇ, HUKUK SKANDALI HALİNE GELİYOR
Baskı ve hukuksuzluğa bir diğer örnek; Grup Başkanvekilimiz Engin Özkoç için yürütülen süreçtir. Bu süreç büyük bir hukuk skandalı haline gelmektedir. Sayın Özkoç’un kullandığı ve kovuşturmaya konu olan sözler, birkaç saat önce bizzat Erdoğan tarafından Sayın Genel Başkanımız için kullanılmıştır. Kendisi cumhurbaşkanı zırhına bürünüp ağzına geleni söyleyebiliyor ama aynı sözler kendisine söylendiğinde rahatsız oluyor. Şimdi hukuk önünde herkesin eşit olup olmadığını hep birlikte göreceğiz. Anayasanın 83. Maddesinin birinci fıkrasındaki yasama dokunulmazlığının, Saray iktidarı için, yargı için ne anlama geldiğini şimdi görmeye başladık, yavaş yavaş görüyoruz.

TÜM MİLLETVEKİLLERİ PARLAMENTO’NUN İTİBARINA SAHİP ÇIKMALI
Sarayın ve vesayeti altındaki yargının unuttuğu, Parlamento’nun itibarına, iktidar muhalefet demeden meclisteki tüm milletvekillerinin sahip çıkması milletimizin ortak arzusudur. Yaşananların bazıları hariç milletvekillerinin de içine sinmediğini biliyoruz. Vekillerin vicdanlarının yaşananlardan rahatsız olduğunu da görüyoruz. Zaman, gerginliği arttırmama, TBMM’nin hukukunu koruma, milli iradeye sahip çıkma ve birlik olma zamanıdır.

ADALET TERAZİSİ SİZİ DE TARTAR
Hukukun ayaklar altına alındığı bir diğer olay, Oda TV’ye yönelik sansür ve bağımsız gazetecilere yönelik gözdağı oldu. Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç, Murat Ağırel ve diğer gazeteciler; Meclis’te aleniyet kazanan, Libya’da şehit düşen vatan evlatlarını haberleştirdikleri için tutuklandılar. İktidar şehit haberlerinin kamuoyu tarafından bilinmesini, sorgulanmasını demek ki istemiyor. Bunun için gazetecilere yargı sopasını kullanarak gözdağı vermeye çalışıyor. Yargıda bir dönem F tipi yapılanma hakimdi; şimdi de yargıda P tipi, yani Pelikan tipi, bir yapılanma olduğundan bahsediliyor. Yargıtay Başkanı çıkıyor; “Toplumun yargıya güven duymadığı bir hukuk sisteminde, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanamaz” diye itirafta bulunuyor. Yargıyı nalıncı keseri gibi kullanan bugünün muktedirleri şunu unutmasın: Terazisiyle oynadığınız adalet gün gelir sizi de tartar. Salt korkuya dayanan, korku salarak var olmaya çalışan her iktidar, eninde sonunda yıkılmaya mahkumdur.

MİLLET EMANETİ EHLİNE VERİR
Ülkeyi yönetemiyorsanız, yasaklardan, baskılardan ve hukuku sopa gibi kullanmaktan medet ummayacaksınız. Gideceksiniz emaneti millete iade edeceksiniz. Millet de alacak bu emaneti ehline verecek. Ülkemizin tüm demokratik, vatansever kesimlerini Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Millet İttifakı’nın etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir