Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan 2025 yılını değerlendirdi: “Sermaye düzeni öldürüyor; 2026 mücadele yılı olacak”

Example HTML page

Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan 2025 yılını değerlendirdi: “Sermaye düzeni öldürüyor; 2026 mücadele yılı olacak”

Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, yaptığı basın açıklamasında geride kalan 2025 yılına ilişkin değerlendirmelerde bulundu; partisinin yeni yıla ilişkin talep, öngörü ve dileklerini, mücadele olanaklarını paylaştı. Aslan, 2025’in işçi ve emekçiler başta olmak üzere tüm halk kesimleri açısından baskı, şiddet ve yoksullaştırma politikalarının arttığı bir yıl olduğunu belirtti.

Aslan, “2025 yılı; özgürlük, demokrasi, barış, insanca yaşam, can güvenliği, hak, hukuk ve adalet talep edenlere yönelik her türden baskının devreye sokulduğu bir yıl oldu. Muhalefet yılı adliyelerde, cezaevleri önlerinde ve sokaklarda direnerek geçirdi.” dedi. 2025’in aynı zamanda halkın “saray rejimi eliyle yoksullaştırıldığı” bir yıl olduğunu vurguladı.

“Çürüme ve yozlaşma derinleşerek sürüyor”

Saray rejiminin politikalarının 2025’te açık bir çürüme ve yozlaşma yarattığını ifade eden Aslan, çeteleşmenin sokaklara kadar indiğini, uyuşturucu kullanımının yaygınlaştığını, kumar ve bahis düzeninin olağanlaştığını söyledi. Mafyanın birçok alanda düzen kurduğunu belirten Aslan, iktidar içindeki güç savaşlarının görünür hâle geldiğini dile getirdi. Yapılan operasyonların bu çürümenin arkasındaki asıl güçlere yönelmediğini kaydeden Aslan, “Çürüme ve yozlaşma derinleşerek sürüyor.” dedi.

“Sermaye kârına kâr kattı, halk yoksullaştı”

Aslan, sermaye sınıfının sarayın önüne serilen “kırmızı halıda” yürüyerek kârlarına kâr kattığını, buna karşılık asgari ücretlilerin, emeklilerin, özel sektörde ve kamuda çalışan milyonlarca işçi ve emekçinin daha da yoksullaştırıldığını söyledi. Meclis’in, büyük sermayenin, yerli ve yabancı tekellerin çıkarları için yapılan yasaları onaylayan bir “noter” hâline getirildiğini belirten Aslan, Emek Partisi olarak Meclis kürsüsünü işçilerin, emekçilerin ve halkın tüm ezilen kesimlerinin taleplerini dile getirmek için kullanmaya devam edeceklerinin altını çizdi.

“Asgari ücret açıklandığı anda açlık sınırının altında kaldı”

2025’te belirlenen asgari ücretin şubat ayından itibaren açlık sınırının altına düştüğünü hatırlatan Aslan, çalışanların yalnızca bir ay açlık sınırının üzerinde ücret alabildiğini söyledi. 2026 yılı için açıklanan asgari ücretin ise Cumhuriyet tarihinde ilk kez daha açıklandığı anda açlık sınırının altında kaldığını vurguladı.

TÜİK’in “sahte enflasyon raporları” ile ücretlerin baskılandığını belirten Aslan, asgari ücret tespit sürecinde Türk-İş ve Hak-İş’in tutumunu da eleştirdi. Sendika bürokrasisinin iktidarın ekonomi politikalarına dayanak olduğunu söyleyen Aslan, kamu işçileri ve kamu emekçileri sözleşmelerinin de enflasyonun çok altında imzalandığını ifade etti.

İş cinayetleri: “Sermaye düzeni öldürüyor”

Aslan, 2025 yılında iş cinayetlerinde en az 2.100 işçinin hayatını kaybettiğini, bunların 91’inin çocuk olduğunu aktardı. MESEM kapsamında çalıştırılan en az 17 çocuğun yaşamını yitirdiğini belirten Aslan, “Sermaye ve saray düzeni hem sömürüyor hem yoksullaştırıyor hem de öldürüyor.” dedi.

İş cinayetlerine ilişkin davalarda tek bir kamu görevlisinin yargılanmadığını söyleyen Aslan, “Sermayeye ‘işçiyi öldür, tazminat ver kurtul’ deniyor.” ifadelerini kullandı.

2025’te grevlerin yasaklandığını, işçi direnişlerinin bastırılmak istendiğini belirten Aslan, Antep’te tekstil işçilerinin yasağa rağmen direnişi sürdürdüğünü hatırlattı. Metal işçilerinin grev yasaklarını fiilen aşarak kazanımlar elde ettiğini söyleyen Aslan, sermayenin her türden hak gasplarına, düşük ücret dayatmalarına ve sendikasızlaştırmaya karşı bu mücadelelerin işçi sınıfı için örnek olduğunu ifade etti.

“Saray rejimi kadını eve hapsetmeyi hedefliyor”

2025’in kadınlar açısından da karanlık bir yıl olduğunu söyleyen Aslan, ilk 11 ayda en az 527 kadının katledildiğini ve kadın katillerine “ödül gibi” cezalar verildiğini belirtti. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen iktidarın kadın politikalarını eleştiren Aslan, saray rejiminin sözde “aile yılı”, “aile on yılı” kutladığını vurgulayarak “Saray rejimi kadını eve hapsetmeyi, eşitsizliği derinleştirmeyi hedefliyor.” dedi.

Yer altı ve yer üstü kaynaklarının yerli ve yabancı tekellere peşkeş çekildiğini ifade eden Aslan, maden şirketlerine ÇED raporu dahi olmadan izinler verildiğini söyledi. Tarım ve hayvancılığın can çekiştiğini, çiftçiye verilen desteklerin tarihsel olarak en düşük seviyeye indiğini belirten Aslan, halkın bu nedenle ucuz gıdaya ulaşamadığını vurguladı.

“Yayın organları cezalarla susturulmak isteniyor”

Aslan, 2025’in gazeteciliğin suç sayıldığı bir yıl olduğunu belirterek gazetecilerin tutuklandığını, yayın organlarının cezalarla susturulmak istendiğini söyledi. “Saray, halkın haber alma hakkı üzerinde tepindi.” diyen Aslan, “Tele 1’e kayyım atandı, Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ casusluk iddiasıyla tutuklandı. Basın ve yayın organlarına 36 kez idari para cezası verilirken, 8 farklı kararla 28 kez yayın durdurma cezası verildi. Cezaevinde 11 gazeteci tutsakken, 2025 yıl içerisinde en az 94 gazeteci hakkında gözaltı kararı verildi. 28 gazeteci tutuklanıp tahliye edildi. En az 55 gazeteci hakkında adli kontrol tedbiri kondu. Evrensel gazetesine, Basın İlan Kurulu tarafından ilan vermeme tutumu 2025 yılında sürdü. Yandaş gazeteciliğin, havuz medyasının tüm muhalefete dönük pervasızca, gerçeklerden uzak ‘haberciliği’ için de her olanak seferber edildi.” dedi.

“Geride kalan yıl hukuksuzluk ve adaletsizlikle geçti”

Aslan, “Yargı bağımsız mı?” sorusunu yönelterek geride kalan yılın tutuklamalar, hukuksuzluklar ve adaletsizliklerle geçtiğini söyledi. Yargının, saray rejiminin muhalefeti bastırma, sindirme ve kriminalize etme aracı hâline getirildiğini vurgulayan Aslan, AKP döneminde yetiştirilen ve atanan hâkim ve savcılar eliyle tüm topluma, özellikle muhalif kesimlere açık bir gözdağı verildiğini ifade etti.

19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaliyle başlayan sürecin, demokratik iradeye yönelik topyekûn bir saldırıya dönüştüğünü belirten Aslan, başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere halkın oylarıyla seçilmiş onlarca belediye başkanının gözaltına alındığını, tutuklandığını ve yerlerine kayyım atandığını hatırlattı.

Daha önce DEM Parti belediyelerinde uygulanan görevden alma ve kayyım politikalarının, 2025 yılı itibarıyla CHP’li belediyelere kadar genişletildiğine dikkat çeken Aslan, bu uygulamaların halk iradesinin açıkça gasp edilmesi anlamına geldiğini söyledi.

İBB Başkanı’nın gözaltına alınması ve tutuklanmasına karşı, tüm gösteri yasaklarına rağmen milyonlarca yurttaşın iradesine sahip çıkmak ve saray düzenine “dur” demek için sokaklara çıktığını belirten Aslan, kitlesel olarak gelişen bu güçlü hareketin en dinamik kesimini üniversite gençliğinin oluşturduğunu vurguladı. Uyuşturucu baronları, çeteler ve mafya düzeni elini kolunu sallayarak dolaşırken; demokrasi mücadelesinde yer alan onlarca, yüzlerce gencin gözaltına alındığını, tutuklandığını ve şiddete maruz bırakıldığını ifade etti.

Aslan, ülkede adaletsizliğin her geçen gün daha da derinleştiğini belirterek bugün Kürt sorununda bir “süreç” tartışılırken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının hâlâ uygulanmadığına dikkat çekti.

Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobane davaları kapsamında tutulan siyasetçiler, Gezi davası tutsakları, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Osman Kavala, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Selçuk Kozağaçlı ve tutuksuz yargılanması gereken belediye başkanlarının siyasi rehine olarak cezaevlerinde tutulmaya devam ettiğini söyleyen Aslan, bunun hukuk devleti ilkesinin tamamen askıya alındığının göstergesi olduğunu vurguladı.

“Eğitim yapboz tahtasına dönüştü”

Aslan, sağlık, eğitim ve barınma başta olmak üzere temel kamu hizmetlerinde iktidarın halkı kendi kaderine terk ettiğini söyledi. “Sarayın bakışı nettir; halk başının çaresine baksın.” diyen Aslan, sağlık politikalarının piyasaya bırakıldığını, milyonlarca işçi ve emekçinin beslenmeden barınmaya kadar en temel haklardan yoksun bir yaşam sürmek zorunda kaldığını vurguladı.

6 Şubat depreminin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen depremin yarattığı yıkımın giderilmediğini belirten Aslan, sorunların katlanarak devam ettiğine dikkat çekti. On binlerce yurttaşın hâlâ konteynerlerde yaşamaya mahkûm edildiğini söyleyen Aslan, barınma krizinin kalıcı hâle getirildiğini ifade etti.

Eğitim sisteminin ise adeta bir “yapboz tahtasına” dönüştürüldüğünü dile getiren Aslan, sürekli değişen politikalarla eğitimin istikrarsızlaştırıldığını belirtti. MESEM uygulamalarıyla yüz binlerce çocuğun ucuz iş gücü olarak sermayenin insafsız koşullarına terk edildiğini söyleyen Aslan, bu süreçte en az 17 çocuğun yaşamını yitirdiğini hatırlattı. MESEM’lerde çalışan çocukların ücretlerinin devlet tarafından karşılandığını, ancak çocukların emeğiyle üretilen kârın patronların kasalarına aktarıldığını vurguladı.

ÇEDES projeleriyle eğitimin bilimsellikten uzaklaştırıldığını ifade eden Aslan, okulların tarikat ve cemaatlerin etkisine açıldığını, hurafelerin teşvik edildiğini söyledi. Bu uygulamaların gericiliğe alan açtığını belirten Aslan, laikliğe aykırı politikaların giderek yaygınlaştığını ve seküler yaşam alanlarının daraltıldığını dile getirdi. “Kindar ve dindar nesiller” hedefiyle eğitimin temeline adeta dinamit konulduğunu ifade eden Aslan, bunun yalnızca bugünü değil, toplumun geleceğini de tehdit ettiğini vurguladı.

“ABD barbarlığı tüm dünya için büyük bir tehlikedir”

Aslan, Türkiye’nin içinde bulunduğu emperyalist ilişkiler ağının giderek daha fazla kriz ve istikrarsızlık ürettiğini söyledi. Türkiye hava sahasında düşen ya da düşürülen yabancı İHA’lar, Libya askerî yetkililerini taşıyan bir uçağın Türkiye sınırları içinde henüz açıklanmayan bir nedenle düşmesi, Gürcistan sınırında Türkiye envanterine kayıtlı askerî uçağın düşmesi ve Rusya’dan alınan S-400’lerin iade edilmesi yönündeki ABD baskısının sürmesinin bu tabloyu açık biçimde ortaya koyduğuna dikkat çekti.

Aslan, Trump’la yapılan askerî ve ticari anlaşmaların dahi ABD açısından yeterli görülmediğini belirterek Washington’un Türkiye’den daha fazla biat ve iş birliği talep ettiğini ifade etti.

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş sürerken ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırıları, Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılarak ABD’ye götürülmesi, İran, Küba ve Kolombiya’ya yönelik tehditlerin yeni savaş dinamiklerini ve çatışmaları beraberinde getirdiğini söyleyen Aslan, “Hiç tartışmasız ifade etmek gerekir ki ABD barbarlığı tüm dünya için büyük bir tehlikedir. Halkların anti-emperyalist mücadelesi büyümek zorundadır” dedi.

Aslan, yaşanan savaşların sonucunda silah tekellerinin kasalarına milyarlarca dolar aktarılırken dünya genelinde milyonlarca insanın açlık sınırının çok altında, günde bir dolarla yaşam mücadelesi verdiğine dikkat çekti. NATO üyesi ülkelerin savaş ve silahlanma harcamalarının hızla arttığını belirten Aslan, devasa bütçelerin silahlanmaya ayrıldığı, buna karşın sokakta yaşayanların sayısının arttığı, insanların açlıktan öldüğü bir dönemden geçildiğini söyledi. Türkiye’de de durumun farklı olmadığını vurgulayan Aslan, 2026 bütçesinde silahlanmaya ayrılan payın yüzde 40 artırıldığını hatırlattı.

Saray iktidarının iki yüzlü Orta Doğu politikası

Orta Doğu’daki paylaşım savaşında, emperyalist devletler arasındaki çelişkilerden azami fayda sağlamaya çalışan Türkiye sermayesi ve onun siyasal temsilcisi saray iktidarının ülkeyi sürüklediği son noktanın ABD emperyalizmine tam bağımlılık ve teslimiyet olduğunu ifade eden Aslan, izlenen politikaların ülkeyi daha da derin bir krize soktuğunu söyledi.

Gazze’de yaşanan soykırım sürerken iktidarın bir yandan İsrail ile ticareti devam ettirdiğini, diğer yandan içeride biriken toplumsal tepkiyi kontrollü mitinglerle boşaltmaya çalıştığını belirten Aslan, bu ikiyüzlü politikanın kamuoyunda giderek daha fazla teşhir olduğunu dile getirdi.

Suriye’de ise Colani liderliğindeki yönetimin, başta ABD olmak üzere iş birlikçi güçlerden aldığı destekle Alevilere, Dürzilere ve Kürtlere yönelik saldırılar düzenlediğini, katliamlar gerçekleştirdiğini söyleyen Aslan, yaşanan bu saldırıların ülkede güvensizliği derinleştirdiğini vurguladı. On yılı aşkın süredir devam eden savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyeli göçmenlerin, mevcut koşullar nedeniyle kendilerini güvende hissetmedikleri için büyük oranda geri dönmediğini ifade etti.

Aslan, Suriye’de izlenen yanlış politikaların sonuçlarından birinin de IŞİD çetelerinin Türkiye’de nasıl yuvalandığını ve nasıl korunduğunu ortaya koyduğunu söyledi. Yalova’da yaşanan son operasyonların bunun çarpıcı bir örneği olduğunu belirten Aslan, bir hafta içinde yüzlerce kişinin “IŞİD ile bağlantılı olduğu iddiasıyla” yakalandığını, ancak bunun buzdağının yalnızca görünen kısmı olduğunu vurguladı.

Kürt sorununda eşitlik değil inkâr

Suriye’deki gelişmelerle bağlantılı olarak gündeme gelen sürecin, “Kürt sorunu”nun varlığını dahi kabul etmeyen saray rejimi ve küçük ortağının halka güven vermeyen tutumuyla yürütüldüğünü ifade eden Aslan, “Terörsüz Türkiye” söylemi etrafında şekillenen politikaların gerçek bir çözüm iradesi taşımadığını söyledi.

Cumhur İttifakı’nın, PKK’nin fesih ve silah bırakma kararlarını, Türkiye’den ve Zap’tan çekilmesini bir “teslimiyet” olarak kodladığını belirten Aslan, “İktidar ‘süreci’, Kürt sorununun eşit haklar temelinde çözümü olarak değil, bilinen inkârcı tutumunda ısrar ederek devam ettiriyor. Mecliste kurulan komisyonda yaptıkları, AKP-MHP tarafından hazırlanan raporlar, iktidar sahiplerinin Kürt sorunundaki inkârcı politikalarda ve Suriye’deki HTŞ yönetimine ‘entegrasyonda’ ısrarcı olduklarını gösteriyor.” dedi.

“2026 mücadele yılı olacak”

2025 yılı boyunca işçi sınıfı, kadınlar, gençler, kamu emekçileri ve köylülerin mücadeleden geri adım atmadığını belirten Aslan, bu mücadelenin 2026’ya taşındığını vurguladı. “2026 mücadele yılı olacaktır” diyen Aslan, saray rejimine karşı birleşik mücadelenin büyütülmesi çağrısı yaptı.

Aslan, 2026’nın taleplerini şöyle sıraladı:

  • Tüm ücretlerin yoksulluk sınırı üzerine çıkarılması,
  • Kamu işçileri ve kamu emekçileri sözleşmelerinin yenilenmesi, ek zam talebinin yükseltilmesi,
  • Ocak-Şubat’ta işçi ücretlerinin artırılması ve ek zam talebi,
  • MESS patronlarına karşı metal işçilerinin insanca ücret taleplerinin kazanılması,
  • Zamların durdurulması ve geri alınması,
  • İşten atmaların yasaklanması, iş güvencesinin sağlanması,
  • Örgütlenmenin ve sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılması, grev yasaklarının son bulması,
  • İş cinayetlerinin önlenmesi,
  • Kadın ve çocuk cinayetlerinin yaşanmaması,
  • Çocuklara ve kadınlara yönelik istismarın son bulması,
  • Basın ve yayın özgürlüğü ile gösteri hakkının önündeki engellerin kaldırılması,
  • Parasız, bilimsel, demokratik, ana dilde eğitimin sağlanması,
  • Tarımın desteklenmesi, mazot ve gübreden ÖTV ve KDV’nin kaldırılması,
  • Sağlığın parasız, herkes için eşit bir hak olarak ulaşılabilir olması ve güvenceye alınması,
  • Kürt sorununun eşit haklara dayalı demokratik, halkçı çözümü ve barışın sağlanması,
  • Tüm siyasi tutsakların salıverilmesi, genel siyasal affın çıkarılması,
  • Kayyımların geri alınması, halkın seçtiği belediye başkanlarının göreve başlatılması,
  • Silahlanmaya ve savaş politikalarına son verilmesi, sınırımız olan tüm ülkelerle barış içinde yaşanacak politikaların hayata geçirilmesi,
  • 2026 yılında NATO’nun Türkiye’de toplanmasına karşı mücadelenin örgütlenmesi, NATO’dan çıkılması.

Aslan, sözlerini “Başta işçi sınıfı mücadelesini yükseltmeye devam edeceğiz. Parti üyelerimiz, çevremiz, çeperimiz, gençler ve kadınlar olarak saray düzenine son verecek mücadeleyi büyütmeye ve örgütlenmeye çağırıyoruz. Tüm emek ve demokrasi güçlerini yan yana, omuz omuza mücadele etmeye davet ediyoruz” diyerek tamamladı.

Example HTML page

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir