CHP’li Tuğba Dönmez’den AKP’lilere : Bu söylemi nasıl savunuyorsunuz?

Example HTML page

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi 8’inci seçim 4’üncü toplantı dönemi Haziran ayı 3’üncü bileşimi Meclis Başkanvekili Zeynel Abidin Okul Başkanlığında yapıldı.

Gündem maddelerinin görüşüldüğü toplantıda gündem dışı konuşmalar bölümünde söz alarak konuşma yapan CHP İBB Meclis Üyesi Tuğba Dönmez, Gezi Parkı direnişinde her yer Taksim her yer direniş diyerek hayatını kaybedenlerin anısı önünde saygı ile eğiliyor, bugün hukuksuz bir şekilde 49 gündür Bakırköy ve Silivri cezaevlerinde alıkonulmuş çok değerli arkadaşlarımız Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman Can Atalay ve diğer arkadaşlarımıza selam ve sevgilerimizi iletiyorum. Biliyor ve inanıyorum ki ekoloji ve hayat için verilen mücadele kutsaldır. Elbet hakikat gerçekliği konuşulacak, hukuksuzca yürütülen bu yargılamalar sona erecektir ifadesinde bulundu.

Tuğba dönmez konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:

Sayın Başkan değerli meclis üyeleri;

Konuşmama başlamadan önce Gezi Parkı direnişinde her yer Taksim her yer direniş diyerek hayatını kaybedenlerin anısı önünde saygı ile eğiliyor, bugün hukuksuz bir şekilde 49 gündür Bakırköy ve Silivri cezaevlerinde alıkonulmuş çok değerli arkadaşlarımız Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman Can Atalay ve diğer arkadaşlarımıza selam ve sevgilerimizi iletiyorum. Biliyor ve inanıyorum ki ekoloji ve hayat için verilen mücadele kutsaldır. Elbet hakikat gerçekliği konuşulacak, hukuksuzca yürütülen bu yargılamalar sona erecektir.

Geçtiğimiz hafta gezi Parkı direnişinin 9 yılı anmasından hemen sonra bu ülkenin vatandaşları kulakları ile şu cümleleri duymuştur. Cümleler ve sarfedilen kötü kelimeler bana ait değildir. Ben söyledikten sonra kime ait olduğunu anlayacaksınız.

“Tarihimize Gezi olayları adıyla bir ihanet, bir utanç, bir vandallık vesikası olarak geçen hadiselerin 9’uncu yılındayız. Düşünün Dolmabahçe Bezmialem Valide Sultan Camii’nin içinde bu eşkıyalar, bu teröristler, bira şişeleriyle, bira kutularıyla adeta caminin içini pislemişti. Bunlar böyle, bunlar çürük, bunlar sürtük, bunlar için ulu mabed nedir, ne değildir”

Bu sözleri sarf eden bu ülkenin cumhurbaşkanı. Yüzlerce kurum, stk ve kadın kurumları bu söylem için cumhurbaşkanına hakaret davası açtı. Evet gideceksiniz elbette, bu halk bu sözleri bağrına basmayacak.

‘Çok merak ediyorum bu söylemi nasıl savunuyorsunuz!

Dünya Çevre Haftası ile ilgili konuşmamı ne yazık ki iklim krizi ve etkileri üzerine kurgulamak zorunda kaldım. Gerçi Kadıköy’de sahilde çiftetelli oynayarak çevre haftasını kutlayan insanlar gördüm. Fakat ne yazık ki bizim tablomuz şu anda bu değil.

1972 yılında İsveç’in Stokholm kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nda alınan bir kararla, 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak kabul edilmiştir.

İklim değişikliğinin sonuçlarından en fazla etkilenenler, ekolojik yıkıma ve iklim değişikliğine aslında doğrudan zarar vermeyenlerdir. İklim adaleti talebimiz, dünya iklim sisteminin farklı coğrafyalarda farklı şekillerde değişmesinin; yanı sıra diğer doğa tahribatlarının sömürü ilişkilerindeki eşitsiz ilişkiler sonucu eşitsiz dağılımı ile ülkeler arasındaki sorumluluk, etkilenme ve uyum sağlama kapasitesi üzerinden yaşanan adaletsizliklerle ilgilidir. İklim değişikliğinin etkileri sınıfsal, cinsel, etnik eşitsizliklerle ve tür ayrımcılığıyla iç içe geçerek gün geçtikçe derinleşiyor. Baskı ve tahakküm ilişkileri, güvencesiz olan nüfusu iklim krizi karşısında savunmasız bırakıp daha da kırılganlaştırıyor.

İnsan emeği dahil doğanın her parçasını metalaştıran kapitalist üretim ilişkileri, ekolojik krizi derinleştiriyor. Ekolojik suçların üstünü örtmeye çalışan hükümetler, iklim krizine karşı da sorumsuzca davranmaya devam ediyorlar. Gerçek tahribatları örtmek için düzenledikleri zirveler, verip tutmadıkları sözler, şirketlerle birlikte ürettikleri sözde ‘yeşil’ projeler ve reklamlarla iklim krizini engelliyormuş gibi yapıyorlar. Fosil yakıtların kullanımının durmadığı gibi, ‘yeşil kalkınma’ stratejileri emek ve doğa sömürüsü üzerinden devam ediyor. “Enerjide dönüşüm”, dünyada yeniden madencilik furyasını tetikliyor, hatta güvenlikçi politikalar ile sömürü ilişkilerini güçlendirip yaygınlaştırıyor.

İklim mülteciliği diye bir kavram var artık. İklim değişikliği kitlesel nüfus hareketlerine neden oluyor. 2008’den beri yaklaşık 21,5 milyon insan zorla yerinden edilirken, bu sayının 2050’ye kadar 1 milyarı aşacağı düşünülüyor.

İngiltere merkezli uluslararası insani yardım kuruluşu Oxfam, son 20 yılda küresel ısınmanın getirdiği sonuçlar nedeniyle iklim felaketleri için gerekli fon miktarının %800 seviyesinden daha fazla bir oranda arttığını açıkladı.

Oxfam’in raporunda, bu miktarın sadece yarısının donör ülkeler tarafından karşılandığı belirtildi. Buna göre, yoksul ülkeler, son beş sene içinde 63-75 milyar dolar tutarında acil insani yardım talebinde bulundu, ancak 35-42 milyar dolar tutarında yardım alabildi.

“Varlıklı Ülkeler Tüm Sorumluluğu Üstlenmeli”

Oxfam’ın raporunda, Somali, Etiyopya, Kenya ve Güney Sudan’ın kuraklık nedeniyle büyük bir tehlike altında olduğunun altı çizilirken, bu dört ülkenin toplam küresel karbon emisyonunun sadece %0.1’ine sebep olduğu belirtildi. Ancak dünyadaki zengin ülkeler, toplam emisyonların %37’sinden sorumlu.

Türkiye’de de ekolojik yıkım, etkisini gündelik hayatta daha fazla hissettiriyor. Madencilik faaliyetleri, tüm bölgeleri kapsayacak şekilde çoğalıyor. Tüm coğrafya, yerli ya da uluslararası sermayenin yatırım alanları olarak görülüyor. İktisadi fayda temelli anlayışlarla tarım arazileri imara açılıyor, yeraltı ve yerüstü suları doğal yaşamı ihmal ederek tasarruf ediliyor, evimiz olan doğal çevreyi ve içindeki yaşamı tehdit eden politikalarla yaşamımız tehdit altında. Göller ve nehirler kuruyor, henüz kurumamış olanlar da inşaat projelerinin hedefinde. Her av mevsiminde açıklanan rakamlar ve kaçak avcılık nedeniyle Türkiye’nin yaban hayatı bitiriliyor. 2021’deki yangınlar, uzun zamandır süren kuraklık ve seller, yaşam alanlarımızın, suların, ormanların ve yaban hayatının yaşadığı tehlikeler iklim krizine karşı verilecek mücadele için yarının çok geç olacağını, yakıcı bir şekilde bize söylüyor.

Şimdi iklim krizinin makro açıdan geldiği boyutları konuştuktan sonra Türkiye’deki boyutlarını kısaca ele almak istiyorum.

Geçtiğimiz haftasonu Ankara’da sel felaketi yaşandı. 3 vatandaşımız hayatını yitirdi, hayatını kaybedenlerin arasında CHP Mamak Gençlik Kolları Başkan yardımcısı İlkay Yiğit’de vardı. İlkay arkadaşımızın ailesine yakınlarına başsağlığı diliyorum ve Ankara’da yaşanan yağıştan olumsuz olarak etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Fakat Ankara’da yaşanan bu felaketin nedeni İKLİM KRİZİ değil, tam tersine daha çok toplu taşımaya yönelmesi gerekirken otomobillere çalışan, ulaşımı sadece asfalt dökmek olarak algılayan, ODTÜ ormanına yol yapmaya çalışan Belediyecilik değil emlakçılık yapan, kenti müteahhitlere teslim eden eski dönem belediyeciliğin sonucudur.

Derelerin üstüne yol yapmanın sonucu bu!

”Doğayla uyumlu yaşamak için felaketleri beklemek zorunda değiliz.”

Uygun mühendislik ve çevre koşulları göz önüne alındığında doğal olan yağışlar felaketler doğurmak zorunda kalmaz.

Son 25 yıldır yaşanan bazı çevre katliamlarından kısaca bahsetmek isterim. Hepsinden bahsedebilmemiz için çünkü çok geniş bir oturuma ihtiyacımız olacak.

1) Hidroelektrik Santraller

 Hidroelektrik Santralleri’nin (HES) olumsuz çevresel etkilerini hepimiz az-çok biliyoruz. Fakat Türkiye’de dere yataklarına kurulu, doğal su kaynakları üzerine kurulu 685 HES olduğunu biliyor muyuz? HES kurulması için ilçe sınırları değiştiriliyor. Bu nasıl keyfi bir uygulamadır ki insanların yaşam alanlarını topyekûn saldırabiliyorsunuz! Bu sınırları hangi belediyelerden alıp hangi belediyelere geçiriyorsunuz ki HES kararlarınızı daha kolay uygulayabiliyorsunuz.

2. TERMİK SANTRALLER VE İKLİM KRİZİ

Türkiye, Temmuz 2020 verilerine göre aktif olarak çalışan 33 kömürlü termik santral ile dünya çapında en çok kömürlü termik santrali bulunan 10 ülkeden birisi. Dünyanın 7. en büyük kömür ithalatçısı olan ülkemizde Greenpeace raporuna göre kömürlü termik santraller ve yarattığı çevre kirliliği, her yıl 28 ile 58 bin insanın erken ölümüne sebep oluyor.

3. KAZ DAĞI’NDA 400 BİN AĞAÇ KATLEDİLDİ

Kanadalı Alamos Gold şirketi Çanakkale’nin içme suyu havzası sınırında, Kirazlı köyü Balaban mevkiinde işletmek istediği altın madeni ön hazırlık çalışması için yaklaşık 400 bin ağacı katletti.   

4. HASANKEYF ARTIK YOK!

12 bin 500 yıllık Hasankeyf, ömrü 40-50 yıl olacağı belirtilen Ilısu Barajının suları altında bırakıldı. Moğol istilasında bile zarar görmeyen binlerce yıllık kent AKP’nin yağma-talanından kurtarılıp gelecek kuşaklara taşınamadı!

Çocukluğumun perili kenti artık yok!

5. NÜKLEER SANTRAL UCUBESİ

Çernobil ve Fukushima kazalarının ardından tüm dünyanın vazgeçtiği nükleer enerjide AKP hükümeti yine kendinden bekleneni yaptı. Mersin’de nükleer santral inşaatı devam ederken, Sinop NGS projesi ise mali sorunlar çözülemediği için bir süre durduruldu. ÇED olumlu raporu verildi, şimdiden bölgede kanser vakaları artmış durumda. Bunlar arkadaşlar biraz araştırırsa TTB’nin sayfasında kolaylıkla bulabileceğiniz sonuçlar.

6) Kızılbük – Muğla Otel Projesi

Muğla’nın Marmaris ilçesindeki Kızılbük koyu sınırlarındaki Milli Park tahrip edilerek; Sinpaş Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO) A.Ş. ve Kızılbük GYO A.Ş. tarafından otel yapılmak isteniyor. Marmaris Milli Parkı’nda yapılmak istenen otel ve devremülk projesine ÇED Gerekli Değil raporu, 2021 yılında Marmaris’te gerçekleşen büyük orman yangınından beş gün sonra Muğla Valiliği tarafından verilmiş. Bu ne anlama geliyor? Otel yapmak için orman mı yakılıyor, bunu mu anlamalıyız?

7) ORMANLARIMIZ PARÇALANDI, AZALDI

2020 yılı sonu itibarı ile toplam 748 bin hektar orman alanı madencilikten enerjiye, turizmden ulaştırmaya uzanan geniş bir yelpazedeki uygulamalara tahsis edildi.

2021 Temmuz ayında başlayan yangınlarda ise 140 bin hektar ormanlık alan yok oldu. 2009-2020 yılları arasında yangın başına yanan orman alanı miktarı 3,30 hektar iken 2021 yılında yangın başına yanan orman alanı 49,95 hektara yükseldi.

Bütün bunlar yetmedi şimdi Aydos Ormanı’na millet bahçesi adı altında yeni bir katliam girişimi mevcut.  İstanbul’un su ve nefes kaynaklarından Aydos Ormanı, ağır tahrip altında can çekişiyor.

Yahu dünyanın neresinde görülmüş millet bahçesi yapacağım diye zaten var olan ormanları kesip biçmek. Bu nasıl bir rant sevdasıdır. Evet sevdalısınız! Ranta, talana, yıkıma o yıkımlardan sonra kimlerin cebinin nasıl doldurulacağına o kadar sevdalısınız ki torunlarınıza paradan başka bir şey bırakamayacaksınız. Çünkü gün gelecek bu ülkenin nefes yollarını tıkadığınız için torunlarınız burada nefes alamayacak!

Ne Validebağ Korusu, Ne Aydos Ormanı Millet bahçesi olamaz! Adı üzerinde KORU ve ORMAN bahçe değildir. Doğal alanları millet bahçesi adıyla ranta açmak bu topraklara ihanettir.  Bu kadar çevreciyseniz neden Validebağ Gönüllüleri 360 gündür nöbet tutuyor.

Arkadaşlar belki gene anlamayacaksınız Türkiye Ormanları Cengiz Holding’in şantiye sahası değil; kurdun, kuşun yuvası, sayısız canın suyu nefesidir.  Gelin bu suçlara daha fazla ortak olmayın.

 8. Marmara Denizi Ölüyor

Marmara Denizi’nde müsilajın kendiliğinden yok olduğu, Marmara Denizi’nin iyi durumda olduğuna dair bir yanılgı var. Durum ne yazık ki tam tersi. Marmara Denizi’nin kaybedecek zamanı yok ve bir an evvel, onu yaşama döndürmek için tedbir alınması gerekiyor. Marmara Denizi deyim yerindeyse “Yoğun bakımda”. Yerel yönetimler her ne kadar belli çalışmalar yapsa da artık su yüzüne çıkmış müsilajın çözümü noktasında ortak hareket edebilmek zorundayız. Son zamanlarda bakanlığının müsilaj ile ilgili işyerlerine yoğun denetim yaptığını ve bazı işyerlerinin çalışmasını durdurduğunu biliyoruz. Bu çok önemli bir adımdır.

9. KUZEY OTOYOLU VE HAVALİMANI FACİASI

İstanbul’un orman ekosistemleri son 50 yılda yaklaşık 270 bin hektardan 238 bin hektarlara kadar gerilerken, bu alansal kaybın yaklaşık üçte biri Kuzey Marmara Otoyolu ve havaalanı inşaatı ile gerçekleşti. İstanbul Havaalanının inşası sırasında su birikintisi denilerek 70 kadar göl kurutuldu.

10)ATATÜRK HAVALİMANI

Pandemide sahra hastanesine dönüştürülmek için de 2 milyar TL kredi kullandırılan havalimanının millet bahçesine dönüştürülmesinin arkasında, İstanbul Havalimanı’nın satışı olduğu iddiası mevcut. Yasadışı ve hukuksuz bir şekilde havalimanına iş makineleri sokuldu. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum imara açılmayacak dedi, ama biliyoruz ki açılacak. Hali hazırda zaten varolan bir havalimanını yıkıp çok başka bir yerde ormanları katledip, göçmen kuşların yol haritasının olduğu bir yerde gene mega bir havalimanı projesi inşa eden başkaca bir örneğin dünya üzerinde olmadığını biliyoruz. Gene biliyoruz ki İstanbul Havalimanı inşa edilirken iş cinayetleri ile ölen işçilerin vebali boynunuzda olacaktır.

Sizlere İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin son yıllarda çevre ile ilgili yaptığı bazı çalışmalardan bahsetmek istiyorum. Sizler de benim gibi bu şehirde yaşıyor, mutlaka etrafınızdaki bazı olumlu çalışmaları farkediyorsunuzdur diye düşünüyorum. Bazı güzellikleri göz ardı etmeniz mümkün değil, elbette sizler de bu uygulamaları destekliyorsunuz.

             2021-2022

ÇEVRE FAALİYETLERİ

(Temmuz 2021 – Haziran 2022 dönemi)

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstanbul’un vizyonunu ve revize edilen İklim Değişikliği Eylem Planı’nı açıkladı. İstanbul Türkiye’de C40’a (Büyük Kentler İklim Liderlik Grubu) üye olan ilk ve tek belediye olup 2019’da Kopenhag’da düzenlenen ‘C40 Belediye Başkanları Zirvesi’ne katılan Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu tarafından “Deadline 2020” Taahhüdü imzalanarak İstanbul’un 2050 yılı için “karbon nötr” ve “dirençli şehir” olma hedefi kabul edilmiştir.

 

2050 yılı karbon nötr hedefi doğrultusunda 2022 yılında yayınlanmak üzere İstanbul Atık Yönetim Planı hazırlandı.

 

İBB’ ye ait 6 adet hizmet yerleşkesi için

“Sıfır Atık Belgesi” alındı.

(Saraçhane, Bakırköy, Kasımpaşa ve Kartal Hizmet Binaları, Lojistik Destek Merkezi, Zabıta Dairesi Başkanlığı Edirnekapı Yerleşkesi)

2021 yılında, Yıllık 1,38 milyon ton CO2 emisyonu azaltımı sağlayan İBB Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi açılarak enerji üretimi 2 katına çıkartıldı.

 

Atıklardan 1 Milyon 169 Bin 204 MWh

elektrik enerjisi üretildi.

 

Evsel atıklardan 13 Bin 589 ton Kompost üretildi.

İstanbul genelinde park ve bahçelerde toprak iyileştirici olarak kullanıldı.

 

İBB olarak Geri Kazanım Tesislerinde karışık belediye atıklarından ayrıştırılan 4 Bin 820 ton geri dönüşebilir malzeme ekonomiye kazandırıldı.

Alınan İMÇK kararı ile İstanbul genelinde ayrı toplanmaya başlayan gıda ve yemek atıkları 2021 yılında açılan Kemerburgaz Biyometanizasyon Tesisinde enerji ve gübreye dönüştürülmeye başlandı.

ATY Tesisinin günlük kapasitesi 3 katına çıkarılmış olup sanayiden kaynaklanan geri dönüşümü ekonomik olmayan kalorifik değeri yüksek atıklardan yakıt üretimi gerçekleştirilmektedir.

Kömürcü Entegre Mekanik Biyolojik Ayrıştırma Tesisinde proses revizyonu yapılarak,

Karışık belediye atıklarından 18 MW (megawat) enerji üretimi kapasitesine sahip Kömürcüoda Biyometanizasyon Tesisi faaliyete alındı

 

8 Mart 2021 Dünya Kadınlar günü itibariyle, ilk kez 55 kadın personel kent meydanlarında temizlik hizmetine başladı.  Yıl sonuna kadar kadın personel sayısı 79’a çıkartıldı.

 

Sıfır atık bilinçlendirme çalışmaları kapsamında, 9 Bin 350 kişiye sıfır atık eğitimleri verildi.

               5 Milyon 083 Bin 049  Ton Evsel Atık

Kömürcüoda ve Silivri-Seymen

düzenli depolama sahalarında bertaraf edilerek enerji üretimi gerçekleştirildi.

 

Silivri Seymen Çöp gazından Enerji Üretim Tesisinin ilk etabı

18 MW kapasite ile Eylül 2020’de açıldı. Tesis kapasitesi 2022 yılı itibariyle 36,4 MW’a çıkartıldı.

 

4 Milyon 398 Bin 517 Ton Atık

8 adet Katı Atık Transfer İstasyonundan

geri kazanım tesislerine ve düzenli depolama alanlarına taşındı.

 

704 Bin 167 m3 Çöp Sızıntı Suyu çevreye zarar vermeden MBR teknolojisiyle arıtıldı.

 

2021 yılında Vatandaşlar ve üretici gruplar ile birlikte atık malzemelerden küçük ve orta ölçekte farklı ürünlerin tasarlanıp üretildiği ve çeşitli ileri dönüşüm etkinliklerinin düzenlendiği  Döngüsel İşler Atölyesi  açıldı.

2021 yılında Şile Kömürcüoda’da 100 ton/gün kapasiteli Endüstriyel Atık Yakma Tesisinin yapımına başlandı

 

64 adet lisanslı araçla yaklaşık 9 Bin 500 Sağlık Kuruluşundan,

32 Bin 904 ton  Tıbbi Atık toplanarak sterilizasyon ve yakma tesislerinde bertaraf edildi.

 

Başakşehir Aktarma İstasyonu faaliyete alındı ve Esenler Aktarma İstasyonunun yapımı tamamlandı.

Anlattığım bu çalışmalarda emeği geçen başta Çevre Koruma Kontrol Dairesi Başkanlığı’na ve tüm alt birimlerinde çalışan çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Bizler 16 milyon İstanbulluya hizmet ve değer üretirken katılımcı, şeffaf ve demokratik anlayışımızı geliştireceğimize söz veriyoruz. Elbette çevre adına yapılan bu çalışmalar yeterlidir bütün sorunlarımızı çözüyor diyemeyiz. Fakat gerçekten sistemli bir anlayışla çevreye karşı yapmamız gereken görev ve sorumluluklarımızı biliyor buna uygun politikalar geliştireceğimize inanıyoruz. Ekolojik sistemle uyumlu projelerimizi sürekliliğini sağlayacağız. Ranta değil insana ve doğaya, bir avuç insana değil bütün İstanbullulara, kenti betona gömen-insanı insandan-doğadan koparan mega projelere değil, kent hafızasını ve tarihini koruyarak onu gelecek nesillere aktarabilecek, kent yaşam hakkını savunan projelere ortaklık edeceğimizi buradan tekrar söylemek isterim.

Example HTML page

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir